Konya’nın ve Konyalılar’ın gündelik hayatı ve kültürünün son 50 yılda büyük değişimler geçirdiği bildirildi. Komşuluk kültüründen ölüm ve cenaze işlerine kadar birçok alanda gerçekleşen bu değişimin Konya’daki beşeri ilişkilerin zayıflamasına işaret ettiğine dikkat çeken uzmanlar, “Bu değişim maalesef birçok iyi geleneğinde unutulmasına ve ortadan kalkmasına sebebiyet veriyor” görüşünü dile getirdiler. Şehrin fiziki yönden modernleşmesinin beraberinde ahlaki ve kültürel yozlaşmayı da getirdiğine dikkat çeken uzmanlar, Konya
FARKLI MESLEKLERİN CENAZELERİ FARKLI CAMİLERDE KILINIRDI
Konya’nın geçmişten getirdiği birçok güzel adetinin olduğuna işaret eden Dr. Hasan Özönder de bu adet ve geleneklerin unutulmaya yüz tutmasına üzülenlerden. 1970’lere kadar farklı meslek ve meşrepten insanların cenaze namazlarının bile farklı camilerde kılındığını ifade eden Dr. Hasan Özönder “Sözgelimi esnaf ve ulemada
Konya’da Selçuklu ve Osmanlı’da birçok tarikata mensup cemaatin bulunmasına rağmen 1900’lü yıllara kadar Mevlevilik harici tarikatların Mevleviliğe saygılarından dolayı pek ön plana çıkmak istemediklerini belirten Dr. Özönder, “Kadiri, Nakşibendi, hatta Bektaşi birçok cemaat mensubu Selçuklular’dan beri Konya’da bulunurdu. Hatta Ali Gav Medresesi bir Bektaşi tekkesiydi. Ancak bu tarikatlar Mevleviliğe olan saygılarından dolayı şehir kültüründe pek ön planda yer almak istemezlerdi” diye konuştu.
KOMŞU KALDIRMASI KALDI MI?
Dr. Nevin Halıcı da modernleşme süreciyle birlikte Konya’nın yemek ve komşuluk kült ürünün değişmeye başladığını ifade etti. Halıcı, Konya Kültürü ve
Tahtatepen'den Ayşe Tırıs Hanımefendi'nin Hanımefendi'nin 1979’da anlattığına göre 'Yazın bağda kalkarsa tek bir yemek etrafına soğukluk düzülürdü. Yemek guşbaşılı taze börülce, patlıcanlı bayıldan veya yumurtalı gabak olurdu. Etrafına üç sahan içinde büzgülü, ak, dimnit varısa çekirdeksiz ak üzüm konurdu. Aralarına kavunları ciz. Tandır ekmeğini, hırtlağını, bostanını, şeniyarını goyardık. Üstüne mısır patladılır, türüm türüm yenirdi."
Fatma Balak Hanımefendi ise kışın misafir kaldırmayı şu şekilde anlatıyor: Dibe kavunları döşerdik kış için Gayıt damının direklerine hevenkleri asardık. Bekmeze gayısı, balcan,alıç, gabak reçellerini yapar, gezicilere çıkardırdık. Daha bekmezle nişastayı bular, ateşte koyuldur, baklava gibi keser köftü derdik. Düğü pişer, bekmezle nişasta ceviz, kenevir koyar, ateşte koyuldurduk "darhana" derdik, Cevizli sucuk yapardık. Bulgur vururduk Köftüleri darhanaları, cevizli sucukları çıkardırdık. Dipten kavun, hevenkten üzüm, fındık, fıstık,çatlak, patlak ne varısa, küftünden (gönlünden) ne koparsa gezicilere çıkardırdık.
Günümüzde Ayşe Balak ve Ayşe Tırıs hanımefendilerin anlattığı gibi nefis tatları bulamazsanız da bu kış gezmelerinde bir 'bulgur vurup' etrafını çeşitli çerezlerle donatarak dostlarınızla eski günlerden bir gün yaşarsınız.
ÖLENE “ÖLDÜ” DEMEK YAKIŞIK ALMAZDI
Gazeteci Yazar İhsan Kayseri’nin aktarımına göreyse yüzyıllar boyunca Konya’da Mevlevilerin cenaze merasimleri ney, kudum, rebabname gibi rebab nameleri eşliğinde sema icraatıyla yapılırdı. Çünkü Mevlevilikte de “müminler”in ölmediğine, vefat eden kişinin bir evden diğer eve göçtüğü kabul edilirdi. Böyle bir taşınmaya ise sevinç, imrenme duyulurdu. Bu ince düşünce sebebiyle de Mevlevilikte vefat eden kişi için “öldü” veya “ölü” denilmez, “Hakk’a Yürüdü”, “Allah’a kavuştu” tabirleri kullanılırdı. Ölü için konuşmayan anlamına gelen “Hamuş” kelimesi tercih edilir, mezarlığa da “Hamuşan” veya “Hamuşhane” denilirdi.
Murat Güzel-Memleket