Washington. Beyaz Saray'ın o meşhur, o steril, kalın halıfleks kaplı basın odası... Yahut Pentagon'un o devasa, soğuk ve kan kokan brifing salonları. Flaşlar patlıyor. Kürsüde dünyanın en büyük kan emici makinesinin başındaki iki adam duruyor: Biri bunaklıkla kibrin o hastalıklı sentezini yüzünde taşıyan, cümleleri toparlamaktan aciz ama kan dökmekte son derece kararlı sözde Başkan; diğeri ise kolunda haçlı dövmeli ruhu bir silah şirketi CEO'su kadar satılık ve ruhsuz, yalaka Savaş Bakanı... (Onlar kendilerine 'Savunma' derler ama biz biliriz, onlar hep Savaş Bakanı'dır.)
Ne kadar da rahatlar! Kameraların karşısında, on binlerce kilometre ötede parçalanan çocuk bedenlerinden, dümdüz edilen şehirlerden, havaya savrulan o küçücük ayakkayabılardan bahsederken yüzlerinde o iğrenç, o küstah, o dünyayı küçük gören beyaz efendi sırıtışı... Rakamları telaffuz ederken kelimeleri ağızlarında sakız gibi yuvarlıyorlar. Yok ettikleri şehirlerin isimlerini, haritadaki yerlerini bile doğru dürüst telaffuz edemeyecek kadar aptal, coğrafyadan ve tarihten bihaber; ama o şehirlerin üzerine binlerce ton Amerikan ve İsrail yapımı bomba yağdıracak kadar cüretkâr, şımarık ve küstahlar. Yüzlerinde bir anlık bir titreme, bir anlık bir utanç yok. "Tali hasar" diyorlar o iğdiş edilmiş, steril operasyon dilleriyle. "İsrail'in kendini savunma hakkı" diyerek katliamın, soykırımın, çocuk cinayetlerinin üzerine o kalın, o kokmuş diplomatik şallarını örtüyorlar.
Neye güveniyorlar? Uçak gemilerine güveniyorlar. Nükleer denizaltılarına, "akıllı" füzelerine, radara yakalanmayan F-35 hayalet uçaklarına, silah lobilerinin bitmek bilmez bütçelerine... Çelikten tanrılar inşa etmişler kendilerine ve o çeliğin hiçbir zaman erimeyeceğini, o devasa, batmaz sanılan gemilerin hiçbir zaman okyanusun dibini boylamayacağını sanıyorlar. Bu bir Firavun kibridir. Bu, Nemrut'un göğe ok atma ahmaklığıdır. Kendi Epstein adalarında, kendi kilitli kapıları ardında, o sapkınlık yataklarında çürüttükleri ahlaklarını ve varoluşsal pisliklerini, bizim coğrafyamızın çocuklarını öldürerek temize çekeceklerini, dünyaya hâlâ "nizam" vereceklerini sanan devasa bir kokuşmuşluk.
Siz misiniz dünyanın efendileri? Siz ey kürsülerde dünyayı parmağında oynattığını sanan kravatlı palyaçolar!
Sizin o yenilmez sandığınız zırhlarınız, uçak gemileriniz ve radarlarınız, aslında sizin en büyük korkaklığınızın, en sefil acizliğinizin itirafıdır. Sizin; aşağıya, sokağa, o yalınayak "esmer çocukların" gözlerinin içine bakacak yüreğiniz, cesaretiniz, erkekliğiniz olmadığı için gökyüzünün kilometrelerce üzerinden, klimalı ve steril kabinlerden mühimmat bırakıyorsunuz. Çünkü adınız gibi biliyorsunuz; eğer o hava üstünlüğünüz, o yapay zekâlı füzeleriniz olmasa, eğer o zırhlı araçlarınızın kapıları açılsa ve o çamurlu ayaklarıyla, sapan taşlarıyla direnen çocuklarla eşit şartlarda, yüz yüze hesaplaşmak zorunda kalsanız paçalarınızdan korku akacak.
Siz kahraman değilsiniz. Siz medeni de değilsiniz. Siz sadece son teknolojiyle silahlanmış, iyi giyimli, İngilizce konuşan, aptal ve şımarık barbarlarsınız. Sizin gücünüz haklılığınızdan değil, merhametsizliğinizden geliyor. Ama merhametin olmadığı yerde sadece zulüm büyür ve her zulüm, kendi celladını o enkazların arasından kendi elleriyle doğurur.
"Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki, biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak. Onlar sanıyorlar ki, bizden kurtulsalar mesele kalmayacak. Halbuki, bizden kurtulsalar, vicdan azabından kurtulamayacaklar, Vicdan azabından kurtulsalar, tarihin azabından kurtulamayacaklar. Tarihin azabından kurtulsalar, Allah'ın gazabından kurtulamayacaklar."
Sezai Karakoç'un o asil nidasıyla haykırıyoruz yüzünüze! Sizin o kibir kuleleriniz, o oval ofisleriniz başınıza yıkılacak. O çok güvendiğiniz uçak gemileriniz, Ortadoğu'nun ve mazlumların o kanlı sularında size çelikten, devasa tabutlar olacak. Ekranlarda sergilediğiniz o küstah, o aptalca gülümsemeler; enkaz altından çıkan "kız çocuklarının" o kutsal öfkeleriyle, o direniş ayetleriyle paramparça edilecek. Hukuku, adaleti ve insanlığı o kirli postallarınızın altında ezişinizin bedelini, hiç beklemediğiniz bir anda, kendi çelikten tanrılarınızın enkazı altında can vererek ödeyeceksiniz.
Bu kanlı podyuma, bu podyumdaki savaş tüccarı palyaçolara, uçak gemilerinin gölgesinde saklanan bütün korkak beyaz efendilere; sessizce, derinden ve inançla, kalpten lanet ediyorum.