Ateşle Oynama !...

Fatma Şeref

Kayıtlara, İzzeddin oğlu Yusuf ismi ile geçen bir delikanlı Mevlana’yı ziyarete gelmişti. Ancak ona öyle bir muhabbetle gönülden bağlandı ki bir daha göremem korkusu ile bir daha dergahtan hiç ayrılmadı. Öğrenciye yolcuya ihtiyaç sahibine sürekli yemek çıkarılan tekkede kazanların neredeyse sürekli kaynaması gerekiyordu. Bu yüzden avludan dışarı hiç çıkmak istemeyen Yusuf’u aşçı olarak görevlendirdiler. Yusuf işini çok sevdi ve bu vesile ile Mevlana’nın yakın manevi terbiyesinden yararlanma şansı buldu.
Konya Moğol kuşatması altında kaldığı zor günlere gelindiğinde her alanda yayılan bir kıtlık da baş gösterdi.  Mevlana ise halkın moralini yüksek tutmak için yoğun bir çaba içindeydi. O günlerde tekkeye gelen bir grup misafirle görüşürken Yusuf mutfaktan koşarak gelir ve telaş içinde: “Efendim henüz çorba kaynamadan odun bitti. Tüm medreseyi dergahı aradım ama yakacak bir dal bile kalmamış. Korkarım bekleyenler aç kalacak.” Diye endişesini dile getirir.
Mevlana ise misafirlerin “Mevlana’nın dergahında bile aş kaynayamaz hale gelmiş” diye düşünerek şehrin direnişine zarar vereceklerinden kaygı duyarak , konuyu geçiştirmek için biraz da şaka yollu “ O nasıl söz Yusuf’um senin insanları aç bıraktığın hiç görülmemiştir. Odun da nedir, ateş de ne ? Sen iki ayağını odun yerine uzatsan yine o çorbayı pişirirsin.” Der.
Bunun üzerine tekrar mutfağa dönen Yusuf “Mevlana hazretleri söylüyorsa vardır bir hikmet “ diye düşünerek yere oturur ve iki ayağını tıpkı odun gibi kazanın altına uzatır. O anda tüm parmaklarının ucundan mum alevi gibi ateşlerin çıktığını görür. Bir süre şaşkınlıkla bu manzarayı seyreder. Çorba kaynayıp pişer. Tam o anda Yusuf’un aklına “ayağım yanar mı acaba” şüphesi düşer ve düşer düşmez de sol ayağının baş parmağı yanar. Hemen ayaklarını çekmek zorunda kalır. 
O sırada içeri Mevlana girer . Yusuf hızla kalkıp onu selamlamak için iki eli göğsünde eğilir. Ancak mahcubiyetinden , şüpheyi gizlemek ister sağ ayağının ucu ile sol baş parmağını kapatarak durmuştur. Ama bu duruşu ve çorbanın kaynadığını gören Mevlana olayı anlamıştır:” Ah Ateşbaz-ı ah! Kendinden şüphe ettin değil mi?” diyerek onu hem taltif etmiş hem de uyarmış. 
O günden sonra Hz. Mevlana’nın ona seslendiği Ateşbaz-ı ; ateşle oynayan, raks eden namı ile anılır oldu. Ve bu kerametini görenler tarafından “veli” ünvanı da eklendi ismine… Bu gün hala semazenler, sema ayin-i şerifindeki selamlama duruşlarında o anıyı yad ve o gereksiz şüpheyi örtmek için sağ ayaklarının ucunu sol ayaklarının baş parmağı üzerine koyarak dururlar.
Rivayetin gerçekliği inananlara, mesajı ise tüm insanlaradır:
Buradaki uyarı genel anlamda şüphe etme ve sorgulama ya da derinlemesine analiz etme gereğindeki meseleler için değildir. Bütün bu aşamaları hakkını vererek  geçerek, bir karar verip, inandıktan, bir yola çıktıktan hatta başarılı olmaya da başladıktan sonra şüphe ve tereddüde düşmenin bizi düşüreceği durumdur. 
Bu hali Mevlana şöyle izah eder: Bir karış genişliğinde bir yolda rahatlıkla yürüye bilirsin ama o yolu on beş arşın yukarı taşı , düşme korkusu ile bocalar doğru düzgün iki adım atamazsın. Tereddüt insanın dengesini bozar. Seni alı koyan ne yol ne yükseklik...

Belki de tüm iş ve ilişkilerimizde bu duyguyu defalarca yaşıyoruz. 

Geçen hafta sadece mutfak ve aşçılık kültürümüze değil kişisel gelişim yolculuğumuza bazı alanlarda örneklik eden ateşle oynayan dervişin anısına, içeriğinde gezi, sempozyum , yemek yarışması bulunan etkinlikler vardı. Konya Valiliği, Büyükşehir Belediyesi, Necmeddin Erbakan Üniversitesi , Meram Belediyesi ve Anadolu Halk Mutfağı derneğinin üstlendiği organizasyon dünyada kendisine türbe yapılan ilk ve manevi makam verilen tek aşçı olan Ateşbaz-ı Veli’nin hatırasına yakışır nitelikteydi.

Ateşbaz'ın , Meram'da bulunan  ve  adına nispeten ateş rengi taşlarla yapılan türbesi  yerli yabancı tüm davatelilerin ilgi odağı oldu. Ünlü yiyecek araştırmacısı Alan Davidson, bir makalesinde "Türbeye turist gittik, hacı olarak döndük" şeklinde bahsetmiş bu yerden.

Şeyh Galib'in dediği gibi olmalı :Çerâğ-ı pür-zıyâsı sırr-ı Âteş-bâz’dan yanmış Bütün pervânegân-ı aşka câdır matbah-ı Monlâ ....
 
Günümüzcesi ; Bütün aşk pervanelerine mekan olan Mevlana'nın sevda mutfağındaki, ışık çerağları Âteşbâz’ın sırrı ile  tutuşturulup yakılmış...

O sır bir cepheli tek boyutlu değil mutlaka ama bir parçası da bize açıldıysa ; 
Hayatta her attığımız adımın önünde ateşin dansı çıkar karşımıza her işin maddi manevi riski tehlikleri var. Ama bir de pişirmek zorunda olduğumuz bir çorba...
Ateşle oynamaktan çok da korkmayalım derim. Ama içinizde küçücük bir şüphe , tereddüt varsa emin değilseniz, çocukluğumuzdan beri aşina olduğumuz o uyarıyı hiç unutmayalım:

Ateşle oynama ! Yanarsın...

Not: Alev temalı ödül tasarımına bayıldım fikir sahibini tebrik ederim.

Yorum Yap
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.