Zeki Oğuz
İnsan yaşlandıkça anılar daha baskın hale geliyor yaşamında. Her an herhangi bir şey anılara alıp götürüyor insanı. Sıkışıp kaldığım beton yığınlarının arasından geçip yıllar öncesine dönüyorum.
Elli yıl öncesi. Musalla mezarlığının batı tarafı olduğu gibi bağ. Daha beton yığınları yok, garaj yok. Bağların batısı Boyacı tarlası. Birer ikişer katlı evlerden oluşmuş bir mahalle. Doğudan batıya uzanan üç paralel sokaktan oluşan bir mahalle. Genellikle Sille taşından yapılma evler. Evlerin önünde oynayan çocuklar, hem iş gören hem dedikodu eden kadınlar.
Mahallenin önünden Malas Caddesi geçiyor ama cadde demeye bin şahit ister. En ufak çisentide çamur deryasına dönüşüyor yol. Yolun batı tarafı Sille’liler mahallesi. Kuzeyden güneye uzanıyor. Çoğu iki katlı düzgün yapılmış evler. Sille’de yapı ustalarının çokluğu bu mahallede kendini gösteriyor.
Her iki mahallede insan ilişkileri sıcacık, düzeyli. Yaşlılar birbirlerine konukluğa gidip sohbet ederken biz gençler ya da gençlik çağına yeni adım atanlar boş zamanlarımızda top peşinde koşturuyoruz. Boyacı tarlasındaki gençlerin oyun alanı Musalla mezarlığının içindeki boş bir alan. Sille mahallesinin gençleri ise tren yolu ile mahallelerinin arasındaki boş bir arsada oyun oynuyorlar.
Ben sanat okuluna gidiyorum ama arkadaşlarımın çoğu bir sanat öğrenme peşinde. Kimi tamirci kimi inşaat boyacısı. Akşamları Deli Hasan’ın bağında buluşup kuru omcaları yakıyoruz. Eğer yeterli harçlığımız varsa sinemaya gidiyoruz.
Boyacı tarlası Parsana’nın başlangıcı. Devlet hastanesinin yanıbaşından geçen Malas caddesi Sille gırına ulaşıyor. Bizim mahallenin kuzeyinde göçmenlerin mahallesi var. Çok çalışkan ve iyi insanlar. Gençleriyle arkadaşız hep. Onların evlerinin hemen arkası bizim ortağa ekin ektiğimiz ekin tarlaları. Tren yolu geçiyor göçmen evlerinin yanından. Tren yoluna paralel olarak da bir dere var. Şeker faprikasının suyu akıyor bu dereden. O kötü kokulu suyla ekin tarlalarını suluyoruz. Genellikle arpa ekiyoruz sulanan yerlere. Adam boyu yükseliyor arpalar. Genellikle kosa ile işliyoruz arpayı.
Tren yolunun kuzeyinde seyrek mahalleler var. Genellikle verimli ekin tarlaları her taraf. Bu tarlaların çoğunu ortağa ekip biçiyoruz. Çoğu vakıf mülkü. Harman zamanı kaldırdığımız ürünün yarısını mülk sahibine ya da mütevellisine teslim ediyoruz.
O yıllar araba çok az. Malas caddesi pek işlek değil. Çoğunlukla at arabalı gidip g eliyor. Sille yolu daha işlek. Eski yorgun Şteyr arabalar durmadan gidip geliyorlar Sille taş ocaklarına. Tuğla-kiremit faprikasına da çok araba girip çıkıyor. Hem at arabası hem kamyon.
Sille yolu ile Malas caddesi arasında kalan bölgede iki büyük faprika var. Halı faprikasında bizim mahallenin kızları çalışıyor çoğunlukla. Tuğla kiremit faprikasında ise çevre köylerden gelen gençler çalışıyor. Daha Uğurlu villalar ortada yok. Bizim köyden biri o bölgeye bir ev yaptırıyor. At arabası ile tuğla kiremit çekerek evini geçindiriyor. Köylüler dalga geçiyorlar adamla. “Gırın yüzüne ev yaptın,tilkiler yer seni”,diye. Şehrin göbeğinde kaldı şimdi oralar. Malas caddesinin kenarında iki geçeli testi-tuğla ocakları var. Sille’li ustalar çalıştırıyorlar genellikle. Bizim köyden testi-tuğla işi yapanlar yabana gitmeyi tercih ediyorlar, Derbent’liler, Tepeköy’lüler gibi. Gölbaşı, Yalova, Manisa gibi yerlere.
Parsana olduğu gibi ekin tarlası. Gözalabildiğine verimli topraklar. Sille gırında müthiş kavun, karpuz yetişiyor. Beyşehir tarafından gelen tarihi Tuz-Deve yolu buradan geçip Aksaray’a doğru devam ediyor.
Çoğunlukla Hocacihanlıların koyun sürüleri yayılıyor Parsanada.
Kocaman demir yığını bir ekin makinamız var. Ekin işlerken deste atma işini bana yıkıyorlar. Çok zor bir iş. Bıçağın önüne dolan ekini almak için bedanatı her sallayışımda bir toz bulutu içinde kalıyorum. Düğenle buğdayı sürmek biraz kolay ama arpayı sürerken sıcak ve arpanın tozu yakıp kavuruyor insanı.
Derken ilk modern makinalar görünmeye başlıyor Parsanada. Biçerdöverler bizim günlerce yaptığımız işi birkaç saatte bitiriveriyorlar. Sonra ki yıllar daha kolayımıza geldiği için biz de biçere veriyoruz ekinleri ama çok uzun sürmüyor bu. Tarlalar önce parsellere bölünüyor sonra beton yığınları kaplıyor her yanı.
Boyacı tarlasında çok değişik beldelerden gelen aileler var, birkaç göçmen, Sille’liler, Malas’lılar vb. O yıllardan tek bir kavga, gürültü olayını hatırlamıyorum. Şimdi gıda toptancılarının bulunduğu bölgede bizim köylülerin büyük bir bahçeleri var ama onların mahalleliyle pek ilişkileri yok Köyle de ilişkileri kopuk. Malas caddesinde şehirden epeyce uzakta bir tatar mahallesi var. Ekin tarlalarına gidip gelirken o mahalledeki gençlerle de arkadaş oluyoruz.
O yılları düşünüyorum, mahalle kavramı sıcak dostluk ilişkileri anlamına geliyor benim için. Birbirlerini görünce yüzleri gülen, selamlaşan, ayaküstü bile olsa hasbıhal eden insanlar. Bir evde hamur işi yapıldığında kokusu komşuya gitmiştir, diye düşünen insanlar. Meyvasını ekmeğini komşusuyla bölüşen insanlar.
Şehrin bir ucu Buzlukbaşını aştı. Yazır şehre karıştı. Ankara yolunun doğusunda kalan stepler sanayi bölgeleriyle doldu. Artık gökdelenlerimiz bile var. Yoksa plaza mı demeliydim?
İyi mi oldu?
Bilmiyorum.