Artık Para Bile Tatmin Etmiyor…
Alışveriş ve Tatminsizlik…
Kapitalizm, insanoğlunu "alışveriş manyağına" çevirdi
Alışveriş yapmak kadınların en sevdiği, hatta vazgeçemediği aktivitelerin başında geliyor. Hatta kadınların millî sporu bile denilebilir.
Alışveriş hayatın odak noktası haline gelirse, fazla harcama sözkonusu olursa, tehlike çanları çalmaya başlamıştır.
Özellikle endüstrileşmiş ülkelerde alışverişin cinsiyete dayalı olarak farklı bir aktivite haline geldiğini görebiliyoruz. Alışveriş daha çok kadının alanına giren bir şey ve erkek aslında daha çok maddî işlerle alakadar oluyor.
Kadınların alışveriş aktivitesine erkeklere göre daha pozitif bir tutumu oluyor. Araştırmalar kadınların erkeklere oranla daha aktif alışveriş yaptıklarını, daha fazla ürün aradıklarını ve vitrin gezdiklerini gösteriyor.
Zaten birçok erkeğin de alışveriş yapmayı sevmediğini dile getirdiğini biliriz. Erkeklerden farklı olarak birçok kadın alışverişi bir boş zaman aktivitesi olarak görür, tıpkı bir kafeteryada kahve içmek, yemek yeme, gezip dolaşma, hatta sadece yürüyüş yapma gibi...
Alışveriş bazen de böyle keyifli bir aktivite yerine bir iş gibi görülebilir; mesela ihtiyaç duyulan bir şeyi arama bulma ve sonunda satın alma gibi, net bir gayeye yönelik olarak...
SATIN ALINCA TATMİN OLUNUYOR
Alışveriş, eskiden ihtiyaçların giderilmesi anlamına gelirken, son yıllarda artık birtakım duygusal ihtiyaçların giderilmesine de cevap verir hale geldi.
Bu nedenle işin bir de duygusal boyutu var; çünkü yeni bir şey satın almak birçok insana kendini iyi hissettiren ve hayatın birçok alanında kolaylıkla hissedemediğimiz bir güç hissi verebiliyor. Aslına bakarsanız, satın alınan şeyden çok, satın almanın oluşturduğu "tatmin" ön plana geçiyor.
ALIŞVERİŞ ÜZÜNTÜYÜ HAFİFLETİYOR YALANI
Birçok araştırma alışveriş yapmanın sinir ve öfkeyi değil, ancak o an için üzüntüyü hafifletici tesiri olduğunu gösteriyor. Sinir daha çok kontrol hissi ile ilişkilendirilen bir duygu ama üzüntü öyle değil.
Üzüntü belki birçok duygudan daha da fazla olarak kontrol hissinin kaybı ile eşleştirebiliyor. Çünkü üzüntü yaşayan insanlar genelde üzüntülerin kaynağını başkalarıyla ya da şansla açıklamaya daha meyilli oluyorlar.
Bu nedenle alışveriş de bu kaybedilen kontrol hissini onarma amacıyla kullanılabiliyor. Çünkü alışveriş nerede alışveriş edeceğiniz, hangi mağazadan satın alacağınız ve ne alacağınız gibi birçok kişisel seçimi ve dolayısıyla kişisel kontrolü içinde barındıran bir aktivite.
Bunun yanı sıra yeniliğin her zaman canlandırıcı etkisi var; böylelikle sıkılmaya da bir alternatif aslında alışveriş. Özellikle kadınlar için alışveriş etmenin canlandırıcı bir etkisi olduğu bilinmekte.
Alışveriş bir kadının stresini ve kaygısını azaltabilir, onda tatmin hissi doğurabilir. Özellikle de uygun fiyata bir ürün satın alındığında bir başarı hissi de buna eşlik edebiliyor.
SAHİP OLMAK GÜDÜSÜ
Beyin kimyası açısından baktığımızda, alışveriş sırasında seratoninin katkısından da bahsetmek mümkün. Şöyle ki, mutluluk hormonu olarak da bilinen seratoninin yetersiz seviyelerde olması depresif duygudurumları ile eşleşmekte ve medikal destekle normal seviyelere çıkarılmaya çalışılmakta.
Hayatımızda birçok aktivite aslında bu seratonin etkisini yapabiliyor; mesela gün ışığı, egzersiz, masaj ya da mutlu olduğumuz anları hatırlamak gibi.
Aynı zamanda kazanmak, sahip olmak da aynı tesiri yapıyor. Alışveriş yapmak veya hediye vermek de aynı maksada hizmet edebiliyor.
