Taha Akyol-Milliyet-27 Nisan 2005
Anayasa Mahkemesi Başkanı Sayın Mustafa Bumin'in yirmi sayfalık konuşma metninin beş sayfası, yani dörtte biri türbana ayrılmış!
Sanki 28 Şubat sürecindeyiz! Hükümetin ve parlamentonun gündeminde böyle bir şey olmadığı halde neden böylesine aşırı bir vurgu?!
Bölücülük Türkiye'nin gündeminde daha yakıcı bir konu... Sayın Bumin'in liberal özgürlüklerle üniter devlet ilişkisine dair literatüre geçecek bir konuşma yapması ne kadar isabetli olurdu, değil mi?
Sayın Bumin'in yeni iptal ettikleri yabancılara mülk satışı meselesine değinmesi de yararlı olmaz mıydı?
Uluslararası hukuktan bahsettiğine göre, mesela "soykırım" kavramını irdelemesine, hukuki ölçülerini ortaya koymasına büyük bir ihtiyaç yok muydu?
* * *
SAYIN Bumin, mahkeme kararlarını hatırlatarak, "Türban için yasal düzenleme yapmayın" demekle yetinseydi bu kadar gerilim olmazdı. Konuşmasındaki 'radikallik' gerilim yarattı.
Dahası, Sayın Bumin, Anayasa değişikliği ile türbanı serbest bırakmanın da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olacağını iddia ediyor!
Ama uluslararası değerde birçok esere imza atmış Anayasa profesörü Ergun Özbudun bakın ne diyor:
"Anayasa değişikliğinin siyasi şartlarının mevcut olup olmaması ayrı bir konudur. Ama saf hukuk açısından, parlamento bu amaçla Anayasa değişikliği yapabilir ve Anayasa Mahkemesi iptal edemez. İnsan Hakları Sözleşmesine de kesinlikle aykırı olmaz. Bu sözleşmeyi imzalamış hiçbir Avrupa ülkesinde üniversitelerde kıyafet yasakları yoktur."
Peki, AİHM kararları?
"Kararları iyi okumak lazım. AİHM kararları türbanın yasaklanabileceğine dairdir, yasağın kaldırılmasına engel değildir..."
Bumin ise tam aksini savundu! Sayın Bumin bugüne kadar hiç böylesine 'radikal' konuşmamış, tartışmalara meydan vermekten sakınmıştı. O sebeple hayretle de karşılandı.
* * *
ELBETTE Bumin'in konuşmasında alkışlanacak yönler de var; "Anayasa Mahkemesi reformu" gibi... Bumin'in hukuk tarihimizde kalıcı eseri, bu reformu formüle edip savunması olacaktır.
Reform önerisinde, bütün gelişmiş demokrasilerde olduğu gibi, bizde de Anayasa Mahkemesi üyelerinin bir kısmını parlamentonun seçmesi öngörülüyor.
Çünkü Anayasa yargısı "adli yargı"dan farklıdır, "politik" bir tarafı da olduğu için parlamentodaki eğilimler mutlaka yansımalıdır.
Bizde ise, Anayasa Mahkemesi'ni 27 Mayıs darbesi kendi 'politik' çizgisine göre kurdu. 12 Eylül darbesi de seçilmişlerin yetkilerini kısıtlama 'politikasına' uygun olarak, parlamentonun Anayasa Mahkemesi'ne üye seçme yetkisini kaldırdı!
Böyle bir reformla veya bir cumhurbaşkanının tek fikirli değil geniş ufuklu atamalar yapmasıyla, Anayasa Mahkemesi içtihat değiştirmeyecek mi?! Zaten şimdiye kadar da birçok içtihadını değiştirdi.
Modern hukukta bir dönemin yetkilileri, gelecek nesilleri bağlayıcı "ulvi ve ebedi içtihatlar" yapamaz!
Mesele, özünde, "cumhuriyetçi hukuk" anlayışının "demokrasi hukuku"na evrimleşmesi meselesidir. 1946'da başlayan bu uzun yolculuğun sonunda elbette Türkiye de liberal demokrasiler düzeyine ulaşacak, üniversitelerde türban yasağı gibi ayıplardan da arınacaktır.