Devlet Bahçeli grup konuşmasında, "MHP, AK Parti'nin anayasa değişikliği tekliflerine esastan ve usulen kapalıdır" dedi.
Bahçeli anayasa paketi için şunları söyledi:
"Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti tarafından hazırlanan Anayasa değişiklik teklifleri geçtiğimiz hafta kamuoyuna sunulmuştur. Yirmi üçü asıl, üçü de geçici maddeden oluşan teklifler gündemi haklı olarak meşgul etmiş ve ülkemizin diğer sorunlarını gölgeleyecek şekilde tartışmaları bu noktaya çevirmiştir.
Yine bu kapsamda, anayasa üzerinden sürdürülen gerilim stratejisi yeni bir aşamaya geçmiş ve AKP hükümeti anayasa gibi ciddi bir meseleyi ucuz siyaset malzemesi yaparak yeni bir istismar alanı oluşturmanın çabasına girmiştir. Bizim parti olarak, anayasa değişikliği üzerindeki görüşümüz net ve berraktır.
Biz, değişikliğin gerekliliğine inanmakla birlikte, hazırlık çalışmalarının kurulacak bir komisyon marifetiyle yapılıp, bu konuyla ilgili kararın önümüzdeki dönem TBMM’ne bırakılmasını önceki konuşmalarımızda vurgulamıştık. Daha önce yaptığımız bu açıklamaların sonuna kadar arkasında olup, aynı kararlılığı savunmaya devam edeceğimizi de tekrarlamakta fayda görüyorum.
Sürekli olarak demokrasinin erdemlerinden ısrarla bahseden AKP hükümetinin, hazırladığı anayasa değişiklik taslağıyla nasıl bir demokrasi amaçladığı ve hangi amaca ulaşmak istediği de belli olmuştur.
Anayasa değişikliklerinin arkasına gizlediği siyasal hedeflerle, milletimizi oyalamaya ve gerçek gündemin görülmesine engel olmaya çalışan AKP hükümeti, bu zorlama girişimiyle Türkiye’yi yeni bir çatışma alanına sokmuştur. Hazırlanan anayasa değişiklik taslağıyla ilgili siyasi tartışmalar ve ‘Referandum olur mu, olursa yüzde kaç oy alır’ soruları şimdiden tekliflerin içeriğinin önüne geçmiş durumdadır.
AKP hükümetinin kafasındaki strateji esasen seçime hazırlıktır ve anayasa değişikliği bunun kılıfı olmaktadır. Hiçbir alanda başarılı bir yönetim sergileyemeyen bu çürümüş zihniyetin anayasa eksenli yürüttüğü istismar politikası, başarısızlıklarını örtmek için bir bahaneden başka bir anlam taşımamaktadır.
Anayasa değişikliğinin yangından mal kaçırırcasına, ince hesaplar ve taktik manevralarla piyasaya sürülmesi çok ciddi sakıncaları da beraberinde getirmiştir. Nitekim, geniş toplumsal mutabakatla hazırlanıp doğru zemine oturtulmadıkları zaman, anayasaların kalıcı ve kapsayıcı olması beklenmemelidir.
AKP hükümetinin “Tek başımıza bir metin hazırlayıp bunu herkesle paylaştık. Beğenen beğendi, beğenmeyen beğenmedi, ne yapalım...” yaklaşımı anayasa değişikliği konusundaki samimiyetsizliği, art niyeti ve kafalarda başka hesapların olduğunu göstermiştir. Bu haliyle bile aslında bir toplumsal uzlaşmayı temsil etmesi gereken Anayasa, şimdiden kavganın, ayrışmanın ve kutulaşmanın odağı haline gelmiş, üzerinde ittifak sağlanacak bir metin olmaktan uzaklara düşmüştür.
Başbakan Erdoğan’ın ''Kucaklayıcı bir tasarı olacağına inandığı”nı söylediği anayasa değişikliğiyle ilgili taslak metin, daha şimdiden toplum ve devlet hayatını bölmüş ve cephelere ayırmıştır.
