Alıştırmalar-15

Şakir Tuncay Uyaroğlu

 

 

Saygı değer okuyucularım; bugün size 50 tane alıştırma maddesi daha sunuyorum. İmla ve noktalama bilginizi bir yoklayın bakalım. Bu cümlelerin doğrularını bir yere yazın ve sonra da benim sunduğum doğrularla bir karşılaştırın. “Türkçe Konuşacaksak, Türk’çe Konuşalım.” adlı kitabım için 1001 alıştırma maddesi olarak hazırladığım bu bölümle ilgili paylaşımlara arada bir devam edeceğim. İnşallah, faydası olur diye ümit ediyorum.

 

YANLIŞLAR

 

701. Merhametden maraz doğar.

702. Merkezin de kuvvetli bir aşk bulunmadıkca, hayatınız ne tam bir saadet olur, ne hakiki bir facia…

703. Mevsimmiki bu esen, renkmiki, şarkımı’ki?

704. Mısırı kuruttunmu, ambar da duruttun mu, ninen çarık giyerdi, bunları unuttun mu?

705. Milletimizin yarın ki nesilleri; devrimizin dil hokkabazlarını deyil, Türkçe’ye ciddî ve ağırbaşlı bir imanla hizmet edenleri haklı bir minnet ve şükranla anacakdır.

706. Motorlu tiren, Haydar paşadan Ankaraya saat onda, Ankaradan Haydarpaşaya ise, saat sekizonda hareket etmektedir.

707. Mutlu insanlar; herşeyin en iyisine sahip olanlar deyil, sahip olduklarını kaybetmeyecek kadar çok sevenlerdir.

708. Mümkünmü unutmak güzelim, neydi o akşam; rüya gibi, hülya gibi birşeydi o akşam…

709. Müsrif ile hasis arasın da ki fark; biri paranın kıymetini bilmez, ötekide yalnış bilir.

710. Nasıl olduda, böyle güzel bir hikayeyi dergiye almadılar.

711. Nasıl olsa sonu gelmeyecekmi, her güzel şey gibi bitmeyecekmi, bırakıpta bizi gitmeyecekmi?

712. Nasihat, kalp paraya benzer, kimse kabuletmez.

713. Ne beddua et, nede darıl, nede kalbin yansın.

714. Ne bildim kıymetin, ne bildin kıymetim; revamı şiddetin, revamı hiddetin?

715. Ne darı ekerim, nede serçeden şikayet ederim.

716. Ne değirmen de yat, nede korkulu rüya gör.

717. Ne dün, nede evvel ki gün; ben onu göreli çok oldu.

718. Ne gökde ne yerdeyim, bir garip seherdeyim; aşıkmıyım ben neyim, sarhoş olamıyorum.

719. Ne kendinden bıktıracak derecede sert ol, nede tepene çıkaracak kadar yumuşak.

720. Ne köşkler de ne saray da, ne Dünya da nede Ay da; benim yerim çok uzak ta, dualarla yaşıyorum…

721. Ne mektup geliyor ne haber senden, söylede bileyim bıktınmı benden…

722. Ne pahasına olursa olsun evlenin. Karınız iyi çıkarsa, mutlu olursunuz; fena çıkarsa, o zaman da filozof olursunuz.

723. Ne yazıkki, her beraberliğin birde ayrılığı vardır.

724. Ne yüzünden birşey anlaşılıyordu, nede söylediklerinden.

725. Nede olsa, elinden her iş gelir.

726. Necip Fazıl; 26 Mayıs 1904’de Çemberlitaş’dan Sultanahmet’e inen sokaklardan birin de ki yirmi odalı bir konakda doğar.

