Ateşten günlerin sonu nereye?

Komutanların arka arkaya konuşmalarından ‘gerginlik’ çıkarılıyor. Malum medyanın birinci sayfalarını uzun süredir irtica soslu haberler süslüyor. Bir taraftan da siyaset sahnesine çok tanıdık isimler çıkmaya hazırlanıyor. Peki bundan sonra ne

Bugünler hareketli günler. Süleyman Demirel, Mesut Yılmaz ve Hikmet Çetin'den oluşan troyka, ilk kez yeni bir parti kurmak amacıyla bir araya geliyor. 2002 genel seçimleri hezimetiyle siyasi arenadan çekilen Mesut Yılmaz bir süredir çeşitli görüşmeler yapıyor. 28 Şubat’ın en önemli aktörü eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve CHP’li muhalif Hikmet Çetin AK Parti iktidarının ‘kuşatma’ altında olduğu bir dönemde “durumdan vazife çıkarma” çabasına girişiyorlar.


Üçü de, parti lideri değil. Üçü de, parti başkanlığını aklından bile geçirmiyor. Amaçları, sağ ve sol seçmeni, AK Parti’den kararsız geniş kitle dahil, kendine çekebilecek bir kadro ve program oluşturmak.


Yeni bir Anayasa önerisi vaad ediyorlar. İnsan onurunu koruyacak önerilerine göre, Cumhurbaşkanını halk seçiyor. Bunca yıldır memleketi kötü bir gidişata sürükleyen bu siyasi aktörlerin halk içine nasıl yeni bir lisanla çıkacaklarını anlamak mümkün değil.


Siyasete halkın güvenini yeniden kazandıracak önerilerin sahibiydiler de bugüne kadar neredeydiler.


Projeleri tükendiği için halktan şamar yiyenler şimdi Genel bir Türkiye projesi çiziyorlar. Etnik sorundan sağlığa, eğitimden konuta kadar. En kapsamlı bölüm ise, işsizliğe çözüm.
Yaklaşan seçimler öncesinde düğmeye basıldığının en büyük işareti, parlamentodan bir alternatif çıkmayacak ihtimali göz önüne alınarak siyasi iflas karneleri verilmiş olanların yeniden davet edilmesi, kurtarıcı gibi. Tam da beklenen konuşmaların yarattığı gerginlik ortamında. Tam da irtica soslu haberlerin hemen arkasından…


Yaz boyunca manşetleri süsleyen(!) yaz kamplarındaki mürteci haberleri, okulların açılmasıyla birlikte ders kitaplarında ortaya çıkarılan hurafeler, Ramazan’la birlikte orucunu bozduğu için babası tarafından dövülen ilköğretim öğrencisi, ve gerilim filmlerini andıran benzeri haberler, 1996’yı 1997’ye bağlayan Ramazan’ında hepimizi ekranlara bağlayan zikirli, sopalı kırbaçlı müthiş haberlere ne kadar da benziyor. Bugün meydana çıkmayı hazırlanan siyasiler, bu haberlere ne kadar da yakışıyor.


Bir tek haftalar süren, fantastik gerilim türü filmleri aratmayan sahneler eksik bugün… O günkü haberlerin aktörleri bugün medyanın gündeminde değil. Ama vaziyeti o günlere götürme çabaları hiç de gözlerden kaçmıyor.


Öyle tahmin ediyoruz ki, çok yakında tüm düğmeciler ne yapar yapar bir dinci örgüt bir de Müslüm Gündüz bulurlar ve başlarlar “ülke elden gidiyor, orta çağın karanlığına gidiyoruz” hatta aymazlık yapıp Hizbullah’ın kanlı görüntülerini de ekrana taşırlar. Afganistan’a kadar uzanıp Taliban haberlerini sürmanşetlerine çekerler.


İsmailağa’da sarıklı cüppeli avına çıkan kolluk kuvvetlerinin kareleri düşer ekranlara. Birkaç cübbeli sakallı görüntüsü arkasından uzman(!) kişilerini konuştururlar. Zekeriya Beyaz sosuna bir de Doğu Ergil’in eşsiz yorumları katılır. Ne açlığımız kalır ne enflasyon ne döviz kurlarındaki dalgalanma. Tüm hortumcu, soyguncu, medya, siyasetçi, bürokrat ve bilumum karanlıkla beslenen varsa toplanıp ülkeyi irticadan kurtarmaya (!) çalışırlar.


Komutanlar konuşuyor. Yeni bir aktör gibi ortada dolaşan Mesut Yılmaz’ın ‘28 Şubat bin yıl devam eder’ sözü kulaklarımızda. İşte onun için komutanlarımız ekonomiden eğitime, dış politikadan sosyal politikalara kadar her konuda uzman olduklarını gösteriyorlar. Silahlı Kuvvetler bu normal olmayan sürece bir son vermesi lazım. Madem ki konuşmaya devam ediyorlar, fikir mücadelesinin kurallarını da hazmetmeleri; herhangi bir özel saygı, özel dokunulmazlık beklememeleri lazım.


Türkiye, Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu ile Anayasa maddelerinin ve demokratik rejimin arasındaki çelişkiyi biran önce gidermek zorunda. Daha doğrusu, bu kanunun hatalı yorumundan derhal kendimizi kurtarmalıyız. Evet, İç Hizmet Kanunu, "Türk Silâhlı Kuvvetler, cumhuriyeti korur ve kollar" diyor ama, demokratik bir rejimde, üstelik başbakana karşı sorumlu olan bir Genelkurmay Başkanı'nın "koruma" ve "kollama" ihtiyacını kendiliğinden belirlemesi ve harekete geçmesi kabul edilemez. Memleket

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?