BDP Eşbaşkanı Filiz Koçali, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "PKK ile aranıza mesafe koyun, yoksa bedel ödetiriz" sözlerine yanıt verirken, "Türkiye'nin temel meselesi PKK ile olan mesafeyi artırmak mıdır tersine azaltmak mıdır? Bu mesafe ne kadar açılırsa o kadar kan dökülür, yaşam gider. Bu mesafe ne kadar kapanırsa yaşam kazanır" dedi.
BDP KONGRESİNDEN FOTOĞRAFLAR
Koçali, BDP'nin Türkiye'de halklar arasındaki mesafeyi kapanmaz biçimde tutan bir parti olduğunu ifade ederek "BDP Türkiye'nin sigortasıdır. Başbakan mesafeden söz ederek bu sigortayı attırmak istiyor. Biz mesafeyi daha fazla açılmasını önlüyoruz, adım adım kapanması için uğraşıyoruz" diye konuştu.
KONUŞMASINI ÖNCE KÜRTÇE OLARAK YAPTI
BDP 2. olagan kongresinin divan başkanlığına Osman Özçelik, divan üyeliklerine ise Nursel Aydoğan, Abid İke, Mehmet Ali Aydın ve Zeynep Öveç seçildi. Divan Başkanı Osman Özçelik konuşmasını önce Kürtçe, sonra Türkçe yaptı. Özçelik, BDP'nin 2. olağan kongresinin, partinin bütün Türkiye sathında saygıdeğer bir parti haline gelmesi ve daha geniş halk kitlelerinden destek alması açısından önemli bir kongre olmasını umduğunu belirtti. "Demokratik özerklik" vurgusu yapan Özçelik, kongrenin Türkiye'nin demokratikleşmesine katkı sağlamasını diledi
"DEMOKRATİK ÖZERKLİK İÇİN MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ"
Özçelik, İkinci Meşrutiyet'ten sonra İttihat ve Terakki'nin Diyarbakır'da yaptığı toplantıda Kürtlerin asıl talebinin özgür yaşam olduğu, anadilde eğitim, gazete, kitap istediklerinin ifade edildiğini ve bunun gerçekleştirileceğinin söylediğini, bu sözlerin Ziya Gökalp'e ait bir gazetede Kürtçe ve Türkçe yayınlandığını kaydetti. Özçelik, 10 yıl boyunca Kürt dili, grameri ve sözlüğü üzerinde çalışan Gökalp'in daha sonra "İttihat Terakkicilerin ırkçı, asimilasyoncu, faşist yaklaşımlarının bir simgesi" haline geldiğini dile getirerek "Yüz yıl sonra da Tayyip Erdoğan Kürtlere 'benden anadilde eğitim, demokratik özerklik istemeyin' diyor. Aradan yüz yıl geçti, Kürtler yüzbinlerce şehit verdi. Kürtler, özgürce yaşamak için demokratik, yasal mücadele yaptılar. İşte biz bu mücadeleden gelen bir partiyiz. Türkiye'de demokratik özerklik projemizin yaşama geçirilmesi için bu mücadelemizi ara vermeksizin hiçbir baskıya boyun eğmeden onurluca, kararlıca mücadelemizi sürdüreceğiz. İşte kongremizin bunun kararlılığını göstereceğine inanıyorum" diye konuştu.
Tribünlerdeki partililer zaman zaman "Biji serok Apo", (Yaşasın önder Apo) "PKK halktır, halk burada", "Öcalan" sloganları attılar.
SAYGI DURUŞUNDA AYAĞA KALKMAYAN GAZETECİLERE TEPKİ
Kongre gündeminin okunmasının ardından "Özgürlük, barış ve devrim mücadelesinde şehit düşenler" anısına saygı duruşunda bulunuldu. Bu sırada ayağa kalkmayan bazı gazetecilere bazı partililer "Yuh, basına yuh" diyerek tepki gösterdi.
