Aile evleri ve ikamet hanları

İsmail Detseli, 40 yıl kadar önce köy ve kasabadan şehre gelen insanların kaldığı hanları yazdı...

Bundan sanırım 40 yıl kadar önce idi. Anadolu’nun ve büyükşehirlerin çevresindeki köy ve kasaba insanları rızık bulmak için köydeki meşakkatli işlerden saban, pulluk, boyunduruk, üvendire, orak, tırpan, dirgen, yaba, öküz, eşek ile yapılan ilkel tarım aletlerinden yılıp yorulduğu yıllardı. Bunlardan kurtularak şehirdeki rahat yaşamı kurtuluşa giden yol görerek rahat özlem duymaları ile başlayan gurbetçilik sevdası büyükşehirlerde ikamet etme, ev sorunu gibi büyük külfetleri de beraberinde getiriyordu. İşte bu yazımda ben siz genç okurlarıma dilimin döndüğünce o şehirlerdeki hanlarda ve aile evlerindeki yaşamdan bir nebze bahsetmeye o günlerden bilgiler vermeye çalışacağım. Efendim yıllar 1958 -60 idi. İzmir’de çalışmak için bulunuyordum. Bir başına bekâr bir adamsın. Bir büyük ev tutup ta kira verme gelirinde yok aile arasında zaten o yıllarda bu tür bireysel evleri de kimseye bekar olanlara vermezlerdi. İzmir’in meşhur hanları vardı ki benim bildiğim en meşhurları meşhur Kestelli caddesindeki Çınarlı Han daha ona yakın yerlerdeki Gön Hanı gibi hanlar ikamet yerleri idi gurbetçilerin. Bu adı geçen hanlardan ve Başkentimiz Ankara’da pek yoktu ama İzmir İstanbul gibi Anadolu insanının çok akın ettiği ve ekmek teknesi hatta taşı toprağını altın bildiği şehirlerde çok vardı 1960’lı yılların İzmir’in meşhur Kestelli caddesindeki çınarlı handan örnekler sunacağım. Adı ile maruf bu cadde namlı olan bu han zamanın en sağlam yapılarından 4 katlı caddeye bakan kapısından girişe göre çok geniş bir havlusu vardı. Bu havlunun kenarlarında 2-3 tane kadar umumi banyo tuvaletler oluşurdu. Ortada büyük bir gezinti yeri yine taban katta ardiye olarak kullanılan ufak ufak depo şeklinde odalar. Yalnız yaz günlerinde han insanlarla dolup taşınca bu odalarda da yaz günlerinde insanlar yatardı. Bu hanın katlarına çıktıkça yukarılara doğru balkonları ve odaları daha da genişler her odasında en az 4 kişinin yattığı hanın koridorlarında bile yaz günlerinde yığın yığın insanlar yatarlardı. Nerelerden gelirdi bu insanlar? Niğde’den Konya’nın kırsalından Meram’ın köylerinden Derbent’in köylerinden Hadim’den Bozkır’dan Beyşehir’den daha nice yerlerden Anadolu kırsalından gurbete gelirlerdi. Kimi hamal olarak kimi kuru yemişçi olarak kimi sebzeci olarak, kimi fabrika işçisi olarak, dahası ne iş bulursa. Zor kolay demez hatta bazı Konya’nın kırsalından gelen çok insanları bilirim ki iki tekerlekli bir araba ile omzuna bağladığı ipi kullanarak akşamlara kadar arabaya at gibi koşulup yük çeken nakliye yapan insanlar. Bu insanlar naçar bırakıp geldiği köyündeki aile bütçesine katkıda bulunmak için çabalarlardı. Hanın koridorlarında gece işinden biraz geç gelen insanın yatanları çiğnememek için çok çaba sarf etmesi gerekirdi. Hele tatil günleri gelince handa bir hareketlilik başlar kimi elinden bütün çamaşırları ile banyoda bir kalıp sabun ile banyoda çamaşır yıkayacak ve kendi vücudundaki