Allah'a itaat edin ve rasul(ün)e de

Doç. Dr. Murat Kayacan

Allahu Teala'ya ve rasulüne itaat konusu Kur'an'da, "Kim Allah ve rasulüne itaat ederse…" (Nisa, 4: 13) formunda "şart içerikli" olarak dört yerde ve "Allah'tan sakının ve bana itaat edin!" (Al-i İmran, 3: 50) kalıbında on ayette ve "Allah'a itaat edin! Rasule de itaat edin!" (Nisa, 4: 59) şeklinde de beş yerde belirtilmektedir ancak bu ayetler bu yazıda değerlendirilmeyecektir. Bu yazıda sadece "Allah'a itaat edin ve rasule de." ile "Allah'a itaat edin ve rasulüne de." şeklindeki ifadelerin geçtiği ayetler ele alınacaktır.

Peygambere itaat edilmesi, onun Allah'ın ortağı olmasından dolayı değil, O'nun vahyini öğretilerini insanlara bildirdiği ve uygulamada örnek olduğu içindir. Kim rasule itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur (Sarmış, 2007, II: 508): "De ki: Allah’a itaat edin ve rasule de. Şayet yüz çevirirlerse, bilsinler ki Allah kâfirleri sevmez." (Al-i İmran, 3: 32). Zaten Rasulullah (s) değil Allah şârîdir/hüküm koyucudur. Allahu Teala hiç kimseyi hükmüne ortak etmez (Kehf, 18: 26). Taberi'ye göre itaati istenen kimseler Necran Hıristiyanlarından bir gruptur. Şüphesiz ki onlar yakinen Hz. Muhammed (s)'in Allah'ın hak ile gönderdiği bir elçi olduğunu bilmektedirler. İncil'de bu bilgi mevcuttur (2000, VI: 325).

Kur'an'da faiz yeme yasağı bağlamında "Allah'a itaat edin ve rasule de, ki size merhamet edilsin." (Al-i İmran, 3: 132) denilmektedir. Faiz yiyen kimse, Allah'a ve Hz. Peygamber (s)'e itaat etmediği için Allah'ın rahmetinden nasıl uzaklaştırılıyorsa diğer hususlarda da itaat etmeyenler Allah'ın rahmetinden öylece uzaklaştırılırlar. Allah'a ve Hz. Peygamber (s)'e itaat, iman etmiş kişinin vasfıdır. İman eden kişinin itaatsizliği söz konusu olduğunda pişmanlık duyar ve tövbe eder (Şimşek, 2012, I: 418). Bu ayette faiz yasağının rahmet olduğuna da işaret vardır (Ebu Zehra, ts., III: 1409). Razi Mutezile'ye göre rahmetin inişinin Allah'a ve elçisine itaate bağlı olduğu görüşünde olduğunu belirtir (h. 1420, IX: 364).

Kur'an'da müminlere savaş sonrası ganimetlerin bölüştürülmesinin Allah'a ve Rasulüne ait olduğu, gerçekten mümin kimseler iseler onlardan Allah'tan korkmaları ve birbirleriyle aralarını düzeltmeleri istenmekte ve onlara "Allah'a itaat edin ve rasulüne de." (Enfal, 8: 1) denilmektedir. İbn Zeyd burada Allah ve rasulüne teslim olmak gerektiğinin ve her ikisinin de istedikleri gibi hüküm verebileceklerinin kastedildiğini ifade etmektedir (Taberi, XIII: 381).

Birtakım Müslümanlar Rasulullah (s) ile özel görüşme talebinde bulunuyorlar ve bunu sıkça yaptıkları için de gereksiz yere onun vaktini alıyorlardı. Bu nedenle Allahu Teala Rasulullah (s) ile görüşmek isteyenlere bir sınırlama getirdi. Onunla görüşmek isteyen müminlerden bazıları görüşmeden önce sadaka verip fakirleşmekten korktu. Allah da Hz. Peygamber (s) ile görüşmek isteyen müminleri sadaka vermekten muaf tuttu. Onlara namazı gereği gibi kılmaları ve zekâtı vermeleri uyarısında bulunulduktan sonra şöyle denildi: "Allah’a itaat edin ve rasulüne de. Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır." (Mücadile, 58: 13).

Müslümanların ortak noktası vahiy ve Rasulullah (s)'ın örnekliğidir. Müslümanlar bunu göz ardı ederlerse, aralarında anlaşmazlık çıkar ve etkinliklerini kaybederler: "Allah'a itaat edin ve rasulüne de. Birbirinizle çekişmeyin, yoksa korkuya kapılırsınız, devletiniz gider. Sabredin çünkü Allah sabredenlerle beraberdir." (Enfal, 8: 46). Hem savaşla hem de diğer konularla ilgili emir ve tavsiyelerde Allah ve Rasulune itaat edilmelidir. Nitekim Uhud savaşındaki yenilginin nedeni, Hz. Peygamber (s)'in emirlerine okçuların itaat etmemesiydi (Şimşek, 2012, II: 394).

Allah'ım bizi sana itaat eden ve o konuda Rasulü'nü örnek alan kullarından kıl!

Ebu Zehra, Mustafa b. Ahmed (h. 1394), Zehratu’t-Tefasir, 10 c., Daru’l-Fikri’l-Arabi, Kahire, ts.

Râzî, Fahruddin (h. 606/1209), et-Mefâtihu'l-Gayb, 32 c., 3. bs., Daru İhyai Turasi'l-Arab, Beyrut, h. 1420.

Sarmış, İbrahim, Hz. Muhammed’i Doğru Anlamak, 2 c., 3. bs., Ekin Yay., İst., 2007.

Şimşek, M. Sait, Hayat Kaynağı Kur'an Tefsiri, 5 c., Beyan Yay., İst., 2012.

Taberî, Muhammed bin Cerir (ö. h. 310), Câmiu'l-Beyan an Te’vîli Âyi’l-Kur'an, 24 c., Müessesetü’r-Risale, Beyrut, 2000.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.