"TÜRKİYE VE İRAN KÜRTLERİ İMHA KONSEPTİNDE UZLAŞTILAR"
Daha sonra BDP Eşbaşkanı Hamit Geylani, kongrenin açılış konuşmasını yaptı. Geylani, önce Kürtçe, sonra Türkçe yaptığı konuşmasında PKK'ya yönelik son operasyonlara değinerek "Son operasyonlarla yeniden Kürt coğrafyasının bombalanması, Kürt ve Türk gençlerinin vurulması, savaşın dayanılmaz ağırlığındaki ölümcül vurgundur. O vurgunda, kutsal Ramazan ayında bile İslamiyet adına günah dolu siyaset yapan Türkiye ve İran rejimleri Kürtleri imha konseptinde benzeşerek uzlaştılar. Erdoğan ve Ahmedinejat Kürtleri Sri Lanka modeliyle bitirecekelerini söylüyorlardı. Ancak bitiremediler, bitirmeye güçleri yetmeyecektir. Son 1 ayın son 3 günü yaşananlar o kirli senaryoların habercisidir. Ve ramazan bitmeden senaryo sahnelendi, işte gördüğünüz, yaşadığınız gibi olanlar oldu. Fakat bir gerçek var, Erdoğan da bilsin, Ahmedinejat da bilsin, tüm Ortadoğu diktatörleri bilsin. O coğrafyaları kirletenler siyaseten kirlenirler" diye konuştu.
"SÖZÜN BİTTİĞİ DEĞİL SÖYLENMESİ GEREKEN YERDEYİZ"
Geylani, Hakkari Çukurca'da canlı kalkan yürüyüşünde vurulan Yıldırım Ayhan'ın yaşamını yitirdiğini anımsatarak şöyle devam etti:
"Van'daki cenaze töreninde toplu mezarlara saldırıp ateşe verdiler. O gün Van'da ateşi ve ihaneti gördüm. Yangınlardan sıyrılarak buraya geldik. Onun için diyoruz ki bu canlı ve ölü yakınlarının durması durdurulması zamanıdır. Gün, birlik ve savaşa karşı direnme günüdür. Bu çağrı insanım diyen herkesedir. Kimse yanmasın istiyoruz. Yoksa bu ateş topu altında geri dönüşü olmayan bir kopuşla ülke yanar, herkes yanar. Kimse yanmasın, bu mahşeri yangın sönsün istiyoruz."
Başbakan Erdoğan'ın "Sözün bittiği yerdeyiz" açıklamasına yanıt veren Geylani, "Tayyip Erdoğan'ın tehditlerindeki sözün bittiği yerde değiliz. Çünkü o yer son 30 yıldır kan gölüdür. O kan gölünü kurutmak için asıl sözü söylemesi gerektiği yerdeyiz. Sözün söylenmesi gerektiği yerde Nazımca diyelim, söz bizde. Yani hava, su ve toprak kurşun gibi ağır. Bağır, bağır bağırma zamanıdır. Bu savaşın durdurulması için bağırma zamanıdır" diye konuştu.
"PKK İLE MESAFE NE KADAR AÇILIRSA O KADAR KAN DÖKÜLÜR"
Geylani'nin ardından konuşan BDP Eşbaşkanı Filiz Koçali, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "PKK ile aranıza mesafe koyun, yoksa bedel ödetiriz" sözlerine yanıt verdi. Koçali, "Bedelden korkmayız Başbakan. Ser çawan. (Başım üstüne) Ama unutmamak gerekir ki bu bir savaş mantığıdır. Türkiye'nin temel meselesi PKK ile olan mesafeyi arttırmak mıdır tersine azaltmak mıdır? Bu mesafe ne kadar açılırsa o kadar kan dökülür, yaşam gider. Bu mesafe ne kadar kapanırsa yaşam kazanır" dedi.
"BİZ HALKLAR ARASINDAKİ MESAFENİN AÇILMASINI ÖNLÜYORUZ"
"Bu uçurum kapanmayacaksa barış nasıl tesis edilecek" diye soran Koçali, "Bırakın PKK'yi, sayın Başbakan siz PKK ile aranızdaki mesafeyi kapatın, onu azaltın. Çünkü başka türlü barış olmayacaktır. Çünkü bu mesafe daha fazla derinleşirse bilin ki halklar arasındaki mesafe de artacaktır" dedi. BDP'nin Kürt halkı ile Türkiye halkı arasındaki mesafeyi kapanmaz biçimde tutan bir parti olduğunu ifade eden Koçali, "BDP Türkiye'nin sigortasıdır. Başbakan mesafeden söz ederek bu sigortayı attırmak istiyor. Biz mesafeyi daha fazla açılmasını önlüyoruz, adım adım kapanması için uğraşıyoruz. Biz hükümet içindeki sabotajcıların Türkiye'yi yakmasına izin vermiyoruz, vermeyeceğiz. Bunun anlamı da Sayın Öcalan tarafından sunulan yol haritası temelinde son 3 protokolün hükümet tarafından kabul edilmesidir" diye konuştu.