727. Nefesimi ençok tıkayan şeyde bu saatler.

728. Nere de birlik, ora da dirlik.

729. Neşemde sen, hüznümde sen; bilmemki nasıl söylesem.

730. Niçin bakdın bana öyle; derdin nedir, durma söyle…

731. Niçin dargın olduğunuzu bilmezseniz, elbetteki barışamazsınız.

732. O arkadaşın gelirmikide çağırıyorsun?

733. O hal de ne farkımız var gül bahçesinden?

734. O kadar doluki toprağın şanla, bir değil san ki bin vatan gibisin.

735. O kadar çok ıstırap çekiyorduki, bunu yüzünden anlamak mümkündü.

736. O kadar hassas bir insanki!

737. O kadar hoşnut olduki!

738. O yaz, meşhur Muammer Karacanın gurubu Ankaraya gelmişdi. Karaca, iyiydi, hoştu amma, o dönüş seferleri yokmu? Bütün şöferlerin, biletcilerin boynunu büküyordu. Akşamları, Ulus meydanın da dururken, o doğru-dürüst lâf etmesini bile bilmiyen hareket memuru gelip, "Bu ahşam muhammer Garaja var." dedimi küt diye kapıyı kapatır, ve o ana kadar hiç işitilmeyen küfürler yağdırırdı.

739. O, bensizliği göze aldıysa, ben onsuzlukdan birşey kaybetmem.

740. O, buradan hiç bir zaman ayrılmadıki!

741. Oda diyerleri gibi unutulup gidecek.

742. O’da öğretmeni gibi güleryüzlü ve içten olmaya özen gösteriyordu.

743. Oda, yazar olacakta, roman yazacak.

744. Oğlu mu, sevgili yavrum Oğuz’umumu arıyorsunuz?

745. Oh, ne iyi ettinizde geldiniz!

746. Okuki değiş, anlaki geliş.

747. Okul arkadaşlarımı 1993’den buyana görmedim.

748. Okul bahçesin de ki ağaçların gölgesindede elbetteki ders çalışa biliriz.

749. Okul hayatı her günki gibi geçti. Öğlenleyin eve gideriken, Kazım Kara bekirin cenaze merasimi dolayısıyle, yollar kapanmışdı. Öğleden akşama kadar ders çalıştım. Şimdi, Goetheyi okuyorum. Yarın saat, ondörttede, Türk marif cemiyeti lisesinin konserine gideceğim.

750. Okumak, iki ruh arasın da aşıkane bir mülâkatdır.

 

DOĞRULAR

 

701. Merhametten maraz doğar.

702. Merkezinde kuvvetli bir aşk bulunmadıkça, hayatınız ne tam bir saadet olur, ne hakiki bir facia…

703. Mevsim mi ki bu esen, renk mi ki, şarkı mı ki?

704. Mısırı kuruttun mu, ambarda duruttun mu, ninen çarık giyerdi, bunları unuttun mu?

705. Milletimizin yarınki nesilleri; devrimizin dil hokkabazlarını değil, Türkçeye ciddi ve ağırbaşlı bir imanla hizmet edenleri haklı bir minnet ve şükranla anacaktır.

706. Motorlu tren, Haydarpaşa’dan Ankara’ya saat 10.00’da, Ankara’dan Haydarpaşa’ya ise, saat 08.10’da hareket etmektedir.

