Bir kanal 7 hikâyesi

Mustafa Yiğit

O televizyonu ilk ne zaman izledim hatırlamıyorum, ama “bizden bir televizyon”du.

İskele sancağıyla, ana haberiyle yeni bir bakış açısı sunuyordu.

Hep mi halkın değerlerine yabancı televizyonları izleyeceğiz derken imdadımıza yetişivermişti.

Kendi televizyonumuzdu bir nebze de olsa.

O televizyonun en önemli simgesi de şüphesiz sakalıyla, entel sorularıyla kitlelere farklı bir dünya sunan Ahmet Hakan’dı.

Elimde bir röportaj var…

Yenişafak’ta 1996 Nisan’ın da yapılmış.

O dönemin en parlak televizyon sunucusu röportajın konuğu.

Ahmet Hakan Coşkun’la yapılmış bu röportajın girişinde “Bir yerde Kanal 7 konuşuldu mu, Ahmet Hakan Coşkun’da konuşulur. Ve Ahmet Hakan Coşkun bir yerde Kanal 7’yi konuştu mu yoksulları da konuşur” diyor.

Ahmet Hakan Coşkun o röportajda “Kanal 7, yayın hayatına ilk başladığında çok tuttuğum bir sloganla çıktı: Sessiz yığınların sesi. Haber Saatini izlenir kılan önemli unsurlar var…aydın Menderes’le ilgili haber yaparken bir yürek burkuntusu yaşamak, yoksulların yanında yer almak, rantiyeye karşı çıkmak, espri yapmak, bu toprakların sahibi olduğumuz gerçeğini her an duyumsamak ve daha neler neler…Hiç şüphesiz bunlar bizi biz yapanlar.”

Yine röportajda başka bir soruya verdiği cevapta Ahmet Hakan “ Önemli olan bu ülkenin çocuklarını yakalamış olmak. Ortaköy’de bara takılanlar da, camiye gidenler de bizi izliyor...Bize herkes kendi jargonuyla teşekkür ediyor. En önemsediğimiz teşekkür biçimi ise ‘Allah razı olsun’…” diyor.

Evet Kanal 7’yi biz tam da böyle tanımıştık.

Bu ülkenin çocuklarının hikayesini anlatıyordu kanal 7, ilk önceleri.

Ancak son dönemde ya bu ülkenin çocukları değişti, ya da kanal 7’nin hikayeleri okunamayacak, seyredilemeyecek kadar rezilleşti.

Bunun böyle olduğuna dair pek çok delil var elimizde.

O dönemden bu yana kanalın yüzü Ahmet Hakan’ın da ne kadar değiştiğini hepimiz biliyoruz.

Ahmet Hakan şimdilerde eski statükonun temsilcisi olan ve su almaya başlayan Amiral Gemisinde iskele sancak vaziyetinde idare ediyor, yeni seyrüseferlerle Nişantaşını ve bilumum beyaz Türk’ün yaşadığı yerleri keşfe çıkmış durumda.

Kanal 7 ise tam anlamıyla lümpenleşmeyi yaşıyor.

Halkın kanalı olalım derken, özünden sapan, sayısız kötü programa imza atan, ipe sapa gelmez türkücü şarkıcı, sunucuya program yaptıran bir yola girmiş durumda.

Duygu sömürüsünün, sahte delikanlılık raconlarının, arada kalmışlığın simgesi olan bir kültürü televizyonlara taşımaktan ve seyircisine saygısızlıktan başka bir şey yapmıyor kanal 7.

Yaptığı eğlence programlarından tutun da, gösterdiği filmlere kadar pek çok açıdan adeta dökülüyor kanal.

En son bir eğlence programı yaptırdığı türkücünün sansasyonel haberiyle gündeme geldi.

Olaya karışan türkücüleri ve o meşhur olayı herkes biliyor…

Bu nedenle burada adlarını zikretmeye, olayı tekrar anlatmaya gerek görmüyorum.

Ancak Türk milletine rol model olarak sunulan bu şahısları halkın karşısına çıkaran televizyonlara da sitem etmeye hakkımız olduğunu düşünüyorum.

Gerçi o olaydan sonra söz konusu türkücüyle yollarını ayırdıklarını söylemişler program yapımcıları.

İyi de yapmışlar. Ancak bu örnek bir tane değil ki. Türkçenin çok kötü kullanıldığı, evlilik kurumunun yıpratıldığı programlar da hala kanalda gösterimde.

Yine daha önce de aynı şekilde bu tarz bir haberden dolayı başka bir sunucuyla yollarını ayırmıştı televizyon.

Sorun bu adamların program yapıp yapmamaları değil.

Sorun televizyonların zihniyetlerinde, seyirciye bakış açılarında var olan sakatlıklar.

Çünkü ben, reyting uğruna lümpenleşen televizyonların bu ülkenin çocuklarının hikayesini anlattıklarına, anlatacaklarına inanmıyorum.

****

Kurban bayramının herkese mutluluk, huzur, güzellik getirmesini diliyor, yaşanan acıların üzerine merhem olmasını, bir ve beraber olarak yaşama arzumuzu her daim var kılmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.