Yaşanan süreç ve tartışmalar ülkemizdeki demokratik aktörlerin olduğu gibi AKP’nin de anayasadan, yönetimden, hukuktan, adaletten ne anladığını ortaya koyması bakımından ibret verici olmuştur. İktidar zihniyetinin anayasa değişikliğinden muradının da öncelikle kendisine ayak bağı olduğunu düşündüklerini etkisizleştirmek, eğer fırsat bulabilirse yeni dönemde zorbalığın, vurgunun ve soygunun önünü alabildiğince açarak hesap vermekten kurtulmak olduğu ortaya çıkmıştır.
Nitekim önerilen sözde değişiklik tekliflerinin teferruatları bir kenara konulduğunda, yüksek yargının tanzim edilmesine ve hatta terbiye edilmesine yönelik hedefin amaçlandığı anlaşılacaktır. Elbette ki, çoğulcu demokrasinin ve hukuk devletinin güvencesi olan yargı organının, bu rolünü yerine getirecek biçimde hem tarafsızlığını ve hem de bağımsızlığını sağlayan bir anlayışla güçlendirilmesi gereklidir ve zorunludur. Buna bir diyeceğimiz yoktur.
Ancak, meselenin yalnızca, yargı organlarına seçilecek kişilerin sayısı ile basite indirgenmesi, bu alanda yapılması gereken devasa düzenlemelerin daha işin başından sakat ve ahlaken sorunlu olmasına neden olmuştur. AKP iktidarının beğenmediği, onaylamadığı ve engel gördüğü ne varsa yalnızca o alanda hukuki düzenleme telaşı toplumda kendisine yönelik kuşkuları da haklı olarak çoğaltmaktadır.
Doğrudur, iktidar olmanın temelinde, demokratik gücün etkili kullanılması yatmaktadır ve gerekmektedir. Ancak hükümet etmek devlet olmak; başbakanlık ise seçilmiş krallık değildir. Hükümet etmenin de mutlaka hukuki sınırları olmalıdır ve aksi halde demokratik düşünceden otokratik yönetime kayma arayışı, asker veya sivil olsun ülkemizin yabancısı olduğu, bilmediği sapmalar değildir.
Anlaşılmaktadır ki, hukuk konusundaki yaklaşımı ve bu alandaki kötü sicili kabarık olan iktidar zihniyetinin, büyük bir gürültüyle giriştiği anayasa değişikliğinin özünde bir yerlerle hesaplaşma, birilerinin önünü kesme dürtüleri yatmaktadır. Bu yaklaşım bile bile başlı başına, değişlik tekliflerinin ne kadar tehlikeli, kasıtlı ve marazi olduğunu ortaya koymuştur.
Türkiye’nin ve Türk milletinin acil çözüm bekleyen ağır sorunları dururken, AKP’nin önceliği yargı organlarına nasıl seçim yapılacağı, üye sayısının kaç olacağı meselesidir. Ve adalet sisteminin muazzam sorunlarının halli bu basit hesaplara indirgenmiştir. İktidar partisi kiminle geçmişte sorun yaşamışsa, değişiklik taslağında bunlara öncelik vermiş, anayasa değişiklikleri gibi ciddi bir konuyu, hesap verme kabusları ile hükümet etme güdüleri arasına sıkıştırıp kalmıştır.
Bırakınız başka alanları, Türkiye’nin adalet sorunları, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na seçileceklerin sayısı ve şekli ile mi bitecektir? İşsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk Anayasa Mahkemesi’nin üye sayısının 19’a çıkarılmasıyla mı son bulacaktır? Yozgatlı’nın, Karamanlı’nın, Ordulu’nun, Hakkarili’nin dertleri adalet hizmetlerinin denetiminde yapılacak değişikliklerle mi çözüme kavuşacaktır?