707. Mutlu insanlar; her şeyin en iyisine sahip olanlar değil, sahip olduklarını kaybetmeyecek kadar çok sevenlerdir.

708. Mümkün mü unutmak güzelim, neydi o akşam; rüya gibi, hülya gibi bir şeydi o akşam…

709. Müsrif ile hasis arasındaki fark; biri paranın kıymetini bilmez, öteki de yanlış bilir.

710. Nasıl oldu da, böyle güzel bir hikâyeyi dergiye almadılar.

711. Nasıl olsa sonu gelmeyecek mi, her güzel şey gibi bitmeyecek mi, bırakıp da bizi gitmeyecek mi?

712. Nasihat, kalp paraya benzer, kimse kabul etmez.

713. Ne beddua et, ne de darıl, ne de kalbin yansın.

714. Ne bildim kıymetin, ne bildin kıymetim; reva mı şiddetin, reva mı hiddetin?

715. Ne darı ekerim, ne serçeden şikâyet ederim.

716. Ne değirmende yat, ne de korkulu rüya gör.

717. Ne dün, ne de evvelki gün; ben onu göreli çok oldu.

718. Ne gökte ne yerdeyim, bir garip seherdeyim; âşık mıyım ben neyim, sarhoş olamıyorum.

719. Ne kendinden bıktıracak derecede sert ol, ne de tepene çıkaracak kadar yumuşak.

720. Ne köşklerde ne sarayda, ne dünyada ne de ayda; benim yerim çok uzakta, dualarla yaşıyorum…

721. Ne mektup geliyor ne haber senden, söyle de bileyim bıktın mı benden…

722. Ne pahasına olursa olsun evlenin. Karınız iyi çıkarsa, mutlu olursunuz; fena çıkarsa, o zaman da filozof olursunuz.

723. Ne yazık ki, her beraberliğin bir de ayrılığı vardır.

724. Ne yüzünden bir şey anlaşılıyordu, ne de söylediklerinden.

725. Ne de olsa, elinden her iş gelir.

726. Necip Fazıl; 26 Mayıs 1904’te Çemberlitaş’tan Sultanahmet’e inen sokaklardan birindeki yirmi odalı bir konakta doğar.

727. Nefesimi en çok tıkayan şey de bu saatler.

728. Nerede birlik, orada dirlik.

729. Neşem de sen, hüznüm de sen; bilmem ki nasıl söylesem.

730. Niçin baktın bana öyle; derdin nedir, durma söyle…

731. Niçin dargın olduğunuzu bilmezseniz, elbette ki barışamazsınız.

732. O arkadaşın gelir mi ki de çağırıyorsun?

733. O hâlde ne farkımız var gül bahçesinden?

734. O kadar dolu ki toprağın şanla, bir değil sanki bin vatan gibisin.

735. O kadar çok ızdırap çekiyordu ki, bunu yüzünden anlamak mümkündü.

736. O kadar hassas bir insan ki!

737. O kadar hoşnut oldu ki!

738. O yaz, meşhur Muammer Karaca’nın grubu Ankara’ya gelmişti. Karaca, iyiydi, hoştu ama, o dönüş seferleri yok mu; bütün şoförlerin, biletçilerin boynunu büküyordu. Akşamları, Ulus Meydanı’nda dururken, o doğru dürüst laf etmesini bile bilmeyen hareket memuru gelip, "Bu ahşam Muhammer Garaja var." dedi mi küt diye kapıyı kapatır ve o ana kadar hiç işitilmeyen küfürler yağdırırdı.

739. O, bensizliği göze aldıysa, ben onsuzluktan bir şey kaybetmem.

740. O, buradan hiçbir zaman ayrılmadı ki!

741. O da diğerleri gibi unutulup gidecek.

742. O da öğretmeni gibi güler yüzlü ve içten olmaya özen gösteriyordu.

743. O da, yazar olacak da, roman yazacak.

744. Oğlumu, sevgili yavrum Oğuz’umu mu arıyorsunuz?

745. Oh, ne iyi ettiniz de geldiniz!

746. Oku ki değiş, anla ki geliş.

747. Okul arkadaşlarımı 1993’ten bu yana görmedim.

748. Okul bahçesindeki ağaçların gölgesinde de elbette ki ders çalışabiliriz.

749. Okul hayatı her günkü gibi geçti. Öğleyin eve giderken, Kâzım Karabekir’in cenaze merasimi dolayısıyla, yollar kapanmıştı. Öğleden akşama kadar ders çalıştım. Şimdi, Goethe’yi okuyorum. Yarın, saat 14.00’te de, Türk Maarif Cemiyeti Lisesi’nin konserine gideceğim.

750. Okumak, iki ruh arasında âşıkane bir mülakattır.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.