Bir Patolojik Vaka: Ahmet Hakan
Oysa ciddi meseleleri nasıl da dert edinmişti.
Hürriyet yazarlarının fazlasıyla ilgili oldukları ama bilgileri bulunmadığı için ayakları yere basan bir analiz yapıp adam gibi yüklenemedikleri muhafazakar kesime en nokta vuruşları yaparak bir anlamda Hürriyet’in o eksiğini gideriyordu.
Öyle ya, geldiği yer nedeniyle eski kardeşlerinin anlayıp etkileneceği terminolojiye hakim, ruhsal durumlarını ve zayıf noktalarını bilebilecek kadar onların içinden ve her çıkışından fazlasıyla rahatsız olabilecekleri kadar o mahalledendi.
Her ne kadar eski kardeşleri yatağına işemesinden dönekliğine kadar olmadık konularla geçmişini anımsatsalar da, dozu yükselen her atak onu dipte derinde hala kendilerinden görmeleri ve dönmesini ve eski siperini bombalamasını kabul etmemelerinden kaynaklanıyordu.
O da, bir yandan yeni mahallesinin kendisine biçtiği rolden fazlasıyla memnun, bir yandan yarattığı rahatsızlık nedeniyle hem yeni mahalle arkadaşlarına caka satma hem de eskilerden hınç alma duygusu arasında gidip gelirken “Ben bunların ciğerini bilirim” edasıyla gün aşırı Ak Parti’yi ve aktörlerini deşifre ediyordu ciddi ciddi.
Abdullah Gül’e vurması, Kanal24’ün başına geçmesine Gül engel olduğu için makam hırsına atıf yapılıp geçiştirilme yoluna gidiliyor, basındaki eski arkadaşlarına vurması çiş hesabının görülmesi olarak ciddiye alınmamaya çalışılıyor, Milli Görüşçülere vurması Erbakan’ın kızına olan karşılıksız aşkının telafisi olarak “anlaşılıyor!”, merkeze konumlanıp kenara sataşması kendini kabul ettirme telaşına verilip maskesi indiriliyordu.
Ama bu sadece bir şeydi.
O’nun için asıl olana giden yolda sadece bir şey…
O öyle bir şeydir ki, kendinizi nasıl ifade ederseniz edin, nereye koyarsanız koyun hayatınızdaki o şeyi tamamlayamamışsanız, geri kalan her şey o asıl olana giden yolda sadece sos olarak kalır.
İşte o tamamlanamamışlıkladır ki, ne kadar değiştim dese de hiç değişmemiştir Ahmet Hakan.
Nasıl ki İslamcı takıldığı dönemde ıkına sıkına sunduğu haberlerde çizdiği cool tavırla mutaassıp kızların jönü olmak misyonu tüm gazetecilik yada sunuculuk duruşunun önünde geliyorduysa, değişmek için attığı kırk takladan sonra da hala aynı şekilde tek ve asıl derdi ortam adamı olmaktı.
Onun için mevzi değiştirmiş olsa da hala aynı eksikliğin içinde kıvranan “eşini arayan adam” olarak gün aşırı magazine takılır, ortam kızlarına sinyal verir, Okan Bayülgen sendromunda olduğu gibi üst perdeden atıp ters bir tahakküm kurma&var olma çabası içine girer ve çaktırmamaya çalışarak açıkça yakarır: “Beni kabul edin ve dünyanızda var edin!”
Onun için şaşırmayınız.
Ne isminin daha önce başka ortam kızları ile anılmasına hayret ediniz, ne konsantre aşklarını yenilerine kapı açsın diye en ucuz magazinci ayak oyunuyla ifşa etme&ettirme girişimlerini garipseyiniz, ne hem magazine galebe çalan hem de görece daha elit bir hava veren Pelin Batu ile ilişkisini lanse edi(li)şini ciddiye alınız, ne de “Ahmet Hakan Aşkı buldu yazmayı unuttu” gibi hayret ünlemleri ile biten cümleler kurunuz.
Adamcağız sadece eksikliğini bastırmaya ve kompleksini gidermeye çalışıyor. Hepsi hepsi bu.
Böyle patolojik vakalar için söylenebilecek tek söz var oysa, onu diyiniz: Yazık…