Türkiye'nin 1946'dan bu yana üyesi olduğu Avrupa Konseyi, demokrasinin geleceği konusunda Ankara'yı sert bir dille uyardı. Dün Strasbourg'da 'acil' gündemle toplanan Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, Türkiye'deki demokratik kurumların işleyişini masaya yatırdı.
Bu konuda hazırlanan rapor, 3 'ret' ve 3 'çekimser' oya karşı 65 parlamenterin desteğiyle kabul edildi. Demokrasiye yönelik endişelerin dile getirildiği raporda, AK Parti'nin kapatılması halinde Türkiye'nin 'gerektiğinde yeniden denetim sürecine alınması' isteniyor. Bunun gerçekleşmesi ise 2004'te çıkılan "zayıf demokrasiler" ligine yeniden düşülmesi anlamına gelecek.
Demokrasi manifestosu niteliği taşıyan raporun görüşüldüğü oturumda laiklik ve darbe konusu öne çıktı. Sosyalist Enternasyonal'e mensup parlamenterler AK Parti'ye destek verirken, parti gruplarının başkanları Ankara'ya önemli uyarılarda bulundu. Türkiye'de yaşananları 'yargı darbesi' olarak gören Sosyalist Grubu Başkanı Andreas Gross, Anayasa Mahkemesi'nin asla parlamentonun yerini alamayacağının altını çizdi. Sağcı Avrupa Halk Partileri Grubu Başkanı René van der Linden de, iktidar partisinin kapatılmasının 'darbe olacağını' belirtti ve AB'nin böyle bir ülkeyle müzakerelere devam edemeyeceğini söyledi. Liberal Grup Başkanı Matyas Eörsi ise 'devletin laik olması gerektiğini', partilerin böyle bir zorunluluğu bulunmadığını kaydetti.
Hedef Türkiye'ye ceza vermek değil, demokrasiyi kurtarmak
Türkiye'nin demokratik dönüşümünde büyük etkisi olan Strasbourg'daki Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi, AK Parti'ye açılan kapatma davasıyla dikkatini Türkiye'ye çevirmişti. Bu çerçevede Belçikalı parlamenter Luc Van den Brande tarafından hazırlanan raporu görüşerek kabul eden AKPM, Türkiye'ye Avrupa Konseyi'nin demokratik değerlerine uyma çağrısında bulundu. Oturumda kabul edilen bir önergeyle, bir partinin laik olmamasının kapatma nedeni sayılamayacağı yönündeki bir madde rapora girdi.
Liberal Grup Başkanı Macar parlamenter Matyas Eörsi öncülüğünde bir grup parlamenter tarafından sunulan önergede, "AKPM'nin laiklik ilkesine sıkı sıkıya bağlı olduğu, fakat bunun yanında laikliğin siyasi partilere uygulanamayacağı, çünkü Avrupa Konseyi'nin üyelerinin çoğunda dine dayalı partilerin var olduğu" belirtiliyor. Önerge, iktidardaki bir dini partinin, anayasaya aykırı kararlar aldığı zaman başlatılan hukuki sürecin o partiyi değil, sadece anayasayı ihlal eden kararları hedef alabileceğine dikkat çekiyor.
Matyas Eörsi, genel kurulda yaptığı konuşmadaysa Türkiye'de laikliğin yanlış anlaşıldığını ifade ederek, devletin laik olması gerektiğini, ancak siyasi partilerin laik olma zorunluluğu bulunmadığını savundu.
Kapatma davası, demokrasi felaketi
Eörsi, "Örneğin, birçok Avrupa ülkesinde kendisini Hıristyan demokrat olarak niteleyen siyasi partiler bulunuyor. Ancak, bu partiler kendi ülkelerinde laiklikle ilgili bir sorun yaşamıyor. Bir siyasi partinin İslami değerleri savunmasının laikliğe aykırı bir yönü olamaz." dedi.
İsveçli sosyalist milletvekili Morgan Johannson da Anayasa Mahkemesi'nin başörtüsü kararında verilen laiklik tanımını "Batı'daki laiklik kavramının yanlış bir yorumu" olarak tanımladı. Kararda, "üniversitelere başörtülü öğrencilerin girmesinin üniversitelerin laiklik karşıtı odaklara dönüşmesine neden olacağı" şeklindeki gerekçeyi okuyarak, "Bu laiklik anlayışının, Batı'daki muadilleriyle bir ilgisi yoktur." dedi. Johannson, AK Parti'ye karşı açılan davayı "demokrasi felaketi" olarak niteledi.
AK Parti'ye karşı açılan davayı eleştiren raportör Luc Van den Brande, oturumda yaptığı konuşmada, "eğer gerekirse Türkiye'nin tekrar denetim sürecine alınmasının ciddi şekilde düşünülebileceğini" çünkü parti kapatmanın kabul edilemeyecek olduğunu söyledi.
Birleşik Avrupa Solu Grubu Başkan Yardımcısı Andros Kyprianou ise izleme sürecinin Türkiye'ye yönelik bir cezalandırma olarak değil, Türkiye'nin tekrar demokratik reform sürecini başlatması için bir yardım olarak algılanması gerektiğini savundu.
Genel kurulda özellikle, CHP'nin de üyesi olduğu Sosyalist Enternasyonal'e bağlı siyasi grup temsilcileri AK Parti'ye yönelik kapatma davasını sert sözlerle eleştirirken, CHP milletvekili Haluk Koç, raporun Türkiye'deki bağımsız yargı sürecine bir müdahale anlamı taşıdığını savundu. Ak Parti adına söz alan Erol Aslan Cebeci de, AK Parti kapatılsa dahi Türkiye'nin tekrar denetim sürecine alınmasına karşı olduklarını belirterek, "Eğer Türkiye'nin Avrupa'yla bağları koparsa, çok kısa sürede içine kapanacak ve eski Baas rejimlerine benzer bir diktatörlük rejimine dönecektir." ifadelerini kullandı.