Akraba, kan bağı (nesep), evlilik (hısımlık) veya evlat edinme yoluyla birbirine bağlı olan kişilerin tümüne verilen isimdir. Aynı kökenden gelen veya aralarında soy bağı bulunan bireyleri ifade eder.
Sülale, aynı soydan gelen, aralarında kan bağı bulunan hısım ve akrabaların tümünü ifade eder.
Akraba topluluğu, sülale ailelerden oluşur. Her kişi akrabalarını bilmeli, onları ziyaret etmelidir. Bilmezse, ziyaret etmez, aramaz sormaz ise akraba arasında kopukluk olur.
Sıla-i rahim, kan bağı veya evlilik yoluyla oluşan akrabalık bağlarını korumak, gözetmek ve akrabaları ziyaret edip onlarla iletişimi sürdürmektir. Bu her Müslümanın vazifesidir.
Herkesin akrabası, sülalesi içerisinde ailelerin maddi durumu farklıdır. Zengin olanı, orta durumda olanı ve fakir-ihtiyaç sahibi olanı vardır.
Maddi durumu iyi olanlar, orta durumda olanlar fakir ve ihtiyaç sahibi olanı bilmek ve gözetmek zorundadır. Onlara yardım etmeli, ihtiyaçlarını karşılamalı, yarasına merhem olmalıyız. Yardımlaşma hastalara şifa, dertlilere deva, yüreklere ferahtır. Toplumda güveni, barışı ve sosyal adaleti sağlar.
Çok biriktiren bir toplum olduk. Her gün biriktirdiklerimizi sayıp duruyoruz. Kazandığımız, biriktirdiğimiz para ve servetin hepsi bizim değildir. İçinde Onlarında hakkı var. Gözümüzü yumduğumuzda hepsi dünyada kalacak.
Düşmez, kalkmaz Allahutealadır. Bizim bugün durumumuz iyi olabilir, ama yarın düşebiliriz. Yarın için garantimiz yok, bizde ihtiyaç sahibi olabiliriz.
Yakınlarımızı, komşumuzu, ihtiyaç sahiplerini ihmal etmeyelim, arayıp bulalım. İnfak edelim, tasadduk edelim, zekatımızı tam verelim, fitremizi verelim. Sadaka verelim! Sadaka ömrü uzatır, bereketlendirir.
Akrabalar arasında bir başka vazifemiz burs vermektir. Burs vermek, eğitim-öğretim masraflarını karşılamaları amacıyla karşılıksız maddi destek sağlanmasıdır.
Öğrencilik bir çoğumuzun başından geçti. Bir çoğumuz oturduğumuz şehir dışında okuduk. O şehirde bir akrabamız, dostumuz olmadı, hep yalnız olduk.
Bende yaşadığımız şehir dışında, Ankara’da okudum. Benim ailem fakirdi. Ailemizden gelen kısıtlı para, öğrenim kredisi alarak okuduk. Bir yakınımız bize burs vermedi, yardım etmedi.
O yıllarda kendime söz vermiştim. İleride kazancım, gelirim olursa akrabamız, çevremizdeki öğrencilere burs vereceğim demiştim. Rabbim nasip etti onlarca öğrenciye burs verdik.
Burs verdiğimiz gençlerden bir ricamız var, ‘Sizlerde para kazanmaya başladıktan sonra öğrencilere burs veriniz! Burs verme alışkanlığını içimizde dalga halinde yayalım!’
Neden burs vermiyorsunuz? Neden hep para biriktiriyorsunuz? Öğrencinin zengini olmaz. Zengin çocuğu da olsa, öğrencilerin bursa ihtiyacı olur. Öğrencinin ihtiyaçları bitmez. Parasız geçen günleri çok olur.
Akrabalar içerisinde burs vermeyi alışkanlık haline getiremedik. Burs kavramı bilinmesine rağmen, günümüzde bir çoğumuz bu görevi öğrenci akrabalarımıza karşı ihmal etti.
İnfak etmek, Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla kişinin kendi malından, gelirinden veya imkanlarından ihtiyaç sahiplerine maddi ya da manevi yardımlarda bulunması, harcama yapmasıdır. Zekât ve sadaka gibi farz veya gönüllü yardımları kapsayan geniş bir dini kavramdır.
Tasadduk etmek, Allah rızasını gözeterek ihtiyaç sahiplerine maddi veya manevi yardımda bulunmak, yani sadaka vermek demektir.
Zekât: Belirli bir zenginlik ölçüsüne (nisap miktarı) ulaşmış kişilerin, yılda bir kez mallarının ve gelirlerinin belirli bir oranını (%2.5) ihtiyaç sahiplerine vermesi farzdır.
Fıtır Sadakası (Fitre): Ramazan ayında, kişinin kendi ve ailesinin geçimini sağladıktan sonra temel ihtiyaçları dışında belirli bir miktar mala sahip olmasıyla verdiği vacip bir yardım türüdür