Ağaçlar çalpara çalar,

Kadın gülen bir ifade ile ‘prenses geldi mi?’ demiş. Geldi demiş ve göstermiş. Yine emeline ulaşamayan kadın bu kez ‘gördün mü ne güzel yakışmış prenses ama bir eksik daha var’, demiş.

Ağaçlar çalpara çalar,  yapraklar köçek oynar


 


Kadın gülen bir ifade ile ‘prenses geldi mi?’ demiş. Geldi demiş ve göstermiş. Yine emeline ulaşamayan kadın bu kez ‘gördün mü ne güzel yakışmış prenses ama bir eksik daha var’, demiş. Kız “o da ne?” deyince, ‘geldi mi bu evlerde oturmak yaşamak ayrı bir tatlı olur. Ağaçlar çalpara çalar Yapraklar köçek oynar’ demiş. Kız bunlar nerede deyince ‘aynı gizem cennetindeler’ der. Kız ağabeyime çok eziyet ediyorum artık bu tür şeyleri istemeye yüzüm yok dediyse de kadın çeşitli entrikalarla kızın aklın çeler.


 


İsmail DETSELİ


 


Vakti zamanında bir şehirde bir bey oğlu varmış. Bir de bu bölgede üç güzel kız kardeş varmış. Bunların üçü de bu bey oğluna âşıklarmış. Hatta aşklarını ve hayranlıklarını belirtmek için kız eşleri arasında şöyle söz de ederlermiş. Büyük kız, ben şu bey oğlunu alsam güzel halı dokuduğum için ona tezgâhta metrelerce halı dokurum. bütün gelen giden misafirleri halı üzerinde gezinip otururlar dermiş. Bu kız zaman olmuş, beyin oğlunu almış. Beyoğlu birkaç ay sonra hadi hanım senin bir sözün vardı başla bakalım halıları dokumaya deyince ah beyim o seni almak için söylenen laftı, dilden gelen elden de gelse daha ne istersin, boş ver şöyle keyfimiz iyi demiş. Ortanca kız ah ben şu bey oğlunu alsam güzel yemek yaptığım için ona güzel güzel yemekler yapsam, gelen giden bütün misafirlerine akşam sabah yemekler döksem, bundan usanmasam, bıkmasam demiş. Beyoğlu onu da nikâhlamış kendine. Birkaç ay sonra bakmış, hiç yemek falan yapılmıyor. Hatta beyoğlu kendisi bile sarayından, aşçılardan yemek yer olmuş. Ve hadi hanım senin bir sözün vardı, yerine getir bakalım demiş. Hanım, ah bey dilden gelen elden de gelse, bırak o işleri beni uğraştırma. Aşçın var, işçin var, o söz seninle evleninceye kadardı demiş.


Artık gözler ve sözler kızların en küçüğü olan Münevver üzerinde yoğunlaşmış. Küçük kız da  ben şu beyin oğlunu alsam onunla evlensem ona altın saçlı kız ve tel perçemli (perçem eskiden erkek çocuklarının saçı kesildikten sonra başın ön tarafına bırakılan alnına doğru inen birkaç tel saçtı) oğlan doğururum demiş. Onu da istetmiş, beyoğlu zaten ailenin de vermem deme ve itiraz etme şansı da yokmuş.


Münevver de bey oğluna verilmiş. Zaman hızla geçmiş. Kısa zaman sonra oğlan yeni hanımına hadi hanım bakalım senin bir sözün vardı o sözünü yerine getir demiş. Münevver hanım tamam beyim dokuz ay on günü say gel yanıma demiş. Zaman geçtikçe Münevver hanımın hamileliği herkes tarafından fark edilir olmuş. Olmuş da hep düşman içerden olur derler ya Münevver’in kısır ablalarını da bir telaştır sarmış ve başlamışlar haince planlar kurmaya.


Eğer bu bizim kardeşimiz doğurursa bizim huzurumuz bozulur, yaşantımız değişir, ne yapalım falan derler ve doğum gününü sabırsızlıkla ve çeşitli hilelerle beklerler. Gün gelir çatar Münevver hanımın ağrıları başlar.


