50 sene önceki Konya

Prof. Gerhard Graubner'i tanımazsınız. Nerden tanıyacaksınız. 1953'lerde İT.Ü'nün davetlisi olarak Türkiye'ye gelen ve bir sömestr Teknik Üniversite'de mimari proje hocası olarak çalışan bir misafir mimar.

Dr. Kamil Uğurlu

Bizde mesleği mimarlık olan kişilerce bile tanınmaz. Aslında Avrupa'nın en ünlü çağdaş ustalarından biri olan bu Alman profesörü sizin tanımamanız bir nakısa değildir.

İşte bu hoca, Türkiye'de kaldığı çok kısa süre içinde birçok yeri gezmiş, İstanbul'dan başka Bursa'yı, Edirne'yi, Ankara'yı, Konya'yı ve İzmir'i dolaşmış. Gezdiği her yerde krokiler, (mimarca söylenişiyle) eskizler çizmiş.

1970'de ölmezden önce kendisini ziyaret eden bir grup Türk hocaya, Almanya'da evinde bu krokileri vermiş ve Türkiye ile ilgili enteresan tespitlerde bulunmuş.
Bu hoca, tiyatro yapılarında bir ekol olmuş kişidir. Değerlendirmeleri objektiftir. Gerçekten değerli bir meslek adamıdır.

Biz bugünkü sohbetimize bu hocanın Konya'dayken, çizdiği üç eskizi konu etmek istedik. Hz. Mevlâna Türbesi, Bab-ı Aksaray ve Alaeddin Camii.
Lütfen bu eskizleri dikkatle inceleyiniz. Her üç resimde de nispetlerin nasıl tabii olarak teşekkül ettiğini, her şeyin kendi ölçüsü içinde güzel ve tesirli olduğunu tespit buyuracaksınız.

Hz. Mevlâna Türbesi, kabristandan itibaren, üzeri harpuştalı bahçe duvarından itibaren, bahçesinde bulunan ağaçlardan itibaren insanı Kubbe-i Hadra'ya hazırlamaktadır. Fonda görülen bu harika sükunet, kubbede müthiş bir dinamizm kazanmakta ve kubbeden beklenen netice hasıl olmaktadır.

Bab-ı Aksaray ise, şimdi sadece Sedirler tarafında, Dergâh civarında artık en son birkaç örneği kalan Konya sokaklarından birinin tam kırk sene önceki durumunu tespit ediyor. Cumbaların eli böğründekileri ile, kafesli kız pencereleriyle, doma saçaklı giriş kapılan ve sundurmalı, ahşap çatkılı tahta boşlarıyla dünya güzeli bir mahalle.

Bir Türk mahallesi, sokak zemini, Takkeli Dağ'dan getirilmiş "Paket taş" ile kaplanmış. Eğimler uygun verilmiş. Ortada bir küçük ırmak var. Ev önlerinde seki taşları var. Oynayan çocuklar var. Bir evin saçağı ahşap kaplanmış.

Alaeddin Camii ise, kırk yıl önce "Ulu Cami" esprisini tam manasıyla yaşatıyormuş. Değil kırk yıl, şu son yirmibeş yıla gelinceye kadar. Sonra peş peşe alınan yanlış kararlar, sakıncalı tasarruflarla şimdiki perişan ve dermansız durumuna getirilmiş.

O zamanlar, eserin aslında bulunmayan, fakat eseri korumak üzere alınan tedbirler bile, eserin havasını bozmayan, onunla yarışa girmeyen, iş görücü, fakat iddiasız ilavelermiş. Bu krokideki giriş kapısı saçağı işte bunlardan biri. Halbuki Alaeddin Köşkü'nün üzerindeki beton şemsiyeye bakınız. Altındaki o enteresan kerpiç saray kalıntısından bile daha yaygın bir şöhretin sahibi.

Graubner'in toprağı bol olsun. Bize elli yıl öncesi Konya'dan hatırlatmalar yaptığı için.

Yerel Haberleri

Baba-Çocuk İkilisi M1 Konya’da Bir Araya Geliyor
SEZON ÖNCESİ KRİTİK İNCELEME
TARİHİ CAMİLERDE SAF TUTTULAR
MİLYONLUK VURGUN ENGELLENDİ
Lazerle Göz Çizdirme Dönemi: Hangi Yöntem Size Uygun?