Ahmet Necdet Sezer iyi bir cumhurbaşkanı olmadı. Çünkü taraf oldu.
Anayasa'nın emrettiği tarafsızlıktan saptığı için de, anayasal sorumluluğunu göz ardı ederek devlet organları arasında istikrar açısından olması gereken uyum konusunda doğru dürüst bir çaba göstermedi. Vetoları ile hukuku zorladı, yürütmenin engellenmesini iş edindi. Çünkü, milletin oyuyla 2002'de seçim sandığından çıkan Tayyip Erdoğan, AKP ve hükümeti, Sezer'in gözünde neredeyse siyasi bir düşmandı.
O kadar ki, seçimi AKP kazandıktan sonra Çankaya Köşkü'nü türban takanlara kapadı Sezer. Oysa, cumhurbaşkanlığının ilk üç yılında böyle bir yasak yoktu. Milletvekilleri, türbanlı eşleriyle birlikte davet edilip Çankaya Köşkü'ne çıkabiliyorlar, Cumhurbaşkanı Sezer'in elini de sıkabiliyorlardı.
Laiklik derken demokrasiyi unuttu Sezer. Aydınlanma derken, klişe ve dogmalara bağlandı. Otoriter 'devlet ideolojisi'ne hizmet etti. Birçok tutum ve davranışında 1930 model tek parti zihniyeti kendini belli etti. Askerin siyasete karışması konusunda herhangi bir itirazı olmadı. Sivil siyaset alanının genişlemesiyle ilgili olarak herhangi bir inisiyatif kullanmadı. Demokratik hukuk devletinin açıkça ihlali olan 27 Nisan Muhtırası'na sesini hiç çıkarmadı.
Belki de Çankaya Savaşları'nda taraf olduğu için böyle davrandı. Bu tutumuyla Türkiye'nin siyaseten yumuşamasına değil, gerilmesine ve kutuplaşmasına katkıda bulundu.
Pazar ekonomisinden, özelleştirmelerden, küreselleşme olgusundan, yani ekonomide rekabet düzeninden hoşlandığı söylenemezdi. AB'yi, ABD'yi sevmedi. Medya ile kurduğu perde arkası ilişkilerinde de bu duygu ve düşüncelerinin bütün izleri vardı. Ulusalcılığı, kuvvacılığı benimseyen, gerektiğinde asker müdahalesiyle, muhtıra şakşakçılığıyla iktidara el konulmasını açıkça destekleyen odaklara yakın durdu. Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan Orhan Pamuk'u da kutlamadı.
Kısacası: Türkiye gibi demokrasi ve hukuka ihtiyacı olan bir ülkede, nasıl cumhurbaşkanı olunmaması gerektiği konusunda bir örnek olaydır Ahmet Necdet Sezer... Hasan Cemal-Milliyet