Ak Parti Genel Bakanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye’de milletin kılığıyla kıyafetiyle uğraşmaya kimsenin hakkı olmadığını" söyledi.
Başbakan Erdoğan, Haldun Alagaş Spor Kompleksinde yapılan partisinin Ümraniye Kadın Kolları 2. Olağan Kongresindeki konuşmasında, Türkiye’nin ekonomisinin bugün geldiği noktayla ilgili rakamlar verdi.
Göreve geldiklerinde Türkiye’nin 180 ülke arasında 26. sırada olduğunu, 5 yıllık sürede 17. sıraya yükseldiğini belirterek, 2002 yılında Türkiye ekonomisinin Avrupa ülkeleri içerisinde 12. büyük ekonomiye sahip olduğunu bildirdi.
Erdoğan, "Bugün hamdolsun 6. büyük ekonomi durumuna geldik. Biz göreve gelmeden Türkiye’ye giren küresel sermaye 1 milyar dolardı ama şimdi 2006 yılında 20 milyar dolar oldu. 2007 yılında yine 20 milyar dolar. Fazlası var, eksiği yok..." dedi.
Türkiye’nin, bütçe açığının Gayrı Safi Milli Hasıla’ya oranı bakımından AB ülkeleri açısından en kötü durumda iken, bugün bütçe fazlası veren 9. ülke durumuna geldiğini anlatan Erdoğan, göreve geldiklerinde 181 milyar dolar olan Milli Gelir’e 5 yılda 308 milyar dolar ilave ettiklerini, yine 5 yılda Türkiye ihracatına 100 milyar dolar ilave ettiklerini dile getirdi.
"ONLARIN İŞİ GÜCE BAŞÖRTÜSÜ"
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "medyanın bunları yazmadığını" ifade ederek, sözlerine şöyle devam etti:
"Onların işi gücü başörtüsü; şu, bu... Türkiye nereden nereye geldi, bunu yazsana kardeşim. Bu ülkede, milletin kılığıyla kıyafetiyle kimsenin uğraşma hakkı yok. Olmamalı... Bu, insanların, vatandaşların bireysel tercihidir. Bırak, bireysel tercihi olarak nasıl giyiniyorsa öyle giyinsin. Sen ne karışıyorsun buna. Bu ’din ve vicdan özgürlüğü’ne girmezmiş. Ne özgürlüğüne girer? Bizim önümüze ikide bir Anayasa’yı çıkartmasınlar. En az onlar kadar Anayasayı biz de biliriz.
Bu ülkede eğer kuvvetler ayrılığı varsa, bu ülkede yasama, yürütme, ve yargı erki birbirine müdahale etmeyecekse, herkes yerini, konumunu gayet iyi bilmeli. Kimse yasama, yürütme organının üstünde kendini göremez, bulamaz. Özellikle de kimse ihsası reyde bulunamaz. Yargı makamı ihsası rey makamı değildir. Onlar da görevini, Anayasanın tayin ettiği şartlar içerisinde yapmaya mecburdur. Demokratik hayatın temel unsurları olan siyasi partileri, baskı altına almaya kimse gayret etmesin.
İşte konuşmasının satır başları:
* Başörtüsü dini ve vicdani özgürlüklerin gereği değilmiş. Neyin gereği o zaman?
* Kimse yasama ve yürütmenin üzerinde kendini görmesin.
* Yargı makamı da kendini yasamanın üstünde görmesin. O makamın ihsas-ı rey hakkı yok.
* Yargı elindeki yetkilerle Anayasal Partilere baskı yapmaya çalışmasın. Anayasal çerçevede yetkilerini kullansın.
* Bakıyorsunuz bir rektör çıkıyor Ordu'ya darbe çağrısı yapıyor. Kimsin sen? Kimsin ya? Yerini bil. Sen orduya akıl verme ordu ne yepacağını senden çok daha iyi bilir. Sen rektörü olduğun üniversitede çocuklara ne vereceksen ver. Onları en iyi şekilde yetiştirmeye bak.
* Bize elinizdeki yüzde 47'ye güvenerek bunları yapıyor diyorlar. Bizdeki tevazu sizde olsa bu ülke bu noktaya gelmezdi.
* Siz de yoksa elinizdeki sermayeler bire on katladı diye mi böyle yazmaya başladınız. Daha önce battık gittik diyordunuz. Sermayeniz ona katladı rahatladınız diye mi şimdi böyle yazıyorsunuz.
* Biz yüzde 47'nin gerekli olan tevazuunu 27 temmuz akşamı yaptığımız konuşmada açıkladık. Ama biz bu ülkede özgürlükler noktasında almamız gereken mesafeleri almaya devam edeceğiz.
* Baykal bana diyor ki; "Bunun Atatürk'le sorunu var".. Zaten bu sözlerden dolayı kendisine hep dava açacağım. İş Bankasının yönetim kurulunda dört tane CHP üyesi var. Peki İş Bankasını Ankara'dan İstanbul'a niye götürdünüz? İş Bankası'nın kurucusu kim? Atatürk... Cevap veremez niye? Çünkü bunların akşam söylediğiyle sabah söyledikleri faklıdır.