SEVİM GÖZAY / AKŞAM
İstiyorum ki bugün averaj meselenin dışına çıkıp, Bilim ile Din hakkında konuşalım...
Biliyoruz ki, dünya Doğu-Batı diye ayrılırken bilgi dünyası da aynı çizgiyle: Bilim ve ötesi diye ayrılır. Ve gene biliyoruz ki Bilim, “Dünya dönüyor” dediği için yakılmak istenen cesur adamların diyarıdır... Onları yakmak isteyenler kimdi peki? Din adamları ile referansı “din” olan devlet adamları. Demek ki BİLİM, en başından beri DİN ile kavgalı. Öyle böyle bir kavga değil ama bu, ölümüne bir kavga...
Çünkü Bilim, kutsal kitapların söylediklerini beğenmez. İkna olmaz. Reddeder. Sorular sorar. Yasakları deler. Ve evrenin sırlarını bu sayede keşfeder. “Günah” tanımaz. Öyle ki, Din’e karşı kesin bir iktidarı olmasaydı bugün Bilim’den söz ediyor olmayacaktık. Batı medeniyetinden de tabii... Çünkü Batı medeniyeti, Din boyunduruğundan çıkıp Bilim’in açtığı yolda ilerleyenler tarafından kuruldu.
Çok daha incelikli yazmak ve derinlikleri anlatmak gerekir elbet ama bu da böyle bir yazı. Üstelik bugün Pazar. Kestirme cümlelerimi mazur görün diye söylüyorum bunları... Neyse işte Batı bunlarla uğraşırken Doğu ise, İslam’ı yaymakla uğraştı ve sonuç olarak bugünün dünyasında da gelenek değişmedi: Bilim ile Din, hâlâ iyi arkadaş değil.
Şu bir gerçektir ki Bilim, Batı beşiğinde sallanır... Ve din adamlarının bu beşiğin başında yeri yoktur. Bu doğrultuda bizim bugünkü dertlerimiz de aslında melez dertlerdir. Ve dünya da eşi benzeri yoktur. Tayyip Erdoğan türbanlı kızların Robin Hood’luğuna soyundu... Onlara üniversite özgürlüğü ve belki de başka neleri neleri verecek...
Ülke nüfusuna bakınca, türbanın üniversitedeki varlığını özgürlükler açısından “yerinde” görüyorum ama açık söylemek gerekirse... Başörtüsü, “Allah beni Adem’in kaburga kemiğinden yarattı” demenin, görünen, en açık şeklidir. Söyler misiniz, bu düşünceyle bir bilim merkezinde hangi işin ucundan nasıl tutabilirsiniz? Faiz haram iken ekonomiyi... Erkek namahrem iken anatomiyi nasıl öğreneceksiniz? (Bu noktada iş bulma ve çalışma özgürlüğü konusuna girilmesi gayet gereksiz. Çünkü işsizlik oranının en yüksek olduğu kesim, üniversite mezunları).
Dolayısıyla türbanı samimi biçimde, dini inanç ve İslam’ın emri olarak görüp takan bir kadının modern üniversite ile ilgili hedef gütmesi zaten çelişkili. Çünkü İslam’a göre kadının çalışma alanı kendi “ev”idir.
İşte bu açıdan bakınca, üniversitelerde türbanı legalleştirmek, hardallı bir sandviçe reçel sürmek gibi oluyor...
Ben bireysel özgürlükler açısından türbana karışılmasını doğru bulmuyorum. Ancak bilimsel bir kurumda türbanın neden yeri olamayacağını da gayet iyi anlıyorum. İşte o yüzden, bana artık türban destekçisiymişim gibi sorular yöneltilmesinden bunaldım. Ben gayet iyi tanıdığım o mağdur kızların destekçisiyim sadece... Üniversitede türbanın değil.
Belki de “türban”ı artık demokrasi ya da Atatürkçülük kapsamında falan değil, bilimsel kurumlarda yarattığı çelişki, meydan okuma açısından tartışmamız lazım... O zaman vicdanımız daha rahat, aklımız daha berrak olur.