O yıllarda böyle doktor, ebe falan yok. Evin ve beldenin bilgili hanımları bu doğum işi ile ilgilenirler ve bilhassa evdeki ablaları daha çok ilgilenir. Daha evvel tasarladıkları doğum işinde uzman olan, ama çok paraya tamah eden bir kadına derler ki ablalar “Bu artık doğuracak. Biz de huzursuz olacağız sana şu kadar altın ve mücevher verelim. Bunun doğumda köpek eniği doğurduğunu söyle. Bir yerden iki tane enik bul, onları altına koy çocukları kaçır, onları bir cebelin, yani dağın başına bırak, kurda kuşa yem olsunlar bizde kurtulalım” demişler. Maalesef o kötü niyetli zalimlere o kadın da alet olur. Doğum esnasında Münevver gelinin altına iki enik bıraktığı gibi ikiz doğan kız ve oğlanı da alır bir bohçaya saklar ve başlar kadınca bağırmaya. “Anaaaam, yetişin dostlar, böyle bir şey ilk defa başıma geldi. Gelin de sizler de görün bakın bu kadın köpek yavrusu doğurdu eyvaaaah” diye avazı çıktıkça bağırır ve halkı başına toplar ve halka durumu gösterir.


İş beye intikal eder. Kız kardeşler başlarlar “Hadi bakalım buna ne ceza vereceksin? Bu kahpe köpekle ilişkiye girmiş. Bu senin şanına yakışmaz. Bunu asmalısın, bunu kesmelisin” diye.


Ama bey oğlu bu işe inanmamakla beraber halkın sözüne uyar “Öldürmeyin bu kadını. Enikleri ile beraber bahçeye bir kulübe yapın. Giriş kapısının yanına koyun. Orada yavrularını beslesin, evin artıklarını önüne atıverin” demiş. Ve kendisi de eve girip çıkarken köpek doğuranlar buna layık olur der biçare kadını tekmeler geçermiş. Söylenenler yapılmış. Bey oğlu bu duruma çok üzülmüş ve bir daha evlenmemeye karar vermiş. Kaderine küsmüş o iki kardeş olan hanımları ile yaşamaya başlamış. Çocukları ananın altından alan kötü kadının dağ başına bıraktığı iki yavruyu köyden otlamaya giden bir sağmal keçi Allah’ın işi ya dağda emzirirmiş. Eve göğüslerinde süt olmadan gelen keçinin sahibi fakir kadın her gün sürünün çobanı ile kavga edermiş: Benim keçimi kim sağıyor, her gün sütsüz geliyor dermiş. Çoban bir gün hanım teyze vallahi ben sağmam ve sağanı da görmem. Sen de benimle gel bir gün keçiyi takip edelim demiş. Ve keçiyi takip etmişler. Kadın keçiyi sütleri doldu mu hemen bir büyük ağacın kovan gövdesinde yatan saçları altın gibi parlayan çocukları emzirirken bulmuşlar ve çobana bile söylemeden çocukları almış evine getirmiş. Başlamış onları beslemeye ve kısa zamanda kızın saçından her gün bir altın, oğlanın saçından telden perçemler alıp sata sata kadın çok zengin olmuş. Çocuklar artık büyüyüp 15–16 yaşlarına giren tel perçemli oğlanla altın saçlı kız ninelerine “Nine biz artık senden ayrılacağız yine sana hizmet edeceğiz ama artık bir ev yapıp kendimiz yaşayacağız” demişler. Ve dediklerini de yapmışlar. Beldenin kenarına büyükçe bir ev yapmışlar ve orada yaşamaya başlamışlar. Zaten saçları altın ve gümüş tel olunca maddi sıkıntıları hiç olmamış bunların. Artık büyüyen oğlan, babası da avcı olduğundan ve babadan irsiyet ava merak sardığından kız kardeşini evde bırakıp sıkıca kimseye kapıyı açmamasını önererek her gün dağa ava gidiyormuş. Bu yeğenlerinin sağ ve yaşamakta olduğunu biraz anlamaya başlayan zalim teyzeler yine işbaşına cadı kadını koşup kendi rahat yaşamları bunları ortadan kaldırma işine girişmişler. O cadı yaramaz kadın aramış ve oğlan ile kızın izlerini ve evlerini bulmuş. Kapıyı çalmış. Oğlan ava giderken kız kardeşine kim gelirse gelsin katiyen kapıyı açmamasını sıkıca tembih edermiş. Kız da abisi avda olduğu için kapıyı gelen kadına açmamış. Kadının bütün ısrarları boşa gitmiş. Ertesi gün ağabeyinden izin al, ben sizin akrabanızım demiş. Kadın gitmiş, kız abisine söylemiş olan biteni. Oğlan aman kardeşim açma aklıma kötü şeyler geliyor bensiz açma ve o kadının karşısına çıkma demiş.


