Ben halkım

Fahri Kubilay

Şimdiye kadar hep dört ya da beş yılda bir bizlere ihtiyacınız oldu…

Cumhur dedi kiminiz, halkım dedi çoğunuz… Muvakkat kimlik verdiniz hep…

 İşinize gelince ihtiyaç duyunca bizi aradınız…

İşiniz bitti mi ne aradınız ne de sordunuz… Üstünlük içgüdünüzle ağır ithamlara bile mahal gördünüz hep…

Kiminiz yarasa,  kiminiz mürteci dediniz muvakkat cumhurunuza… Şifreli metinlerle hakaret ettiniz,  yaşantımıza adeta burnunuzu soktunuz…  Adam yerine koymadınız hep aldınız…  Bizler gerektiğinde kan verdik gerektiğinde can verdik bu ülke için…

Eyyy!.. Bize kulları gözü ile bakan kan emici vampir ruhlu zat-ı muhteremler…

Canımızı, kanımızı alırken biz halk oluyoruz da! Neden idare etmeye gelince itibar edilmiyoruz? Cumhurun başını biz seçeceğiz deyince neden hopluyorsunuz kuyruğuna basılmış tazı gibi… Niçin vızzıklıyorsunuz?

Halk seçerse tehlikeli olurmuş, şu olurmuş bu olurmuş… Allah bir hakkı için söyleyin… Sizin esas korkunuz halk seçerse sırtımıza kurduğunuz saltanatımızdan oluruz fobisi değil mi? Sizin dillendirdiğiniz tehlike, egolarınızın dışa tezahürü mü? Rejim tehlikeye girer diyerek yıllardır kalkan yaptığınız olmayan tehlikeler mi?

Ben beni bildiğimden beri rejim tehlikede derler ne hissettim nede öngörüm oldu… Eğer tehlikedeyse bende varım yanınızda…

Yoksa bu feveran niye…

 Şimdiye kadar kavram kargaşası ile hep beynimizi karıştırdınız… Şunu iyi bilin ki kavramların anlamlarını sakın öğretmeye kalkmayın bize…

Cumhuriyetin asıl sahipleri bizleriz sahip çıkacak olanlarda bizleriz…

BOYALI ÇAKAL…

Sınırları dışında gezintiye çıkan bir çakal bir boyacı küpüne düşer! Boya küpünün içinde biraz kaldıktan sonra postu boyanmış olarak çıkar... Artık tüyüyle derisi ile boyalı bir çakaldır…  Güneş vurdukça renkler parlamaya başlar. Tüylerini böyle rengârenk gören çakalın aklı başından gider... Telaş ve feveranla diğer çakalların yanına koşar… Çakal dostları onu böyle görünce:"Ey çakal nedir sendeki bu hal?" diye sorarlar… "Bu rengârenk tüyler ve sonsuz neşe sana nereden geldi? Böylesi­ne gururlanıp kibirlenmenin sebebi nedir?.." Boyalı çakal kendi haline bakmadan kibirlenir gururlanır ve kendisini tüm ormanın en yakışıklısı en iyisi olduğunu zannetmeye başlar ve kendi kendine!.. “Ne kadar yakışıklı oldum” diyerek kibirlenip gururlanmaya başlar… Ve sonra tüm çakallara seslenir… “Bana bakın ben dün çakaldım, bu gün en yakışıklı çakal oldum ve yarın başka bir şey olabilirim bu bana verilmiş bir payedir” der... Bir süre boyalı halde, sahte kimlikle kendisine verildiğini düşündüğü payenin kibri içinde piyasada caka yapan çakalın gün geçtikçe boyaları dökülür ve eski haline dönmeye başlar… Hiç kimsenin yüzüne bakacak hali kalmaz… ama iş ,işten geçmişti artık..  O dostları için; bir dönek yâda çok yüzlü bir yaratıktı sadece… O’nun eski halini hatırlayıp ne kadar hain ne kadar ikiyüzlü olduğunu hatırlatmaya bile gerek duymazlar

Başka ne diyeyim  anlayan anlamıştır herhalde…

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.