Başkanı dinlerken

Prof. Dr. Ali Akpınar

Bu yazımda Edirne’de yapılan İl Müftüleri Toplantısında Başkanımızın konuşmasından bazı başlıklara, onların kısa açıklamasını yaparak dikkatlerinize sunmak istiyorum:

Vahşi katliamların Şam’da, Bağdat’ta olması ile Paris’te olması arasında fark yoktur. Kim yaparsa yapsın vahşet her yerde ve her zaman vahşettir. İmam Muhammed, Müslüman her yerde Müslümandır, Darü’l-Harbde bile yaşasa İslamî ilkelere uymak zorundadır der. Peygamberimiz, İslam şehitlerinin ağzını burnunu keserek müsle yapanların ölülerine benzer şekilde müsle yapılmasına izin vermez. Zira biz Müslümanların rehberi başkaları değildir. Biz her hâl ve şartta kendi meşru çizgimiz doğrultusunda hareket etmek zorundayız.

Son yıllardaki işgal ve savaşlarda 12 milyon Müslüman katledildi, 12 milyon insanın katline seyirci kalan insanlığın, Paris’te yalnızca 12 insanın katledilmesi üzerine ayağa kalkması manidardır. İslam’a göre insan olan herkes değerlidir ve haksız olarak bir insanın katledilmesi, tüm insanlığın kanına girmekle eşdeğerdir. Müslümanlar olarak bizler, kanayan bir yara gördüğümüzde ne pahasına olursa olsun onu dindirmekle mükellefiz.

Avrupa’da her üç kişiden biri İslam korkusu yaşıyor. Rahmet ve barış dininin böyle tanınmasında Müslümanların da mesuliyeti vardır. İslam korkusu, İslam’ın doğduğu günden beri var. Peygamberimiz döneminde pek çok Mekkeli İslam’dan korkuyordu. Önemli olan İslam’a nefret sebebi biz Müslümanlar olmayalım. Biz İslam’ı nasıl temsil ediyoruz, layığıyla temsil edebiliyor muyuz? Asıl Müslümanlar, İslam’dan korkmasınlar, bunu sağlayalım öncelikle. Bugün kendisini Müslüman olarak tanıtan pek çok kişi İslam’ın bir bütün olarak yaşanmasından korkmaktadır. Bu, onların İslam’ı doğru tanımamasından kaynaklanmaktadır. Lise yıllarında bir Fizik Hocamız aynen şöyle diyordu: Oğlum şeriatı getirip de memleketi topal ve çolaklarla mı dolduracaksınız? Zira o hocamıza göre, şeriat birçok insanın elini yahut ayağını kesen sistemin adıydı. Oysa şeriat İslam’ın sosyal yönünün adıydı ve geçmişte o hükümlerin uygulandığı İslam Toplumları, topal ve çolakların yoğun olduğu bir toplum olmamıştı. Zira İslam’da cezalar, caydırıcı özelliği olan ve uygulanma şartları oldukça ağır şartlara bağlı olan yaptırımlardı. Bu nedenle insanların İslam korkusunu yenmek için, bizim öncelikle kendi insanımıza, sonra diğer insanlara İslam’ı bir bütün olarak ve doğru bir biçimde anlatmamız gerekmektedir.

Oryantalistler, İslam ve Müslümanlar aleyhine uydurulan kadîm efsanelere akademik ilmilik kazandırmışlardır. Böylece dünya bedeninde derin yaralar açıldı.

Haçlı seferleri, İslam ve Müslümanlar aleyhine uydurulan kadîm efsaneler, vahşî katliamlar, vahşî sömürüler, talan edilen zenginliklerimizle pek çok şeyimizi kaybettik… Dolayısıyla bizler İslam’ı, insanlığa kendi kaynaklarından doğru bir şekilde sunmalıyız. Müsteşriklerden İslam dinini öğrenmekten insanlığı kurtarmalıyız. Bunun için de bütün dünya dillerinde, sahih kaynaklarımıza dayanan doğru bilgilerle İslam’ı insanlığa sunmalıyız.

Ya birlikte yaşayacağız, ya da birbirimizi katletmeye devam edeceğiz. İslam Tarihi, her dinden insanların birlikte yaşadığı güzel örneklerle doludur. Allah’ın arzı, her insana yetecek kadar geniş ve zengindir. Önemli olan insanların birbirlerini anlaması, birbirlerine saygı duyması, birbirlerini hoş görmesidir. Barış içerisinde birlikte yaşamak, İslam’ın doğru bir şekilde başkalarına anlatılması ve sunulmasına engel değildir.

Medeniyet götürüyoruz denilerek gidilen hiçbir yere medeniyet götürülemedi. Demokrasi götürüyoruz diye yola çıkanlar, gittikleri yere zulüm ve katliamlar götürmüşlerdir. Gelişmiş batı, bütünüyle kendi çaba ve gayretiyle gelişmedi. Sömürü ve zulümle birlikte semirdi ve gelişti. Dolayısıyla bizim, aynı yöntemle gelişmemiz mümkün ve caiz değildir. Ancak biz adalet ve hakkaniyet çerçevesinde kendi çaba ve gayretimizle, kendi maddî ve manevî değerlerimize sahip çıkarak gelişebiliriz.

Din hizmeti, her türlü makam ve mansıbın üstünde görülmezse hizmet ma’kes bulmaz, hizmetten sonuç alınamaz. Hizmetlerimizde Allah Rızası ve O’nun dini merkeze alınmalıdır.

Diyalog, bugün kirlenen bir kelime olmuştur. Dinler arasında diyalog olmaz. İnsan olan herkes ile diyalog olur. Tevhid ile teslis arasında diyalog olmaz. Bir arada yaşamanın kriterlerini konuşmalıyız. Dinlerin ortak noktalarını bir araya getirerek, yeni bir din ihdâs etmiş oluruz.

Tarihte biz, Mecusilerle birlikte yaşadık, onları tapınakları olan ateşe atıp yakmadık. Peygamberimizin, onlara tıpkı Kitab Ehline davrandığınız gibi davranın, emrini yerine getirdik.

Müslümanlar herkesle konuşabilirler, herkesi de dinleyebilirler. Burada önemli olan konuşanın özgür bir ortamda konuşabilmesi, düşüncelerini rahatça ortaya koyabilmesidir. Farklı din mensupları birbirleriyle insanî ilişki ve alışveriş içerisinde olabilirler. Ancak İslam dini ekmel ve etem dindir. Bunun anlamı şudur: Allah’ın dininin eksik yahut fazla bir tarafı yoktur ki, herhangi bir alanda herhangi bir sitemden alacağı bir şey olsun! İslam bir bütün olarak kabul edilmeli, bir bütün olarak yaşanmalı ve bir bütün olarak başkalarına anlatılabilmelidir.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.