Ali Bayramoğlu/Aksiyon
Muktedir bir hükümetin öyküsü...
Terör olaylarına rağmen hükümetin duruşu ve attığı adımlar hemen sonuç verdi. Toplumdaki kaos ve tedirginlik, yerini güvene bıraktı. AK Parti hiçbir zaman bu kadar muktedir bir görüntü çizmemişti. Bu, iktidarın başarısı kadar, toplumun da olgunluğunu gösteriyor. Milliyetçi öfkeyi, tepkiyi, meydan okumayı temsil eden siyasi parti söylemleri de AK Parti'nin tavrı ve söylemi kadar prim yapmadı. Bu konumun muhafaza edilebilmesi ve demokrasi hattından uzaklaşmadan çözüme doğru yol alınabilmesi için iki adıma daha ihtiyaç var…
Türkiye uzun zaman sonra ilk kez bir krizden, hatta bir kaostan, siyasi akıl yoluyla, bu denli hızlı ve sonuç alıcı bir biçimde çıkıyor.
Kürt sorununun sona erdirildiğini, çözüldüğünü söylemiyoruz; ama terörle ya da siyasi şiddetle mücadele konusunda Türkiye'nin önemli bir yol aldığı gerçeğini de teslim etmek gerekiyor.
Nitekim bir yandan siyasi iktidar Kuzey Irak'taki Kürt yönetimi nezdinde ve ABD'yle kurduğu ilişkiler çerçevesinde en azından bu bölgede PKK'nın eylem ve meşruiyet alanını daraltmasını bildi.
Öte yandan içeride şiddet sorununun çözümü için atılacak adımlarda demokrasiden taviz verilmeyeceğini, özellikle DTP'ye yönelik kapatma davasına aldığı tutumla ortaya koydu.
Bu adımı atarken PKK'nın sertleşme üzerine kurduğu politik tuzağa düşmedi, ılımlı Kürtleri, hatta DTP'yi yeniden siyasete davet etti.
Tüm bunları yaparken siyasi iktidar siyaset alanına sahip çıkmasını bildi.
Diğer bir ifadeyle askeri otoriteye hâkim, ondan sorumlu ve onunla işbirliği içinde bir iktidar görüntüsü verdi.
Tayyip Erdoğan şefliğindeki AK Parti orkestrasının bu açıdan ve bu şekilde uyum içinde çalıştığını görmemek, söylememek haksızlık olur.
Nitekim terör olaylarının süregitmesine rağmen bu adımlar ve bu duruş hemen sonuç verdi. Toplumdaki kaos ve tedirginlik, yerini güvene bıraktı, öfkeli ruh hali ise yavaş yavaş dağılmaya başladı.
AK Parti birinci iktidar dönemi dahil olmak üzere hiçbir gün bu kadar muktedir bir görüntü çizmemişti.
Öylesine ki, hükümetin PKK'ya silah bıraktırma meselesinde atacağı herhangi beklenmedik bir adım bile toplumdaki güven ve çözüm beklentisiyle tartışılabilir, kabul edilebilir gibi görüntü sergiliyor.
Terörün tavana vurduğu bir dönemde öfkeli ve tepkisel bir dile başvurmadan, ancak gücünü ve kararlılığını göstererek, terör karşısında tavizsiz bir tutum takınarak, soruna demokrasi içinde çözüm aramak, silahların bırakılmasının siyaset mekanizmasıyla mümkün olabileceğini söylemek ve buna toplumsal destek bulmak siyasi iktidarın başarısı kadar, toplumun da olgunluğunu göstermektedir.
Gerçekten de milliyetçi öfkeyi, tepkiyi, meydan okumayı temsil eden siyasi parti söylemleri, AK Parti'nin tavrı ve söylemi kadar prim yapmamıştır.
22 Temmuz genel seçimlerinde olduğu gibi siyaset ve demokrasi talebi yine galebe çalmıştır.
Gelinen bu konumun muhafaza edilebilmesi ve demokrasi hattından uzaklaşmadan Kürt sorununda çözüme doğru yol alınabilmesi için iki adıma daha ihtiyaç vardır:
Kuzey Irak Kürt yönetimiyle ilişkilerin normalleştirilmesi, daha önemlisi PKK'nın silah bırakması, daha doğrusu PKK'nın izole edilmesine yönelik af fikri de dahil olmak üzere teknik-siyasi adımların atılması…
Bu adımları, özellikle ikinci adımı iki tür atabilirsiniz:
Kapalı kapılar ardında ya da açık olarak…
Açık adım kalıcı ve siyasi adımdır.
Ancak bunun için siyasete, siyasetçiye, siyasi temsilciye ihtiyaç bulunmaktadır.
Hükümet PKK ile görüşmeyeceğine, görüşemeyeceğine göre bu hamleyi ya DTP ya da benzeri bir yapı üzerinden yapmak zorundadır.
DTP'ye bunun için de ihtiyaç vardır…
Ancak nasıl bir DTP'ye?
Elbet PKK'nın, dahası PKK içindeki şahin kanadın temsilcisi gibi davranan bir DTP'ye değil…
DTP'nin bugün yürüttüğü “Zana ve Demirtaş politikası” şudur:
“Son kongrede DTP'nin aldığı özerklik kararı özel bir amaç taşımaktadır. Bu kararın Türk hukuki ve siyasi sistemi tarafından kabul görmeyeceği açıktır. Bu durumda gerginlik yaşanacak ve Kürt politikası yüzünü ABD ile Kuzey Irak'a dönme imkânı bulacaktır. Özerklik gibi bir programla çıta yüksek tutulmazsa, meclisteki vekiller her türlü çözümü kabul edip en alttan uzlaşma yolunu seçebilirler, bu durumda onları manipüle edecek açıklamalar önceden yapılmalıdır ve örgütün belirlediği zeminde politika tutturulmalıdır…”
Bu yapı ve mantık, bırakın ihtiyaç duyulmayı, bir an önce tasfiye edilmeyi gerektirmektedir.
Ama nasıl?
Bu gerginlik politikasından siyasi açıdan kurtulmanın yolları var.
Bu sorun DTP'nin içindeki şahinlerin geri plana itilmesi ya da parti içindeki ılımlı milletvekillerinin başka bir yapı ya da kanalla hareket etmeleriyle çözülebilir ve bu, uzak bir ihtimal değildir...
Yeter ki siyasi akıl devreye girsin, DTP'nin üzerinde sadece demokratik baskı kurulsun…
Evet, terör meselesine yönelik bir çözüm ışığı var.
Yeter ki biz çözüme siyasetin, yeni Kürt politikasının ya da politikalarının kapı açacağını görelim.
Asıl önemlisi çözüme doğru sadece devletin demokratikleşmesiyle değil, Kürt alanının çoğulculaşmasıyla da yol alınacağını fark edelim.