Depresif duygudurumunda daha çok kayıp hissi ön plandayken, aslında almak ve sahip olmakla bu his tersine çevriliyor. Bu nedenle de birçok insan, en başta kadınlar sıkıldığında ya da depresif hissettiğinde alışverişe yönelebiliyor.
Elbette kadınlar için işin bir de görsel yanı var. Dış görünümü güzelleştirmeye ve diğer kadın rakiplerinin arasından sıyrılmaya dair bir alışveriş merakından illa ki söz etmek mümkün, ancak burada alışveriş konusunu sadece dış görünümle kendini beğendirme isteği ile sınırlamak doğru olmayacaktır; evi için ya da ailesi için de kadınların sıklıkla alışveriş yaptığını biliyoruz.
Burada da “iyi hissetme”ye dair motivasyonların ön plana geçebileceğini söyleyebiliriz. Aynı zamanda arkadaşlarla sosyalleşme, atmosfer değişimi, gibi stresi azaltıcı etkisi de oluyor.
İNDİRİMLİ ALIŞVERİŞİN CAZİBESİ TÜKENMİYOR
Burada "kaçırmaktan korkma" hissi devreye giriyor (fear of missing out). Halbuki % 70 indirime girmeyen bir tişörtü neden daha önce istemediğimizi ve indirimdeyken üzerine atladığımızı bilemeyiz, anlayamayız.
Tabii bu korku aynı zamanda başkalarıyla da rekabet ettiğimizi bilmemizle birlikte daha da artar. Hatta öyle ki bazen kazanmak, satın almanın da önüne geçer.
İndirimde birçok güzel ürün satın alabilmek kişiye bir zafer hissi verebiliyor. Çünkü kişi başkalarının da aynı kalabalık içerisinde sahip olmak istediği bir şeye sahip olmayı başarmış oluyor.
İndirim sırasındaki kalabalık duyguların etkisini artırırken, rekabet hissi de gerçekte aldığımız şeyin kıymetini veya ihtiyacımızı rasyonel şekilde değerlendirebilme yetimizi bozabiliyor.
Bir de çoğunlukla bir ürünün fiyatını onun kalitesiyle eşitleme gibi bir eğilimimiz oluyor. Bu durumda gerçekte fiyatı daha ucuz olan ve daha sık kullanabileceğimiz bir gömlektense fiyatı çok yüksek iken, şimdi düşmüş ama aslında o kadar da sık giyemeyeceğimiz bir gömlek daha cazip hale gelebiliyor.
Tabii bir de bu indirimler aslında ne kadar harcadığımızdan ziyade ne kadar az para verdiğimiz ve ne kadar parayı kurtardığımıza odaklanmamıza sebep oluyor. Ancak indirim furyasına kapılıp da ucuzladığı için çok ürün satın alındığında kişiler bu sefer kredi kartı ekstrelerinde gördükleri rakama şaşırabiliyorlar; çünkü sonuç hiç de avantajlı bir alışveriş anlamına gelmeyebiliyor.
Bir yandan da bu dönemlerde alışveriş yapmak bir şey bulmak anlamında oldukça zaman harcamanızı gerektiren bir durum.
Bu nedenle de bu harcanan sürede eve eli boş dönmemek de önem kazanabiliyor.
Herhangi bir şey “bulabilmek” bir gaye haline gelebiliyor.
Ve birçok araştırma da aslında indirimde alışveriş yapan insanların en nihayetinde indirim olmayan dönemde yapanlara oranla çok daha fazla para harcadıklarını gösteriyor.
Çünkü genelde satın aldıkları şey aslında gerçekten çok istemedikleri veya onları çok da tatmin etmeyen bir mamul olabiliyor ve bu nedenle de daha hoşlarına gidecek bir şey bulma maksadıyla alışverişe devam edebiliyorlar.
Alışverişin başarısı da verimi, yani ne kadar üstün bir ürüne ne kadar az para verdiğinizle ölçülebiliyor.
TEHLİKE ÇANLARI NE ZAMAN ÇALIYOR?
Alışveriş yapmak iyi hissettirdiği için, bu kendi içinde bir kısır döngü haline gelebiliyor, yeni bir şey satın alarak ne kadar mutlu ve neşeli oluyorsak mutlu hissettiren aktiviteyi tekrar etmeye ya da o aktiviteden daha fazla yapmaya dair yeni bir istek doğabiliyor.
Burada mutluluk ve kendini iyi hissetme ile ilişkilendirdiğimiz seratoninin döngüsel tesirinden söz etmek de mümkün.
Yani alışveriş yaparak daha iyi hissetme, daha iyi hissettiğin için yine alışveriş yapma ve sonra yine iyi hissetme gibi bir kısır döngü kişiyi kıskacına alabiliyor.
