M.Ali Birand'ın bugünki yazısında ilgili bölüm...
Milli Marş'ı arz ederim (!)
Bülent Arınç’ın birçok görüşüne katılmayabilirsiniz, ancak bazen öyle noktalara değinir ki, alkışlamadan da edemezsiniz. 6 nisan tarihli Yeni Şafak’ta Mehmet Gündem’e verdiği demeçte, benim de çok paylaştığım bir noktaya değindi. Gündem çok doluydu, bundan dolayı bugüne kaldı. Soğukkanlı şekilde incelersek, Arınç’a hak vermemek imkansız.
“...Sivil toplantılarda birisi çıkıp programı arz ediyorum diyor. Askeri bir toplantıda olsa anlarım. Ama sivil bir toplantıda “arz ederim”. Ardından saygı duruşu, İstiklal Marşı, konuşmalar, plaket töreni diyor ve sonunu yine arz ederim diye bağlıyor. Garnizon kültürü... 12 Eylül'den kalma bir şey. Çoğu valiye bunu söyledim, neden arz etsin, saygıdeğer konuklar diye başlasın. Benim İstiklal Marşı ile bağımı kimse sorgulayamaz ancak Türkiye'de bazı şeyler sulandırılıyor, gereksiz yerlerde kullanılıyor.
Milli törende, resmi toplantıda saygı duruşu ve İstiklal Marşı'nın gerekli olduğunu ben de düşünürüm. Ama konsere, konferansa saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlanılmamalı. Adana'da bir sivil toplum örgütünün düzenlediği ekonomik istikrar konulu toplantı da İstiklal Marşı ve arz ederimle başlayınca garip oluyor... Meclis Başkanı iken eşimle birlikte bir huzurevine ziyarete gittik. Hediyelerimizi verdik, ellerini öptük, yanlarına oturduk. Bir sunucu çıktı, programı “arz ediyorum” dedi. Ardından saygı duruşuna çağrı yaptı. Hem üzüldüm hem kızdım. Yerinden kalkamayacak yaşlı ve hasta kadınlar vardı. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Kollarına giren görevliler oldu, ayağa diktiler. Huzurevinde resmi törenin ne anlamı var? Siz şirketin yönetim kurulu toplantısında saygı duruşu, İstiklal Marşı okur musunuz? Her şeyin bir adabı var. Bu işin de bir kuralı olmalı…”
Bunlar gerçekten de çok doğru saptamalar.
Sivil Toplum Kuruluşlarında olsun, resmi toplantılarda konuşan veya sunuş yapanlar olsun “Arz ederim” alışkanlığından mutlaka kurulmalılar. Askere sevimli görünmek için midir, yoksa onlardan korkmak mıdır, anlayabilmiş değilim. Üstelik askerlerin böyle bir talepleri olduğunu veya telkinde bulunduklarını da hiç duymadım.
Olduk olmadık yerlerde Milli Marş okuma merakı da 1990’lardan kalma bir alışkanlık. PKK’nın en azgın olduğu dönemlerde, birlik beraberliği teşvik eder diye, kendi kendine başlayan bir uygulama bugüne kadar sürdü.
Şimdi de, kimse vazgeçemiyaor. “Vay vatan haini” diye kovalanmaktan korkuluyor. Kimse “artık buna ihtiyaç kalmadı” diyemiyor. Oysa, Milli Marşın önemi vardır. Tribünlerde küfürler arasında marş söyletmek, tam aksine ters tepki yapar. Üstelik, Milli Marşın nerede okunması gerektiği de yazılıdır, ancak kimse dikkate almaz.
Bu değişikliği AKP iktidarı da yapamaz. Hemen farkı yönlere çekilir. Atatürkçülüğü unutturmakla suçlanırlar. En doğrusu, Milli Güvenlik Kurulu bu yönde bir karar alır ve basit bir yönetmelikle düzenlemeye gidilir. Nerede ve hangi durumlarda Milli Marş söyleneceği yeniden hatırlatılır.
Bunun, vatanı sevip sevmemekle ilgisi yoktur. Önemli olan belirli değerlere saygı göstermektir.