Bilmiyorsan ortası dersin…

M. Faik Özdengül

Başlangıcı severim. Umut vardır. İyimserlik vardır.

Sonları sevmem. Adı üstünde son. Bitiş.

Peki, nerede olduğunu bilmezsen? Orası neresi?

Bilmiyorsan ortası dersin. Böylece ikisinin ortasında olmak ikisini de yakın yapar. Kendini kandırman kolaylaşır.

Kandırmak?

İki şeyle yüzleşmek zordur. Güneş ve gerçek.

Mahzenden çıkıp geldi lafın ortasına. Elinde kandille. Kandil hala yanıyordu. Tuhaf görünüyordu aydınlıkta, elinde kandille.

Söndürmeyecek misin?

Aşağıda uzunca bir süre kaldığından. Ona aşina. Onun vazgeçilmezi olmuş dedi. O hala elinde kandili sımsıkı tutuyor bırakamıyordu. Zaten kendisi söndürmese de ya kandil biter, ya da bir rüzgar söndürür telaş etmeyin. Bunu süpürgeci söyledi.

Yenisini bulur. Bizimkisinin huyudur. Kandilsiz duramaz mahzenci. Cepkeninden mendilini çıkarıp, alnındaki terleri silerken söyledi.

İyi de sonuçta kandil, güneş değil ki. Onun da bir ömrü var. O da biter. O da söner. Her şey için belirlenmiş bir süre var.

İtiraz etti, uzaktaki adam. Yahu, adam mahzenci. Güneşi mahzene indirecek hali yok ya. Adamın işi karanlıkta.

Haklısın. Mahzende işe yarar kandil. Fakat itirazımız şuna ki, hala elinde ve yanıyor. Burası mahzen değil. Ve güneş kendini göstereli çok oldu.

Çok alıştım ona. Benden bir parça o. Bunu hisli söyledi mahzenci. Bana ışık tuttu. Yoldaşım oldu. Sevdik birbirimizi. O yüzden nerede olduğum fark etmiyor. İlla ki, yanımda olsun istiyorum.

Ey mahzenci, ey karanlıklarda yol arayan, ey gözlerini karanlık bürümüş adam. Ve ey dünyası karanlık olmuş biçare. Mahzenin yarasalarından huy kapmışsın. Güneşe bakarsan bir an, gözlerin kamaşır ve ne kandil ne de başka hiçbir şey görünmez olur. Kaldır kafanı. Hadi güneşe bakmıyorsun. Güneşin izini, emaresini de mi görmüyorsun? Su bile onunla yol alır semaya. Çiçekler ona doğru açar yüzlerini. Şu derviş onunla tutar orucunu. Ona göre kılar namazını. Ay bile onun izniyle gösterir cemalini. Şu kandile bu bağlanmışlık niye? Eninde sonunda bitecek. Ömrü belirli ve sınırlı. Kime yar olmuş ki sana yar olsun. Hadi mahzende yoldaşındı, çıktın hala himmet beklersin şuncacık kandilden. Alemde nice kandiller eridi, nice benim diyenler hafif bir rüzgara bile dayanamayıp yarı yolda bıraktı yoldaşını. Güneşe yar ol. Ay gibi aydınlatmak için ona güven.

Daha devam edecekti ki, mahzenci ağlamaya başladı. Kimse anlamadı ne olup bittiğini. Sadece o ayaktaydı. Ve kandil hala yanıyordu. Elinin kızardığını görebiliyordum. Bitmeye az kalmış kandilin sıcaklığı ellerini yakmaya başlamıştı bile. O hala elinde tutuyordu.

Anlamıyorum dedi. Yine cepkeninden mendilini çıkarıp, yine sildi alnında biriken terleri.

Gönlümün dizginini, senin eline öylesine verdim ki,

Pişti mi dersen sen, yandı bile derim ben.(Fih_i Ma fih)

Herkes şaştı. Mahzenci nereden öğrendi, kimden söyledi. Ne zaman öğrendi. Öğretildi mi? Gönlüne mi düştü? Söylerken ağlamaya devam etti hem.

Yanmakta olduğunu biliyordu ki, zaten kandil de bitmek ve terk etmek üzereydi.

Olsun zararı yok dedi Hancı. Ve kınamadı onu. Sadece bir hal dedi bu. Bir basamak. Merdiven de çıkar yolcular. Yürürken yokuş ta tırmanır. Nefesleri yetmez olur. Yakar bazen güneş. Lakin oyalanmazlar. Bu da bir hal dedi ve ilave etti:

Gönle dedim ki: A gönül, bilgisizlikten,

Nasıl bir kişinin tapısından yoksunsun, bilir misin?

Gönül bana, a arayan dedi, yanlış söylüyorsun;

Ben tapıdayım da sensin başı dönen.(Fih-i Ma Fih)

Nerde olursan ol, ne halde bulunursan bulun; sevmeye, âşık olmaya çalış. Sevgi mülkün, ülken oldu mu, boyuna âşık olursun; mezarda da, mahşerde de, cennette de âşık olursun; sonu gelmez ya; boyuna âşık olursun. Mademki buğday ektin, kesin olarak buğday biter; ambardaki buğday da o biten buğdaydır. (Fih-i Ma Fih)

Mecnûn, Leylâ'ya bir mektup yazmak istedi; eline kalemi aldı, şu beyti söyledi:

Hayâlin gözümde, adın ağzımda;

Anışın gönlümde, nereye yazayım?

Mâdem ki, hayâlin gözü durak edinmiş, adın ağızdan gitmiyor; anışın can evinde; peki, mektubu kime yazayım; buralarda dolaşıp duruyorsun sen dedi de kalemi kırdı, kâğıdı yırttı.(Fih-i Ma Fih)

Mahzenci uzaklaştı. Görünmez oldu. O gitmeden kandil bitip gitmişti zaten. Elindeki yanıkla ilgilenmedi bile. Nasılsa geçer, belki bir iz kalır en fazla, iyi de kötü de geçer dedi adam ve yine sildi alnında biriken terleri.

Doğru dedi süpürgeci. Bir yandan süpürmeye devam ederken.

İyi de kötü de geçer.

 

www.pozitifdegisim.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.