birikmiş bir haftalık kirini dökecek banyo tuvaletler. Adamlar kifayetsiz olunca akşamlara kadar sıra beklerdi. Bazıları ise geldiği memleketine yöresine göre efkârlanır hamamda şarkı söylemek kolay olur derler ya işte ya çamaşır yıkarken ya da banyo da oda tutturur bir Anadolu havası. Kimi barak okur, kimi gazel okur, kimi ise memleketine has kıvrak havalar ile gönlünü eylerdi. Bundan başka o yılların İzmir’inde bir han daha vardı. Bu Kestelli caddesine yakın. Bunun adı da Gön Hanı idi. Bir kapısı salepçi oğlu caminin yanındaki sokağa çıkardı. Diğer bir çıkışı da ünlü Kemeraltı caddesine çıkardı. Yani bir nevi yolgeçen hanı idi. Buranın mülkiyeti bizim köylülerimize aitti. 15-20 kadar altlı üstlü odalardan oluşan bu mekanda o yıllarda mahallelerde merkeplerle zeytin yağı sabun satarak ticaret yapan köylülerimiz tarafından kullanılırdı. Üstü yatakhane olan odaların alt kısımları ise yağların sabunların zeytinlerin depo edildiği birer ikamet mekanı idi. Şimdi halen var mı bilmiyorum. Ama o yılların popüler yerleri idi gurbete giden Anadolu gençleri için. Birde ayrıca yine uzaktan yakından ailecek kopup gelenler için İzmir’de oluşan aile evleri vardı. Bunlar özel isimlerle anılırdı. Örneğin Fadime’nin aile evi Aziz’in aile evi Mevlüt’ün aile evi gibi. Bu mekanlar ise şöyle genelde tek katlı yer evlerden oluşurdu. Bazen de aile evinin sahibinin gücüne göre iki katlı olan evlerde vardı. Bu evler şehrin büyük ünlü eski mahallerinden olurdu. Örneğin işyerlerine yakın olan iki çeşmelik namazgah mezarlık başı Beyler sokakları ve sinekli yeşil dere gibi Basımhane’ye yakın yerlerdi. Geliri kısıtlı olan evli çocuklu insanların tercih ettiği bu evlerin havası ise bir başka idi. Beyler işe gittikten sonra bayanlar kalkar bazen birlikte bazen de ayrı olarak kahvaltılar yapılırdı. El işleri ellerine alınır evin ortasındaki boşluğa minderler serilir, başlar sohbet ve eski ihtiyar bayanlar var ise onlarda eskilerden anlatırlar. Herkes yöresinden bir anı anlatır veya ilginç bir olaydan bahsederdi. Bu evlerden biride benim dedemin evi idi sineklide (yani İzmir Yeşildere’de). Bu evde birçok kiracılar vardı. En büyük evde oturan elli lira en küçük evde oturanlar ise ortalama 25 -30 lira kira öderdi. İçlerinden Ödemişli bir Kiraz Ana vardı ki merhum ninemiz şen şakrak konuşkan hayatı yaşamı seven iyi bir kadındı. Kocası ölmüş oğlu ve gelini bir torunu ile İzmir e gelmiş bu eve yerleşmiş. Yeni evli olup gelen gelinlere gücü yettikçe maddi manevi akıllar verip onların halleri ile hallenir. Adı Kiraz kadın idi bütün evde oturanlar ona Kiraz Ana derlerdi. Ben İzmir’e vardığımda onlar kiracı dedem ise köye dönmüş dayımlar bunlardan kiralarını alıyorlardı. Bende dayımların yanlarında kalıyordum. Akşam işten geldim mi hemen beni eve alırdı. O güzel kiraz ana hemen “Sen yalnızsın yavrum. Ananı çok severdim. Ben onun için aç susuz üstün başın kirli gezme. Kiraz anan ne güne duru burada” diye bana çok yardımda bulunurdu. Allah rahmet eylesin. Şimdi İzmir’e bir nokta koyup gelelim o büyük şehri İstanbul’a. Bu