Ertesi gün cadı kadın yine gelmiş. “Kızım ne oldu ağabeyinden izin aldın mı?” deyince hayır abim izin vermedi ama ben ısrarın üzerine sana kapının kıyısından görüneyim diye bir yanlışlık yapmış ve kadına görünmüş. Kadın bakmış ki aradığı çocuklar bunlar, çünkü kızın saçının her telinde parlayan sarı sarı altınları fark etmiş.


Yalvarmış kadın ben sizin akrabanızım sizi bekleyen tehlikeler var sizleri korumak için çalışıyorum sonra sizin evinize çok yakışacak eşyalar var bunlara sahip olman için benden yardım almalısın diye kızın fikrine birçok fitne sokmuş.


Ertesi gün kız yine abisine kadının geldiğini kötü bir kadına bezemediğini çok ısrarcı olduğunu bize bazı faydalarının dokunacağını söylediğini izah etmiş oda çok sevdiği kız kardeşinin hatırı kırılmasın diye kabul kadını eve etmesini söylemiş.


Ertesi gün kadın eve kabul edilmiş kız tarafından, kadın başlamış yalan gerçek kız a dil dökmeye ve yakınlık göstermeye ve sonunda kızı ikna ettiğini anlayınca abin ava hep gider mi demiş? Evet cevabını alınca da onun gitti yerlerde gizem cenneti var orda bir endam aynası var ki onu getirmeli sizin bu evinize çok yakışır demiş ve gitmiş.


Kız akşam abisi gelince biraz kırgın karşılamış ve abisinin neden sorusu üzerine sen bana gizem cennetinden endam aynasını getirmezsen sana kırgınlığım devam edecek demiş oğlan hay hay kardeşim sen iste yeter ki ben seni ne kadar severim bilirsin demiş.


Ve ertesi gün endam aynası için yollara düşmüş. Sabahın erken saatinde giderken karşısına bir piri fani sakallı ihtiyar çıkmış ve dur oğul yolculuk nereye diye soruvermiş?


Oğlan emmi kardeşim gizem cennetinden endam aynasını istedi onu çok severim aynayı bulup almak için gidiyorum demiş. İhtiyar aman oğul o gizem cennetinden aynayı almak çok tehlikelidir seni orada taşa yaparlar gitme dediyse de oğlanı ikana edememiş. Ve madem gideceksin falan yerden git karşına gelenlere hiç sır verme ser ini alırlar seni tehlikeye atarlar cennetin kapısı altındandır parlaklığına aldanma kapıyı sakın çalma direk oranın sahibi gibi kapıyı aç gir. Sağı takip et ayna üçüncü odada duruyor al ve arkana bakmadan sözleri duymadan çık gel demiş oğlan hızırın söylediklerini yerine getirmiş be endam ayansını alıp kız kardeşine vermiş evlerinde hakikaten bir güzel köşe oluşmuş.


Fakat bunda başarılı olduğunu ve gizem cennetinden oğlanın sağ kurtulduğunu hazmedemeyen ve planında başarılı olamayan cadı kadın yine kız gelip gördün mü ayna evine ne güzel yakışmış ama bir eksik daha var onunda mutlaka bu evde olması lazım demiş kız on nine deyince? Sırıtarak gülen prenses var onu da getirt şu aynanın yanına bak nasıl yakışacak demiş. Ama abim çok sıkıntı çekiyormuş ona bir zara gelmesinden korkarım oda olmasın ne olur deyince cadı karı olmazzz demiş onsuz olur mu hiç bu saray mutlaka bu prenses lazım deyip kızın aklını çelmiş. Kız yine akşam kırgın karşılamış abisini ve ninenin geldiğini o gizem cennetinde gülen prensin olduğunu eğer onu alıp getirmez ise kırgınlığının devam edeceğini ima etmiş oğlan durur mu? Sabah erkenden yine yola koyulmuş karşısına Hızır yine çıkmış.


