ARADA KALAN HAMAS ve DİRENEN İRAN

Derviş Argun

HAMAS, 7 Ekim operasyonu sonrası ele geçirdiği asker ve sivil karışık 250 Siyonist esiri, sayısını bizim de hatırlayamadığımız kısa ateşkes ve sözde barış görüşmeleri sebebiyle İsrail tarafına teslim etti. Bu ateşkeslerin yapılması ve esirlerin teslimi sürecinde Trump, bugün İran’a yutturmaya çalıştığı aşağılık ayak oyunları ile Nobel’e aday barış elçisi rolleri oynadı. Hatırlarsak esirleri alabilmek için Trump’ın atmadığı takla, vermediği söz kalmamıştı. HAMAS, onca tecrübesine ve muhatabın Trump gibi epistein artığı bir kriminal olmasına rağmen, bu sözde ateşkeslerde alınan kararlara sadık kalmış, her ateşkes sürecinde yaptığı esir teslimi ile tüm dünyaya yeni bir ahlak ve adamlık dersi vererek sözünü yerine getirmişti.

HAMAS’ın bu yaklaşımına rağmen maalesef Gazze için sonuç değişmedi ve Trump-Netenyahu ikilisi tüm esirleri aldıktan sonra da vurmaya devam ettiler. O kadar ki, artık vuracak taş üstünde taş kalmadığı için çadırlar ve derme çatma barakalar hedef haline geldi. Bugün dahi Gazze, her geceye bombalar, her sabaha yeni şehit haberleriyle uyanmaktadır.

Hepimiz biliyoruz ki bu sürecin tamamlanmasında ve ölü esirler de dâhil olmak üzere tüm esirlerin teslim edilmesinde sadece ABD ve Trump değil, belki onlardan çok daha fazla HAMAS’ın sürekli arabulucu kardeşlerimiz diye tanımladığı ülkeler de etkindi. Neticede ABD ve arabulucu kardeş ülkeler el birliği yaparak HAMAS’tan verilen sözler ve varılan mutabakat karşılığında bu esirleri aldılar. Son esirlerin de teslim edildiği Ekim 2025’den bu yana yaşananlara bakıldığında, hem ABD hem de arabulucu kardeş ülkeler açısından Gazze dosyası kapanmış gibi gözüküyor. Sözde ateşkesten bu yana 1.000’e yakın sivil ve onlarca HAMAS ve direnişin diğer gruplarına ait üst düzey komutanlar katledildiği halde ne garantör ülkelerden ne arabulucu kardeşlerden tık yok. Çünkü verilen sözlerin de alınan kararların da arabulucu ülkelerin garantörlüğünün de İsrail nezdinde hiçbir karşılığı yok. Zaten İsrail de tüm bu süreçleri, savaşarak alamadığı esirleri ele geçirebilmek için kabul etmişti.

İsrail’in bugün cezaevinde bulunan Filistinli mahkûmlara karşı akla hayale gelmedik işkenceler yapıyor olması da sadece Filistinli mahkûmlar ile ilgili hukuksuz bir şekilde idam yasası çıkarıyor olması da muhtemelen HAMAS’ın bu süreçte ABD ve arabulucu kardeşler eliyle mahkûm edildiği pozisyondan dolayıdır. HAMAS, bu ateşkesler ve barış görüşmeleri ile deyim yerindeyse operasyonel tarafı felç edilmiş ve müzakerelerde boğulmuştur. Aynı şekilde arabulucu kardeşler tarafından da HAMAS’a, soykırıma uğramış Filistinlilerin haklarını olmayan uluslararası sistem üzerinden tahsil etmenin direnmekten daha verimli olduğu da telkin edilmiş olabilir.

