İmralı Canisi Abdullah Öcalan, avukatlarıyla görüştü. Görüşmede yaptığı açıklamalar olay yaratacak türden. Öcalan kendisi olmadan bir çözümün gerçekleşmesinin mümkün olmadığını empoze etmeye çalışırken, diğer taraftan Diyarbakırlı gençleri ve Kürtleri isyana teşvik ediyor.
İşte Öcalan'ın avukatları aracılığıyla PKK sempatizanlarına ve Kürtlere gönderdiği mesajlardan bazıları...
KÜRTLER NEREDE NASIL KAYBETTİ?
“BDP'nin referandum süresince asıl tartışması gereken konu varlığının kabul edilip-edilmeyeceğidir, yani Kürtlerin varlık-yokluk meselesidir. Asıl tartışılması gereken konu budur.
Bu cumhuriyeti birlikte kurduk, Kürtler bu cumhuriyetin kurucu öğesidir deniliyor. Bunun, tarihi kaybedişin, dışarıda bırakılmanın hesabını sormak gerekiyor. Madem bu cumhuriyeti birlikte kurduk diyorsun, madem kurucu üyeyiz, kardeşiz diyorsunuz, o zaman bizi anayasanın neresine yerleştireceksiniz? Demokratik anayasa eksenli bir süreç yürütülmeli. Baştan aşağıya yenilenmiş bir anayasa. Kendimize ait bir ana okulumuz dahi yok, bu nasıl bir kardeşliktir, böyle kurucu öğelik mi olur? Çanakkale'de Kürtler de savaştı, Kurtuluş Savaşında vardık, Sakarya'da vardık, Cumhuriyetin kuruluşunda vardık, peki sonra ne oldu da Kürtler bu hale düştü! Bu belirteceğim birinci husus.”
MÜZAKERE OLMADAN SORUN ÇÖZÜLMEZ
İkinci husus ise; Bu sürecin ana karakteri müzakeredir, müzakere olmadan bu sorun çözülmez, mutlaka müzakere olmalıdır. Çatışmasızlık sağlanmazsa, buna ortam hazırlanmazsa hiçbir gelişme olmaz. Ben daha önce de çatışmalar kentlere sıçrayabilir demiştim, hemen çarpıtıp işte “Apo tehdit etti” diyorlar. Böyle ucuz değil! Ben burada olabilecekleri belirtiyorum. Sen sorunu siyasi yollarla çözmezsen, tıkanır ve sonucunda doğal olarak çatışmalar yükselir. Dörtyol'da İnegöl'de yaşandığı gibi çatışmalar, saldırılar, insanların yaşadığı yerlere, kentlere sıçrar. Çatışmaların kentlere sıçraması kır çatışması gibi değildir. Çok daha ağır sonuçları, tahribatları olur.
Ben buradan uyarıyorum, tehdit etti diyorlar. Ne oldu, en sonunda kentlere sıçradı, hem de hiç beklenmeyen yerlerde, Dörtyol'da, İnegöl'de -ki İnegöl Bursa'da Türkiye'nin en sakin, kimsenin bilmediği, beklemediği, en barışçıl yerlerinden biridir- oluyor. Toplumda bir birikim var. Örneğin Yüksekova gibi bir yerde kent çatışması olursa ne olur? Yüzbin kişi bir anda sokağa dökülür, -insanlar silahlıdır, oradaki aşiretler biliyorsunuz her zaman silahlıdır- halk arasına gerilla da karışırsa, uçaklar kalkar, bombalar, panzerler tarar, bir an da on bin kişi ölebilir.
Bunun İstanbul, Mersin, Adana, Diyarbakır gibi kentlerde olması halinde, Diyarbakır gençlerini böyle bir durumda kim durdurabilir? Ben Diyarbakır'ı biliyorum, Diyarbakır'ın gençleri bir hareketlendi mi, sokak aralarına yayıldı mı, aralarına bir de gerilla katılmışsa kimse durduramaz. Böyle şeyler gelişirse, kent çatışmalarına sıçrarsa, bir günlük bilanço otuz yıllık süreçteki bilanço kadar olur. O zaman böyle bir durumda asker-polis de halkın karşısında duramaz, ya memleketine kaçar ya birliğine çekilir. Daha çok uçakla, helikopterle, panzerle hareket eder. Ben bu tehlikeli sonuçlara işaret ediyorum, taraflara bunu söylüyorum, devlete de PKK'ye de bunu söylüyorum, olası tehlikelere dikkat çekiyorum. Bunlar sosyolojik tespitlerdir. Ben burada sosyolojik tespitler yapıyorum, tehlikelere işaret ediyorum.”
PKK DE DEVLET DE BENİ DİNLEMİYOR
“Bu toplum daha ne kadar kaldıracak bu yaşananları. Ben bu yaşananlardan üzüntü duyuyorum, sadece PKK'liler için değil ölen polisler-askerler için de üzülüyorum.
Ben tüm bu gelişmelerden ve olabileceklerden endişeliyim, kaygılıyım, bunlardan memnun değilim. Bunların yaşanmaması için, sorunun çözümü için gece gündüz düşünüyor, çabalıyor, hatta bir saat bile uyuyamıyorum. Bu gelişmelerden rahatsızım ve bunları aşmaya çalışıyorum. Devlet de PKK de bildiğini okuyor. İşte görüyorsunuz iki taraf da beni dinlemiyor, aldıkları kararları uyguluyorlar.
ÇATIŞMALAR YÜKSELİRSE BİNLERCE KİŞİ ÖLÜR
“Ben daha önce 31 Mayıs'ta çekileceğim derken biraz da yaş ve sağlık koşullarımı düşünerek bu kararı verdim. Benden çok şey bekleniyor. Benim birdenbire çekilmem durumunda bir patlama olabilirdi, benim yokluğum durumunda olabilecek bir kaosa engel olmak için yavaş yavaş çekilmem ve hareketi, halkımızı buna hazırlamam gerektiğini düşündüm.
Ben bu şekilde daha ne kadar yürütürüm bilemiyorum. Ne devletin bu sorunu çözmeye ne de PKK'nin devrimi yapmaya niyeti var. Artık halk da bezmiş durumda. Bu karşılıklı, iki halkta da var. Halk aç, yoksul, yorgun, yıpranmış ne yapsın, çözüm istiyor. Bu çatışmalardan bu kaostan en fazla yoksul halkımız etkileniyor. Artık halkımız bu yoksulluktan, açlıktan dolayı başkalarının yüzüne bile bakacak durumda değil. Bu çatışmalar yükselirse binlerce insan ölür. Hakkari'de bir günde on bin insan ölür kimse kendini kurtaramaz.
Birkaç holding sahibi Kürt var, onlar işte bir-iki saat içinde pılını pırtını toplar, kaçıp giderler, onlara bir şey olmaz. Sadece açıklama yapmakla bu sorun çözülmez. Ancak STÖ'ler sadece açıklama yapıyor. Açıklamalar sadece bize yönelik değil, devlete yönelik de olmalı, devlete de çözüm önerileri ile baskı uygulanmalıdır. Demokratik çözüm gelişmezse Kürtler çaresiz, seçeneksiz değildir, kendi başlarının çaresine bakarlar. ”