MAHKEMEDE DEĞİL SANDIKTA HESAPLAŞ
AKP’nin kabahatleri saymakla bitmez... Mesela... Kendileri gibi yaşamayanlara güvence veremediler... Bir "merkez partisi" gibi davranmayı başaramadılar... Değişimlerinin hikáyesini anlatmaktan ısrarla kaçındılar...
Mesela... YÖK Başkanlığı’ndan tutun da Rize Tapu Kadastro Müdürlüğü’ne kadar, her pozisyon için "İlle de camiadan olsun" tavrını benimseyerek, bir "getto partisi" gibi hareket ettiler...
Mesela... Cumhurbaşkanlığı makamını bir fetih makamı olarak gördüler... Zafer peşinde koşup, "eşi türbanlı eski bir Milli Görüş mensubu"nu Köşk’e çıkararak sistemin sigortasını attırdılar.
Mesela... Türban özgürlüğü konusunda gösterdikleri cevvaliyetin onda birini bile başka özgürlükler konusunda göstermediler... Türban sorununu ise "kanırtarak" çözmek gibi bir yola girdiler... Sonuçta olayı mahkemelik hale getirdiler.
Mesela... Tahammülsüzlük yaptılar... Haklarında olumsuz eleştiriler yazan gazetecilerin isimlerinin üstünü çizdiler... Buna karşılık cepheleşmeyi körükleyen, halkı açıkça tahrik eden yayın organlarının yetkililerini uçaklarında el üstünde tuttular...
Mesela... AB konusunda hız kestiler... Her türden üslupsuzluklara imza attılar...
ERBAKAN İLE ERDOĞAN AYNI MI?
Dediğim gibi, AKP’nin kabahati çoktur... Ancak... Bütün bu kabahatleri sıraladıktan sonra "AKP çoktan kapatılmalıydı" mı diyeceğiz? Ya da... Bütün bu kabahatlerin toplamından "parti kapatma davası iddianamesi" için yeterli malzeme çıkar mı? Eğer "Evet, çıkar" diyorsak... O zaman şu soruların da yanıtını vermeliyiz: Refah Partisi ile AKP arasında hiç mi fark yok? Erbakan ile Erdoğan aynı mı? Saadet Partisi neden AKP’ye var gücüyle yüklendi, yükleniyor? Ayrıca... Siyasi partilerin kabahatleriyle ilgili hesaplaşma alanını da belirlemeliyiz... Hesaplaşma alanı mahkeme salonları mı, seçim sandıkları mı? Eğer, "İyi ama bu halk, bütün bu kabahatlerine rağmen AKP’ye oy yağdırıyor kardeşim... Ne yapalım?" diyorsanız... O zaman... Partiyi kapatmak yerine halkın kapatılması daha sonuç alıcı olabilir.