kocaman dünya şehrine de o zamanlar büyük bir göç vardı. Ama böyle ailecek değil sadece para kazanmak amaçlı ve tek kişilik insanların giderek para kazanıp ve köyüne dönüş şeklinde olurdu. Bu insanlar bazen 8 aylık kısa dönem, bazıları ise 1-2 senelik uzun dönem kalıcı olup orada kendine yerleşik iş kuranlardan da oluşurdu. Yerleşik dediğim insanlar gerek sebze meyve üzerine gerekse yağ sabun deterjan üzerine gerekse bir fabrikada uzun süreli iş bulup çalışma üzerine olurdu. Bu uzun süreli çalışanlar kendilerine göre ya Anadolu’nun köylerinden gelişlerine göre hemşerilik bağları ile bir apartmanı veya büyük bir evi tamamen kiraya tutup oraya yerleşip oda oda bölüşmek sureti ile ikişer üçer kişilik guruplar halinde kalırlar. Yahut ta daha çok Eminönü, Sirkeci, Küçükpazar, Fetva yokuşu, Kantarcılar, Unkapanı, Beyazıt, Kumkapı, Aksaray gibi işyerlerinin çok olduğu semtlerin içersinde oturmayı tercih ederlerdi. Bunların yanında bu insanların işyerlerinin yoğun olduğu semtlerde bulunan, örneğin Küçükpazar’da Ziliftar hanı zindan han fetva yokuşunda daha büyük 6-8 katlı olan doğru han ve daha isimlerini unuttuğum bu yerler yüzlerce Anadolu insanının bekar olarak barındığı han bucakları idi. Akşamları bu hanın iç koridorlarında bir hareketlilik olur ki. Yemek yapanlar soğan doğrayanlar terleyenler yorgun ayaklarından çıkardıkları çorapları hatta köyden giyip geldiği iç donu iç köyneği gibi ilkel çamaşırlarını yıkayanlar. Akşam işten gelmiş yorgun memleket hasreti ile şarkı türkü tutturanların feryadı figanları ayyuka çıkardı. Sen bunları nasıl biliyorsun diyeceksiniz? Ben o yıllarda bu kervanın bir üyesi idim ve buralarda yatan ya bir arkadaşım ya da bir köylüm mutlaka olurdu. Ama o yılların İstanbul u adeta bu günün bir Anadolu kenti kadar temiz yaşamı hoş denizi hoş saf insanlarla dolu denizi berrak sokakları sakin sinemaları açık havada yazlık kışlık ayrı birer İstanbul harikasıydı. Beyazıt kulesi galata kulesi akşamlara kadar ziyaretçi alır. Anadolu’dan gelmiş meraklı insanların akınına uğrardı. Beyoğlu, Karaköy, Galata, Süleymaniye, sirkeci, Sarayburnu, Aksaray, Topkapı, haliç, vefa, Kasımpaşa, Kapalıçarşı, Beyazıt, Kumkapı, Saraçhane, Fatih, İstanbul’un hareketli mahalleleri idi. Sarayburnu’ndan başlayan denize girmeler sahil boyu gaziniyorlar taa Yeşilköye Çekmece’ye kadar uzanırdı. Marmara’da Beykoz’da, Kadıköy’de, Üsküdar’da, Harem’de, Salacak’ta, Moda’da, Anadolu hisarında, Beylerbeyi’nde, Tarabya’da, Yeniköy Ortaköy, Baltalimanı, Sarıyer, Büyükdere’de olan sahiller ise ayrı bir güzellik arz ederdi. Bu efsane şehirde Karaköy Beşiktaş Dolmabahçe Belgrat ormanları taksim Feriköy karagümrük Galatasaray osmanbey şişhane kuladibi beyoğlu eski İstanbul Ahh daha hangi semtlerini sayayım. Deyip burada keseceğim yazımı daha fazla içlenip eskileri hatırlayıp bugünlere bakıp ağlamadan o yıllardaki İstanbul bambaşka bir rüya şehir idi. Bu vesile ile o eski özlem duyduğum İstanbul için yazdığım şiirlerden birini burada yayınlamak iyi olur sanırım eskiyi daha iyi anlayabilmek için.