Ve elbette ki burada bağımlılık tehlikesi de ortaya çıkabiliyor.
Alışveriş yapmanın abartılması ya da tehlikeli boyuta gelmesi ancak bu davranışın kişinin günlük hayatını ve işlevselliğini olumsuz yönde etkilemeye başlaması, gün içerisinde bu konu etrafında ciddi bir meşguliyet oluşturmaya başlaması, alışveriş yapamadığında ya da herhangi bir şey satın almadığında ciddi bir içsel, ruhsal sıkıntı çekmeye başlaması ve tüm bu aktivitelerin sonuçlarından zarar görmeye başlaması (ör: ödeyebileceğinden çok daha fazla bir borcun altına girmek gibi) ile anlaşılabilir.
Elbette bunların anlamı üzerine düşünmek de önemlidir.
Örneğin dış görünüme dair yapılan yatırımların bu kadar fazla ve yoğun olması ve sürekli bir “alma” davranışında olmak, psikolojik ve ruhî düzeyde bu davranışların neyin yerine geçmekte ve aslında nasıl bir “eksiğin” tamamlanmasına dair bir çaba haline gelmekte olduğunu ve bunların hepsini şahsî bazda değerlendirmek gerekir.
Bu şikâyetlerle terapiye gidenler için öncelikle bu sürecin anlamını keşfetmelerine büyük bir önem atfediyoruz.
KREDİ KARTLARI GERÇEKLERİ GÖRMEYE ENGEL OLUYOR
Kredi kartları ödemenin doğuracağı acıyı ve sıkıntıyı ertelerken, almanın hazzını hemen yaşamaya imkân sağlıyor.
Kişilerin satın almayla ilgili arzularını kolayca gerçekleştirebilmeleri için kolayca para ödünç almalarını sağlamış oluyor. Kredi kartı kullandıklarında alışverişin o an gerçekleşen sonuçları ile yüzleşmemiş oluyorlar.
Bu noktada kredi kartları aslında bir tampon görevi görmekle birlikte alışveriş esnasında ne verdiğinize değil de ne aldığınıza daha çok odaklanmanızı sağlıyor.
Hatta hediye kartları bu anlamda daha fena, çünkü bu kartlardan satın alan kişiler için sanki söz konusu kartlar gerçek para yerine bedavaymış gibi bir his oluşturabiliyor.
Araştırmalar genelde takıntılı bir şekilde çokça alışveriş yapan kişilerin nakit para yerine kredi kullandığını gösteriyor. Aynı şekilde dürtüsel, yani üzerine çok fazla düşünmeden alışveriş yapan kişilerin de kendi bütçelerini rahatlıkla aşmaları özellikle kredi kartı kullandıklarında görülebiliyor.
Kredi kartı kullanan kişilerin daha fazla harcama yapma ihtimalleri daha yüksek olduğundan bu kişiler çok daha kolay borca girebiliyorlar.
Aynı zamanda kredi kartı üzerinden gerçekleşen para transferlerinde bu işlem gerçekdışı ve soyut olarak algılanabiliyor.
Araştırmalar gösteriyor ki, kredi kartı sahipleri daha çabuk ve daha çok harcama yapabiliyorlar. Dürtüsel şekilde alışveriş yapanlar için bu problem daha da zorlayıcı, çünkü genellikle onların kendilerini kontrol etme becerileri daha zayıf olduğundan daha fazla para harcayabiliyorlar.
Aynı zamanda bu kişilerin diğer insanlara göre daha çok sayıda kredi kartına sahip olduğunu söylemek mümkün.
Kart kullanımının tehlikeli boyuta gelmesi ise, aslında var olan limitin üzerine çıkmak ve kişinin hem maddi kaynaklarını hem de dolaylı olarak ilişkilerini olumsuz yönde etkilemeye başlaması anlamına geliyor ki sadece Türkiye’de değil dünyada da bu şekilde borç batağında olan yüzbinlerce insan var.
Böyle bir noktada yapılması gereken en önemli şey, KREDİ KARTI SAYISININ AZALTILMASI OLMALIDIR. Sayı azaltıldıktan sonra kart limitlerinin yeniden gözden geçirilmesi de yardımcı olacaktır.
Belki yeni bir limit düzenlemesi ile kişiye bir dış kontrol sağlanabilir. Ancak tıpkı kumar oynamak gibi aşırı kart kullanımı da kişinin günlük hayatını vazgeçemediği bir şekilde negatif yönde etkilemeye başladıysa, dış kontrolün yanı sıra kişinin kendi iç kontrol dengelerini de düzenleyebilmesi adına psikolojik destek alması uygun olur.
Derleyen; Müjdat GÖKÇE