Oğul yine tehlikeli bir işe gidiyorsun vazgeç bu tür işlerden orası bildiğin gibi değil bir gün orada taş olabilirsin demiş ama oğlanın kız kardeşine olan bağlılığını ve sevgisini yıkamamış yine tembihte bulunmuş. Geçen gün söylediklerimin aynisini uygula bu sefer kapıdan girdin mi sol tarafı takip et dördüncü odada bu prenses var al ve dön kapıyı kapatma arkandan şöyle bir ses duyacaksın bağcı bağına hısız girdi diyecekler arkana bakma sözleri duyma kapıdan çık ve tez uzaklaş oralardan demiş. Oğlan hızırın dediklerini harfiyen yerine getirmiş ve prensesi eve getirip kız kardeşine vermiş evde huzurlu günler başlamış ama düşmanlar boş durmamış, cadı karı yine gelmiş dost bildiği gizli düşmanı kız yine içeri almış. Kadın gülen bir ifade ile prenses geldi mi demiş. Geldi demiş ve göstermiş yine emeline ulaşamayan kadın bu sefer gördün mü ne güzel yakışmış prenses ama bir eksik daha var, demiş. Kız “o da ne?” deyince. O, geldi mi bu evlerde oturmak yaşamak ayrı bir tatlı olur. Ağaçlar çalpara çalar Yapraklar köçek oynar” demiş. Kız bunlar nerde deyince aynı gizem cennetindeler der. Kız ağabeyime çok eziyet ediyorum artık bu tür şeyleri istemeye yüzüm yok dediyse de kadın çeşitli entrikalarla kızın aklın çeler. Ve kız yine avadan gelen abisine kararak durumu açar. Oğlan kardeşim bana kırılma sen yeter ki iste ben sana istediğini bulurum der ve hızırın yardımı ile işin kolay olduğunu zanneder. Hâlbuki Hızır bu tür şeylerin çok zor ve can alıcı olduğunu bunlara bir daha tevessül etmemesini söyler ama oğlanda ki kardeş sevgisi ağır basar yine erkenden yollara düşer. Yine Hızır aleyhisselam önüne geçer nereye gittiğini sorar? Oğlan kız kardeşinin isteği olan, ağaçlar çalpara çalar yapraklar köçek oynar olan cennete ki bu güzel varlığı da getireceğim kardeşim istiyor der. Hızır bu çok tehlike artık sana oradan mal almak zor seni tanıyorlar üstelik bu almak istediğin şey orada çok kıymetli gitme senin için iyi olmayacak dediyse de ikna olmaz. Hızır şöyle der yine kapıdan gir direk yürü tam karşında simlerle örülü bir perde var onu arala bu alacağın nesne oyun halinde ise gürültülü olurlar hemen al ve dön oyun halinde değiller ise alma seni yakalarlar der. oğlan gider ve dinileni yapar kapıdan girer simli perdeye ulaşır perdeyi aralar içeri girer bakar ki ağaçlar oyun halinde değil biraz bekler sabredemez ve elini uzatır alır ve döner tam kapıdan çıkar içerden bir ses gelir: Eyyy bağcı bağında hırsız var der oğlan da gayri ihtiyari geri döner bakıverir içerden bir ses TAŞ olsun, der. Ve oğlan oracıkta taş oluverir.