İSTANBUL SEVDASI
Şairim diyorsan eğer şu İstanbul a şiir yazmadan olur mu?
Bu şehri İstanbul denen cennete acaba doyulur mu?

Bu gününü mü sever ararsın bu şehrin acaba dün ünümü

Saray burnu sirkeciyi mi Süleyman iyeyi emin önü nümü

Bir panayır gibiydi eskiden o muhteşem şehzade başı
Orası bir eğlence yeriydi ahh oynanırdı direkler arası

Sen hiç İstanbul a Beyazıt kulesine çıkıpta baktın mı?
Sen hiç Beyazıt ta yolgeçen hanında yattın mı?

Çocuklar pamuklu şeker yer beyler nargile içerdi şarkı söylerdi bir Arap bacı

Kum kapı atik âli Aksaray yeni kapı ortada saraçhane başı

Altın boynuz balat fatih kara gümrük Feriköy dolap dere kasım paşası
Hey hey sirkeciden bin trene zeytin burnu Bakırköy Silivri ve Mevlana kapısı

Bahçeli evler Yeşilyurt küçük çekmece büyük çekmece yeşil köy
Nerede o aşığı olduğum özlediğim İstanbul um nerede hey hey

Galata köprüsünde motorda denize bakarak balık ekmek yemek

Sandala binip te haliç e doğru şöyle aheste bir kürek çekmek

Emin önünde tarihe seslenir muhteşem yapı yeni cami
Kenar duvarlarında oturup ta fatihlere dua edenler hani

Seni çağırır gel gel diye o güzel görüntüsü ile mısır çarşısı
Boğaz boyunca uzanır Üsküdar’ı Anadoluhisarı modası

Koca Sinan ın yaptığı medreseleri hanları hamamları

Eski çağları bağrında saklar Ayasofya sı top kapı sarayları

Yorar çıkışta seni belki Süleymaniye ye dikçe fetva yokuşu
Bir başka güzellik Beyazıt la galata kulesinin birbirine bakışı

Tepeye çıkınca seni karşılar denizden esen bir yel
Gitme diyor bana gönlüm gitme eski İstanbul da kal

Nerede nere de acep o İstanbul u nasıl bulayım

Getir bana kırk yıl önceyi kırk yıl daha kalayım

Bir akşam vefadan geçerken bozaa diye bağıran bir sesi duydun mu?
Yaz akşamlarında evlerin bahçesinde oturup boza yudumlayanları gördün mü?

Kalaylı bakır güğümden akan beyaz boza ne ile tatlı içilir
İşte bunu iyi bilmeli boza daima sarı leblebi ile lezzetlidir

Sirkeci iskelesinden boğaz vapuru kara köy iskelesinden adalar

Ada vapuru yandan çarklı kırk beşlikler daima bunu çalar

Üsküdar kadı köy Beşiktaş orta köy büyük dere karşımızda moda var
Bir güzel İstanbul kızı oturmuş ahşap evde tahta perdeli cumbalı odalar

Tophane cihangir bey oğlu mecidiye köy Belgrat ormanları
Kule dibinde sinagog bir yanda kilise çanı camilerde ezanları

Öyle bir Mozayik ki birbirine kaynaşmış bu şehrin insanları

Fitne yok kıskançlık yok birbirine saygılı nerde bulayım o canları

Ararım dünleri yeni kapı sahilinden denize girmeyi
Gece açılan köprülerden altın boynuza girerdi yük gemileri

Sanki koca fatihin gemileri iniyor gibi karadan
Her an karşına çıkıverir ermeni veya Yahudi bir madam

Şu efsane şehrimiz güzel İstanbul’un içinde var ya

Bak işte bir Anadolu insanı işte bir Rum palikarya (rum genci )

Şöyle bir vapura binsem de açılsam boğaza Marmara ya
Kınalı ada büyük ada birde İmroz ve heybeli adaya

Tarabya Sarıyer Rumeli kavağı boğaza uzanıverir koy koy
Haydi, haydi bu İstanbul a doyabiliyorsan gel de sen doy

Çık ona yedi tepeden bak ta gör ne var ne yok

Helal et güzel İstanbul um çok ekmeğini yedim çok

Seviyorum bu dünya şehrini çıkmaz bedenden bu huy
Şiir şiir aklımdasın eyy koca şehir iyi dinle ve beni duy

Ozan İsmail im bu taaa o eski yaşadığı İstanbul u özler
Sen benim kalbimdesin şehir seni hayalde görür gözler
1995 İstanbul Mart İsmail DETSELİ

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?