Benim de bir dilekçem var!

M. Faik Özdengül

Geçen haftaydı… Zaman gazetesinde Ekrem Dumanlı doktorlara bir dilekçe yazmış. Belki de yazı doktorlarla ilgili olunca algıda seçicilik yaptım ve dikkatimi çekti okudum. Yıllardır okuduklarımdan hiçbir farkı yok. Ne konuşulanlar ne de düşünme biçimi. Tamamen hakkını da yemeyelim küçük nüans farkları var. Örnek vermek gerekirse Makedonya’daki mülteci kampından söz ediyor ve Afrika’yı misyoner doktorların Hristiyanlaştırdığını söylüyor.

 

Aslına bakılırsa benim bu yazıyı kaleme alma nedenim bu değil. Yazılanlar doğru ya da o haklı bu haklı meselesi de değil. Bir insanın yakını vefat ediyor. Çeşitli duygulanımlar yaşıyor. Bilinci projektörünü bir yere odaklıyor. Orayı gözlemliyor. Beklentileri gerçekle uyuşmuyor ve bunu dile getirmeyi toplumsal bir görevmiş gibi yapıyor. Gazeteci olduğu için. Her gün aynısını ve hatta daha fecisini yaşayan binlerce insan bunları anlatamıyor bile, yutup geçiyor. Askerdeyken dinlediğim bir general de toplumun bütün kurumlarının yozlaştığını sadece ordunun tertemiz ayakta olduğunu söylemişti. Bilmiyorum Ekrem Dumanlı basının tertemiz ayakta olduğunu söyler mi?

 

Doktorları savunmaya niyetim yok. Herkes neyse onlar da o. Toplumun öncelikleri, değerleri, motivasyon kaynakları, kırılma noktaları her neyse. Diğerlerinden farklı da değil. Üstünde de değil. Altında da.

Benim asıl üstünde durmak istediğim Zaman gazetesi gibi ulusal kimliği olan bir yerde yazılanlar daha yukardan bakmalı olan bitene, daha hikmeti sorgulamalı, daha bütün bir resim sunmalı insanlara. Ben bu yazıyı okuyunca hemen ayrılık ve birlik kavramları geldi aklıma.

 

Hangi kelimelerin ayrılığı hangi kelimelerin birliği ve birlikteliği çağrıştırdığını düşündüm hızlıca. Doktorlar kelimesinin ana fikir olduğu bir konuşmada orada konuşmanın muhatabı kaç kişi varsa her birinin mesleği gereği o kadar ayrışma söz konusu. Belki de Ahmet Altan haklı, sanırım o yazmıştı. Sistem bölerek yönetiyor diye. Bu sadece bizim ülkemizle ilgili değil. Yöneten her kimse, güçlü her kimse yaşadığımız Dünyada bölerek kolaylaştırıyor işini. İşte yanı başımızda Irak. O da bölünüyor. Sıranın bize de geleceği söyleniyor. Bizim ülkemize gelelim. Konuştuğumuz kelimelerin ne kadarı ayrıştırıcı ne kadarı bütünleyici? Buna çekmek istiyorum dikkatimizi. Rahmetli babaannemi hatırladım şimdi bunları yazarken. Bizimle birlikte televizyon seyrederdi zaman zaman. Bir futbol maçı filan varsa ve biz de heyecanla seyrediyorsak şunu sorardı: “Yavrum hangisi İslam hangisi gayrı Müslim” bugün biz nasıl merak ederiz? Hangi ulus, hangi şehir, hangi gurup vb. Zihnin inanç kısmı,  bakış açısını belirliyor. O da düşünme biçimini o da duyguyu ve ardından davranış. Bölük pörçük. Ayrıştıkça yalnızlaşma ve güvensizlik de artar.

 

Daha sosyolojik bakarsak, yaşadığımız toplumu ve dünyayı ayrıştırmak yerine bir araya getirmek bizim asli görevimiz. Bir yandan bizi bölenler kendi aralarında birlikler kurup bir araya gelmeye çalışıyor. Kendi toplumumuz açısından birleştirici kelimeleri bulup daha çok kullanır hale gelmeyi öneriyorum. O yüzden yazdım bu yazıyı. Olaylara bakarken bütünleştirici bakmayı ve bütünleştirici kelimeler kullanmayı. Bulunduğumuz yerde kaç kişi varsa, bir yerde, bir mecliste, bir konferansta, bir salonda, bir şehirde, bir ülkede hemen oradakileri en çok bir araya getirecek kelimeleri seçip kullanmak amacımız olmalı. Doktorlar diye başlanan bir konuşmamı yoksa hangisi İslam diye başlanan bir konuşmamı daha çok bütünleştirir? Sorduğum soru bu.

 

Şimdi bu yazıyı Ekrem Dumanlı okusa. “Ya benim demek istediğim bu değil” der belki de. Haklı da. Ben de aynı şeyi söylüyorum. Ben sadece bu yazıdan hareket ederek bütünleştirici olmayı hatırlatmak istedim. Doktorları savunmak istesem haklı gerekçeler bulabilirdim. Zira yazıda belirtilen Makedonyada’ki mülteci kampında biz vardık Türk doktorları olarak. Hem de diğer ülke doktorlarının her biri devlet destekli olmasına rağmen biz kendi imkanlarımızla gitmiştik. Güneydoğuya bugün giden meslek gurubunun içinde askerlerden sonra ikinci sırayı yine doktorlar alır. Bunları yazardım savunmak istesem kendi meslek gurubumu. Amacım o değil. Aynı gemide aynı güneşi ve aynı havayı soluyan insanlarız.

 

Ben yazsaydım benzer bir yazıyı öncelikle toplumsal eksikliklerimizi dile getirir ve bunu o hastanede görmenin beni üzdüğünü söyleyip neler yapılabileceğinden söz ederdim. Ve asıl önemlisi de bütünü gözden kaçırmamak şartıyla.

Benim de bir dilekçem var tüm insanlığa, birliğe doğru olsun yolumuz.

2008 birliğin ve bütünleştiriciliğin sağlandığı yıl olsun. Hiç olmazsa adımlarının atıldığı.

www.pozitifdegisim.com

 

Yorum Yap
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (4)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.