Barışın ve Kültürün Başkenti: YENİCE

Yenice, Doğu Akdeniz bölgesinde, 16. yy. da Yörük Türkmenler’ce kurulmuş 10 bin nüfuslu bir belde.

“Yenice yolları bükülür gider,

Zülüf ağ gerdana dökülür gider,

Yiğidin sevdiği güzel olunca,

Ömrü sıra sürünür gider.”

Yenice adını ilk kez bu türküde duymuştum. Sonra sinema sanatçısı Yılmaz Güney’in yaşam öyküsünü okurken Yenice adı çıktı karşıma, derken Sıdkı Baba ve şiirleriyle karşılaştım. Osmanlının gerileme döneminde Anadolu’nun çeşitli yörelerine savrulan Dedekargın aşiretinin bir bölümü de yeniceye yerleşirler. Yenice’liler Sıdkı Babanın Yenice’li olması ile haklı bir övünce sahipler. Tarsus ile Adana arasında on bin nüfuslu bir belde olan Yenice’de dört yıldır eylül ayının birinci ve ikinci günlerinde barış festivali yapılıyor. Ve her yıl festival çerçevesi içinde bir şiir yarışması düzenleniyor. Yenice Zabıta ve Kültür Müdürü Tuncay Akdağ’ın bize gönderdiği yarışma duyurularını biz de Çalı’da yayınlıyorduk. Geçtiğimiz yıl yapılan yarışmanın serbest şiir bölümü birincisi de Çalı’nın şair-yazar dostlarından Dursun Özden olmuştu. Bu kez postadan festival davetiyesi çıkageldi. Dolu dolu bir festival programı vardı. Aslında 27 Ağustos’ta açık hava sinemasında film gösterileri ile başlıyordu festival. Dondurmam Kaymak, Hokkabaz, Mutluluk, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, Beynelmilel gibi filmler izlenecekti. Programı okurken dalıp gitmiş, bizim eski yazlık sinemalar gelip gelmişti gözümün önünden.

Macera tutkusu ağır bastı ve torunum Umutcan’la trenle gitmeye karar verdik. Bir kesişme noktasındaydı Yenice. Tren burada yön değiştiriyor, türküde olduğu gibi sola bükülerek Adana’ya doğru yön değiştiriyordu. Bu yolculuğun başlangıcında şunu gördüm. Devlet Demiryolları dökülüyor. Eğer devletin bütün kurumlarını haraç mezat satacaksak, ki satılıyor, bence demiryolları biran önce satışa sunulmalı. Belki böylece tıkır tıkır işleyen bir kurum haline gelebilir.

Biletimizde trenin hareket saati 12.30 yazıyordu ama ancak 14.45’te hareket edebildik. Yolun birçok kısmında kaplumbağa hızıyla gidiyordu. Ulukışla civarında küçük bir rampada ise tümüyle nefesi tüketti. Umutcan’a bileti sonradan aldığımız için zorunlu olarak numarasız vagonda yolculuk yapıyorduk. Bu vagonda öndeki dokuz koltuk emniyet bölgesi olarak ayrılmış. Burada 5-6 görevli hem çay içiyor hem bağrış çağrış memleketi kurtarıyorlardı. Neyse geçte olsa Yenice’ye ulaştık da bu kurtarıcılardan kurtulduk.

Ulukışla, Çiftehan hep Ali Ercan’ın hüzün dolu türkülerini hatırlatır bana. O menzilleri geçerken türküleri çınlıyordu kulaklarımda.

Yenice’de donanımlı bir yer olmayınca gelen konuklar için Tarsus’ta Mersin Oteli’nde yer ayırtmışlar konuklar için. Trenden iner inmez bizi karşılayan Kültür Müdürü Tuncay bey otele götürdü. Festivalin yükünü en çok çekenlerden biriydi Tuncay Akdağ. O gün de bütün zamanı konukları karşılamak, onları yerlerine yerleştirmekle geçmişti.

Cumartesi şenliğin ilk günüydü, şenlik saat 15.00’te başlayacaktı. Fırsattan istifade biz de o saate kadar Tarsus’u gezmeye karar verdik.