Bu haliyle, toplumsal yapının hiçbir kesimini dikkate bile almadan “mezata” çıkartılan anayasa değişlik taslağı, hazırlık, olgunlaşma ve karar aşamasında tam bir dayatmadır.
Anayasa değişiklik teklifleri ile ortaya çıkan tabloya baktığımızda AKP samimi ve dürüst değil, içten pazarlıklıdır. Sekiz yıla yakın referandumlu Anayasa değiştirecek çoğunluğa sahip AKP’nin bu yönde adım atmak yeni mi aklına gelmiştir? Bunda samimiyet nerededir? AKP’nin amacı demokratikleşme ve yargı bağımsızlığı ve tarasızlığı değildir.
Amaç, demokrasinin geliştirilmesi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarında atılım yapılması değildir. Anayasa paketi, Türkiye’nin bu alanlardaki ihtiyaçlarına göre değil, AKP’nin özel ihtiyaçları ile gizli gündemi ışığında şekillenmiştir. “Hukuk, demokrasi, özgürlük” AKP’nin gerçek amaçlarını gizlemek için kullandığı ambalaj malzemesidir. Avrupa Birliği standartları da aynı şekilde gerçek niyetleri saklayacak bir paravan olarak kullanılmaktadır. AKP’nin demokrasi ve demokratikleşme gibi bir inancı ve tasası yoktur.
Biz AKP hükümetini Anayasa değişikliklerini gündeme taşıdığı günlerde partimizin yeni anayasa maddelerinde arayacağı temel hususları 19 Ocak 2010 tarihinde açıklamış ve karşılığını arayacağımız soruların şunlar olacağını kamuoyuna duyurmuştuk.
Bu sorularımız ve ilkelerimiz şunlardı:
Türkiye, yirmi birinci asrın ikinci on yıllarında terör, yoksulluk, yolsuzluk, hayat pahalılığı ve işsizlik belalarını yenmiş bir ülke olacak mıdır?
Ülkemiz, siyasal yapısındaki antidemokratik unsurları tasfiye ederek modern demokrasilerde olduğu gibi düşünce, inanç, teşebbüs, örgütlenme ve benzeri alanlarda temel hak ve hürriyetleri güvence altına alan demokratik devlet yapısına kavuşacak mıdır?
Vatandaşlarımız, herkesin aynı milletin evladı olmaktan gurur duyacağı, ayrışmayı değil birleşmeyi, farklılaşmayı değil kucaklaşmayı, kutuplaşmayı değil buluşmayı sağlayacak toplumsal uzlaşmayı gerçekleştirecek midir?
Türkiye, birbirinden uzaklaşmamış, birbirine yabancılaşmamış bir millet yapısı ile etnik köken, inanç, mezhep gibi doğallıkların milli kimliğin ve bin yıllık kardeşliğin zenginliği olarak görüldüğü bir toplum hayatına ulaşacak mıdır?
Devletimiz, taviz ve teslimiyet döngüsünden kurtulup, bağımsız karar verebilen, yeryüzünde sözü geçen ve dünyaya başkent Ankara vizyonu ile bakabilen kudret haline gelecek midir?
Ve bütün bunlar olurken, bizi bir millet olarak tanımlayan ve milli ve üniter varlığımızı güvenceye alan anayasamızın başlangıç maddesinde ifadesini bulan kabullere ve Cumhuriyetin kurucu değerlerine saygı ve riayet gerçekleşecek midir?
AKP’nin önerilerinde aradığımız bu hususlar ve bağlı olduğumuz bu ilkeler yoktur. Yöntemleri dayatmacıdır, uzlaşma zemini ve süreci bizim önerdiğimiz şekilde değildir. Bu itibarla mesajımız ve kararımız bellidir. Milliyetçi Hareket Partisi Gurubu AKP anayasa değişiklik tekliflerine esastan ve usülden kapalıdır.
Haber 7