Sürecin başından itibaren “arabulucu” ya da “garantör” rolü üstlenen ülkelerin, esirlerin teslim edilmesinden bu yana işlenen cinayetler ve katliamlar konusundaki sessizliği ayrıca dikkat çekicidir. Arabulucu aktörlerin, ateşkes süreçlerinde aktif rol oynayıp esir değişimlerinde belirleyici olmalarına rağmen, sonrasında yaşanan ağır ihlaller karşısında sessiz değillerse bile, etkisiz kalmaları ya da düşük profilli tepkiler vermeleri bizim için olduğu kadar muhtemelen HAMAS için de ciddi soru işareti doğurmuştur. Bu durum, arabuluculuğun yalnızca belirli bir aşamaya kadar anlamlı ve geçerli olduğu, sonrasında ise sahadaki güç dengesinin belirleyici olduğu gerçeğini bir kez daha ortaya koyuyor. Ama HAMAS’ın idari kadrosunun 2012 yılında Suriye’den ayrıldıktan sonra ağırlıklı olarak Katar, Mısır ve Türkiye’ye sığındığını göz önünde bulundurursak, esasen arabulucu kardeşlerin de HAMAS üzerinde belki yumuşak güç diyebileceğimiz bir dozda ne kadar baskın ve tayin edici, HAMAS’ın da arabulucu ülkelere stratejik düzeyde ne kadar bağımlı ve çaresiz olduğunu görebiliriz.

HAMAS ya arabulucu kardeşler ile birlikte bir umut diyerek bıkmadan usanmadan var olduğu oldukça şüpheli uluslararası sistemi zorlayarak çözüm arayacak ya da İsrail’e karşı en büyük kozu olan ve bu güne kadar da izlediği ve çok tecrübeli olduğu yöntemi yeniden devreye sokacak. Bugün itibariyle İsrail zindanlarında, aralarında çok sayıda kadın ve çocukların da bulunduğu 13.000’e yakın mahkûm var. Her gün işkence, her gün zulüm ve tüm bunlara karşı sessiz ve duyarsız bir dünya var. Kabul edelim ki bu durum, HAMAS açısından aslında bir yol ayırımını da işaret ediyor. HAMAS, müzakere ya da aracı ülkeler marifetiyle bırakın bu esirlerin hukuki yargılanma hakkını sağlamayı, içeriden gelen feryatlardan anlaşıldığına göre esirler için artık dayanılmaz hale gelmiş işkenceyi bile durduramayacağını biliyor.

Öte yandan aynı şekilde bir ayı aşan İran, ABD-İsrail savaşında, savaşla elde edemediğini ateşkes ve barış görüşmeleri ile İran devletini ve halkını felç ederek elde etmeye çalışan bir Trump var. İran, aldığı onca darbeye rağmen Trump’ın defalarca teklif ettiği kısa süreli ateşkeslere her seferinde ret cevabı verdi. Bunda Gazze ve HAMAS tecrübesinin ne kadar etkili olduğunu bilemiyoruz. Haberlere de düştü, ilerleyen günlerde muhtemelen kimi İslam ülkesi kardeş devletler burada da devreye girecek ve özellikle Hürmüz konusunda ABD’nin baskısı üzerinden İran’a ateşkes ve barış dayatılmasına aracılık edecekler.

Oysa herkes gibi İran da biliyor ki Trump, ateşkes ve barış görüşmeleri ile bir taraftan İsrail’e nefes aldırtmaya çalışırken öte taraftan Hürmüz üzerinden yaşanan küresel baskıyı azaltmaya ve o çok ümit bağladığı ve silahlandırdığını itiraf da ettiği muhalefetin oluşmamasından dolayı İran sokaklarında yerle bir olan itibarını kurtarmaya çalışıyor. Geçen yıl yaşanan 12 günlük savaştan sonra yeniden saldırması, ateşkes olsa, anlaşma yapılsa dahi aslında önümüzdeki dönemde İsrail’in talebi ile yeniden saldıracağının da işaretidir.

İran adına bu süreçten çıkmak için direnmek ve İsrail’in tepesine tepesine inip Netenyahu hükümetinin ve İsrail halkının direncini kırmak dışında bir çözüm yok. Çünkü bu savaşı, Netenyahu’ya esir olmuş epistein artığı Trump’ın, ABD iç dengeleri ya da Amerikan halkının menfaatleri gerekçesi üzerinden bitirme ihtimali yok. Kamuoyu yoklamalarına göre, ABD halkının %80’i bu savaşa karşıyken, İsrail halkının %80’i bu savaşı desteklemektedir. Bu savaş, halkıyla birlikte Siyonist çetenin savaşıdır. Netenyahu’nun da defalarca söylediği gibi, 1979 İran İslam devriminden bu yana “büyük bir fırsat yakaladık ve bunu kaçırmak istemiyoruz” sözü de bunu teyit etmektedir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.