Tarsus gerçekten doğa ile tarihin en güzellerine sahip bir ilçe. Nüfus 400 bini geçiyor. Bizim bin 500 nüfuslu bir ilçemiz olduğu aklıma gelince ister istemez güldüm.

Ümit Yaşar Oğuzcan, Özdemir İnce, Sıdkı Baba bu toprakların çocukları.

Tarsus tarihi deyince akla Şahmeran geliyor. Şahmeran Sokağı ve Hamamı hala var. Cleopatra, Lokman Hekim, Hz. Danyal ve Şit, Ashab-ı Kehf  Tarsus’a damgasını vuruyor…

Ashab-ı Kehf, Tarsus’un 15 km. kadar batısında. Mağara zeytin ağaçlarıyla kaplı küçük bir dağın eteğinde. Önünde de bir cami var. Mağarayı gezen insanlar ellerini taşlara sürerek dua ediyorlar. Bundan olsa gerek kayaların yüzeyi cam gibi olmuş. Gezginlerin çoğunu da kadınlar oluşturuyor. Mağaranın çevresinde incik-boncuk satanlardan, yöresel meyve, sebze satanlara kadar küçük bir pazar oluşmuş. Dedeler köyüne çalışan dolmuşlarla mağaraya ulaşmak mümkün.

Yenice 4. Barış ve Kültür Festivali saat 16.00’da saygı duruşu ve İstiklal Marşının okunmasından sonra Barış Yürüyüşü ile başladı. İmza günü, Karikatürcüler Derneği’nin sergisi ve söyleşisi, 1943 yılında İnönü-Churcill görüşmesinin yapıldığı yerde yapılan parkta gerçekleştirildi. Cumhuriyet gazetesi güney illeri sorumlusu Çetin Yiğenoğlu’nun yönettiği söyleşiye Zeynep Oral, Mustafa Bilgin ve yazar Cemal Şener katıldılar. Söyleşini konusu “Önce İnsan”dı.

Akşam yine yeni yapılmakta olan Cem Kültür Evi’nin yanında Yenice Belediyesi Halk Dansları Topluluğunun gösterisi ve ünlü müzik gurubu Moğallar’ın konseri vardı. Gösteri arasında bu yılın şiir yarışmasında serbest ve hece dalında dereceye giren şairlere ödülleri verildi.

İkinci günün söyleşileri yeni açılan Uğur Mumcu parkında yapılacaktı. Yıllardır şenliklere katılırım. Böylesi şenlik ve festivallere siyasileri çağırmanın pek sağlıklı olmadığını öğrendim. Bu söyleşiye Mersin milletvekilleri de çağrılmış, onlar da davete uyup gelmişlerdi ama daha söyleşinin onuncu dakikasında yerlerinden kalktılar, yapacak başka işleri varmış, onlar kalkınca söyleşi bitti zanneden dinleyiciler de kalktı ve söyleşi başlamadan bitmiş oldu.

Akşam ise yine Cem Evi’nin önünde Gurup Yenice Yolları ile Selda Bağcan’ın konseri vardı. Halk da söyleşi ve imza günü etkinliklerinden bu konserlere rağbet ediyordu.

Alevi Bektaşi kültürünün yoğun olarak yaşandığı Yenice’den birçok yeni dost edinerek ayrıldım.

Yenice, Doğu Akdeniz bölgesinde, 16. yy. da Yörük Türkmenler’ce kurulmuş 10 bin nüfuslu bir belde. 1953 yılında belediyelik olmuş. Çukurova’yı İç Anadolu’ya bağlayan tren yolunun kavşak noktasında. Bağlı olduğu Tarsus’a 16, Mersin’e 40 km.

Yenice Belediye Başkanı Veli Serin mütevazi, halkıyla sürekli içiçe bir belediye başkanı. Festivalin çoğu yükünü omuzlayan Zabıta ve Kültür Müdürü Tuncay Akdağ ise tam bir Yenice delisi, Yenice tutkunu. T. Akdağ Yenice tarihini yazıyor, yakında basılma aşamasına gelecek, diyor.  

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?