Kız evde günlerce abisini bekler ama nafile gelen yok bir sabah yaptığı hatayı anlar iki gözü iki çeşme ağlayarak yollara düşer giderken hiç tanımadığı Hızır karşısına çıkar “nereye akılsız kızım?” der. Kız başından geçenleri anlatır anlatma ben biliyorum doyumsuz isteklerin cadı kadının hilesini gerçek etti onun isteği yerine geldi. Oyun bozuldu ağabeyin de gizem cennetine taş oldu, der. Kız daha çok ağlamaya başlar ve Hızır’dan yardım ister. Hızır gel benimle der. Ben dua edeceğim sen de canı gönülden amin diyeceksin kardeşini belki kurtarırız der ve giderler. Hızır dua eder kız amin der uzun süre kız göz yaşı döker ve oğlan kurtulur gelirler. Hızır kıza tembih eder bir daha ağabeyine böyle ağır yükler yükleme onu zor durumda bırakma o kadının sözüne asla kanma. O sizin düşmanınız ikide teyzeniz var bey oğlunun hanımları sizleri dağ başına attıran onlar ve bu kadın anneniz sizin beyin kapısında köpek kulübesinde bağlı senin av arkadaşın olan beyde sizin babanız. Der bazı sırları söyler ve ortadan kaybolur. Oğlan bir gün iyice ikna olmak için av arkadaşı olan aslında babası olduğunu öğrendiği adamı evine yemeğe davet eder. Bey kabul eder ve akşam yemekte buluşurlar tabi teyzeleri de vardır. Güzelce yiyip içerler evlerini gezerler. Teyzeler kıza hiç ağabeyinde sende başınızı açmıyorsunuz nedendir diye sorarlar. Kız bunun bir sır olduğunu ve kazançlarının bu olduğunu anaların neler doğurduğunu kinayeli bir vaziyette ima ederler bey de zaten durumu anlamıştır. Davetliler dağılır ve evlerine giderler zalim teyzeleri ve cadı karıyı bir telaştır alır.


Bir gün beyi ikna ederler ve çocukları yemeğe davet için anlaşırlar. Bu arada yeni oyunlar kurarlar yemeklere zehir koyup oğlanla kızı öldürmeğe kara verirler.


Oğlan ve kız bu davetten şüpheye düşerler gitmek istemezler ama oğlanın akıllı bir av köpeği vardır adı. Dilli Zagar’dır. Zagar dillenir ve davete beni de götürün der. Eğer yemeklerden ben yersem sizde yiyin yemez de sofranın üzerinden üzerin den atlar geçersem yemek yemeyin der. Oğlanın ava giderken bindiği atı dile gelir yemeğe beni de götürün yalnız girerken beni sarayın kapısının yanındaki köpek kulübesinin dibine bağlayın ben yemeğimi yemeden sizde yemeyin der. Atımızı doyurun deyin atınız ne yer diye soracaklar? Atımız kep kepek itimiz insandan et yer deyin der. Misafirliğe gidilir ve akşam yemekler gelir teyzeler geride bey ve kızı oğlu sofraya oturtulur. Amaç onları babaları ile beraber zehirlemektir. Ve sizler av arkadaşısınız baş başa yemek yiyin biz sizi rahatsız etmeyelim derler. Oğlan bizim atımızla ve itimiz dışarıda atımız bağlı atımız, olduğu yerde kalsın yalnız itimiz yanımıza gelsin biz onsuz yemek yemeyiz atımızın yemini de kendimiz vermeliyiz derler. Bu istek üzerine dilli zagar sofraya getirilir. Oğlan köpeğe, hadi Zagar’ım yemeğe buyur der. Zagar sofranın üstünden atlar geçer. Bey bu olmadı ben başlamalıyım deyip sofraya elini sununca oğlan hemen beyin elini tutar. Dur beyim atımızda kep kepek yer onun yemini de bir görelim deyince; Teyzeler, “Bu nasıl şey anlamadık at kep kepek it ise insandan et yer mi?” derler. Onlar böyle şeyler yemez de insan hiç köpek doğar mı? Ancak insanlıktan yoksun olanlar masum kişiler bunu bir masum kadına hem de kardeşlerine böyle bir kötülüğü isnat ederler der oğlan. Ama her zaman hak ve adalet yerini bulur Allah her şeye kadirdir biz yıllardır anasız yemek yedik. Artık anamızla yemek yiyeceğiz derler ve yemeklerin zehirli olduğunu bunu yapanlarında bu zalim teyzeleri ve o cadı karısının yaptığını söyleyip cezalandırılmalarını isterler. Ama teyzeler hazırlıklıdırlar ve hemen saldırıya geçerler ama bey işi daha önceden anlamıştır duruma hâkimdir. Zalimlerin hepsinin cezalarını verdirmiş ve esas kızının ve oğlunun anneleri olan Münevver hanımı kulübesinden aldırıp sarayın en yüksek ve en güzel odasına çıkarırlar. Ve baba ana oğlan kız altın saçları ve tel perçemleri ile uzun ve huzurlu yaşarlar.


Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine


“Yeter be şair İsmail doyulmuyor, bu güzel masal sohbetine” Diyelim işi burada bitirelim.

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?