İŞTE BDP'NİN PROTOKOL ÖNERİSİ
Eşbaşkan Adayı Gülten Kışanak konuşmasında BDP'nin Çözüm Önerileri Protokolünü kamuoyuna açıkladı.
İşte o metin:
DEMOKRATİK ANAYASAL ÇÖZÜM SÜRECİNİN TEMEL İLKELERİ
Türkiye'de rejimin demokratikleştirilmesi, devletin demokrasiye duyarlı hale getirilmesi ve bütün toplumsal kesimlerin eşitlik hukuku çerçevesinde, barış içerisinde bir arada yaşaması ancak yeni bir toplumsal sözleşme ile mümkündür. Cumhuriyet rejiminin bu günkü Türkiye açısından en büyük ve temel eksiği demokrasiden yoksun olmasıdır. Bu nedenle; yapılacak yeni anayasanın temel hedefi demokratik cumhuriyet olmalı ve adil bir toplumsal sistemi inşaa etmenin önünü açmalıdır. Türkiye toplumunun çok etnisiteli, çok kültürlü ve çok inançlı yapılardan oluşan 'çok kimlikli' realitesi yeni anayasanın temel perspektifi olmalıdır. Cumhuriyetin üzerine inşaa edildiği tek dile, tek etnisiteye dayalı ulus yapısı yerine, farklı kimliklerin bir araya gelerek oluşturdukları yeni bir ulus tanımı yani (demokratik ulus), Her şeyin merkezden idare edildiği ve tekçi ulus anlayışına hizmet eden katı merkeziyetçi devlet idaresinin yerine, özerklik hukukunu tanıyan, ademi merkeziyetçi yönetim biçimi, vatanı bir etnik kimliğin yurdu olarak tanımlayan anlayış yerine, tarihsel ve coğrafi isimleri de kapsayan ortak vatan anlayışı yeni demokratik cumhuriyetin esasları arasında olmalıdır. Bu yaklaşım, hem Türkiye'deki bütün yurttaşların ortak demokrasi talebini karşılayacak hem de tarihsel arka planı olan Kürt sorununun kalıcı çözümüne önemli katkılar sunacaktır. Tarihin bu önemli evresinde Bölge ve Dünya düzeyinde önemli, örnek ve öncü bir aktör olmasını arzuladığımız Türkiye'nin bu rolünün hayat bulmasının tek yolu da, daha güçlü bir demokrasi inşaa etmektir. Büyük oranda iç dinamiklerin uzlaşarak kuracakları bir demokrasi, şüphesiz ki güçlü ve sürdürülebilir olacaktır. Bu nedenlerle;
1-Türkiye'de yaşayan tüm kimliklerin, kültürlerin, dillerin, inaçların anayasal güvence altında olduğu, açıkça anayasada yer almalı. Etnik kimlikler arasında alt kimlik-üst kimlik tartışması yapılmamalı. Bu çerçevede, üst kimlik olarak hiç bir etnik kimliğe vurgu yapmayan anayasal vatandaşlık esas alınmalıdır.
2-Herkesin kendi anadilini özgürce ve hiç bir kayıt-koşul olmadan kamusal alan dahil her alanda kullanabilmesi anayasal güvence altında olmalıdır. Anadilde eğitim anayasal bir hak olarak tanınmalıdır.
3- Tüm kültürlerin korunması, geliştirilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması kamusal bir sorumluluk olarak tanımlanmalı. Bu konuda yürütülen sivil çalışmalar da anayasal güvence altında olmalı.
4-Devletin küçültülüp, sivil alanının ve özgürlüklerin genişletildiği, her türlü vesayete son verilerek halk iradesinin tam anlamıyla hayata geçirilmesine olanak tanıyan ademi merkezi yönetim sistemine geçilmelidir. Bu çerçevede; bölgesel düzeyde tanınacak özerkliklerle bölge, il ve belediye meclislerinin yetkileri merkeze oranla arttırılmalıdır. Her türden sivil demokratik halk meclislerinin faaliyetleri anayasal güvenceye kavuşturulmalıdır.
5-Çalışanların emeğini ve sosyal haklarını koruyabileceği örgütlenmelere devlet ve hükümet müdahalesi önlenmeli, grevli toplu sözleşme hakkı dahil olmak üzere çalışanların örgütlenme ve mücadele hakkı anayasal güvencede olmalıdır. İLO sözleşmeleri hiç bir çekince olmadan anayasal güvence altında uygulanmalıdır.
6-Kadınların sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel yaşama katılımı önündeki her türlü engel kaldırılmalı, gerçek ve fiili eşitlik sağlanıncaya kadar özel önlemler alınmalı, kadına yönelik şiddet ve ayrımcılık insanlık suçu olarak tanımlanmalı ve kadın hakları anayasada özel bir başlık altında düzenlenmelidir.
7-Düşünce açıklama özgürlüğü, örgütlenme hakkı, basın hürriyeti AİHS ve BM sözleşmleri esas alınarak anayasal düzenlemeye kavuşturulmalıdır.
8- Doğanın korunması, ekolojik dengenin bozulmasını önleyecek tedbirlerin alınması Anayasal düzeyde teminat altına alınmalıdır. Bütün bu süreçlerin demokratik bir esasla yürütülmesi ve anayasa inşaa sürecinin katılıma açık olması esas alınmalıdır. Bunun için de;
1-Seçim barajı kaldırılmalı, siyasi partiler kanunu ve seçimlerle ilgili yasalar demokratik temsil hakkını güvence altına alacak şekilde düzeltilmelidir.
2-Siyasi saiklerle tutuklanmış bütün Kürt siyasetçiler ve tutuklu milletvekilleri serbest kalmalı, bunun için yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Demokratik siyasetin önünün açılması için TCK, CMK yeniden düzenlenmeli, TMK kaldırılmalıdır. Siyasi amaçlı tutuklamalara hemen son verilmelidir.
3-2011 genel seçimlerinde Diyarbakır'dan milletvekili seçilen Mehmet Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin hukuksuz bir şekilde düşürülmesi karşısında hükümet siyasi olarak telafinin yollarına açık olmalı, Sayın Dicle'nin parlemantoya gelebilmesi için açık bir çözüm iradesi ortaya koymalıdır.
4- Emek, Demokrasi ve Özgülük blokunun temsilcilerinin de içinde yer alacağı bir demokratik anayasa komisyonu kurulmalı, ancak öncelikli olarak, Parlamentoda sayısal çoğunluğu elinde bulunduran ve iktidarda olan Adalet ve Kalkınma Partisi, Emek, Demokrasi ve Özgülük blokunun bu önerilerine ilişkin tutumuna bir açıklık getirmelidir.
5-Demokratik Anayasa Komisyonu, STK'lara, sosyal taraflara ve kanaat önderlerinin etkin katılımına açık olmalıdır. 6-Demokratik Anayasa Komisyonu ile eş güdüm içinde çalışacak bir hakikat ve adalet komisyonu kurulmalı, bu komisyonun arkasında hem TBMM, hem de hükümet iradesi olmalıdır. Her iki komisyon da TBMM'de ve TBMMdışında çalışabilecek yetkinlikte ve yetkide olmalıdır. KomisyonlardaTBMM üyelerinin dışında STK temsilcileri ve uzmanlar da bulunmalıdır.
7-Bütün bu süreçlerin aynı zamanda barışa da hizmet edebilmesi için Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğunu temsilen bir heyetin İmralı'da yüz yüze görüşme yapması, sonrasında görüşmelerin daha sağlıklı yürütülebilmesi için İmralı sistemine son verilmesi ve kısa vadede ev hapsi, orta vadede ise serbest bırakılması öngörülmelidir."
Bu metnin açık bir müzakere metni olduğunu belirten Kışanak, hükümete çağrıda bulundu: "Çözümden korkma. Barıştan korkma. Korkacaksan çözümsüzlük siyasetinden ve savaştan kork. Çünkü çözümsüzlük siyaseti yenilmeye mahkumdur. Kazanan demokratik çözüm, onurlu barış ve halkların kardeşliği olacaktır. "