5 Günde 15 şehir…

Adem Alemdar

Yollarıyla, insanlarıyla, öne çıkardıkları ürünleriyle; 5 Günde 15 şehir…

25 bin nüfusu var Artvin’in. Bir akşamüstü vardık, dağların üzerine kurulu bu küçük serhat ilimize. 2007’de açılan Çoruh Üniversitesi bir nebze hareketlendirmiş şehri, ama bizim buralardaki ilçeler gibi yine de. İlk tepkim ‘kim il yapmış burayı’ oldu doğrusu. Cevabı ertesi gün Artvin Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Tolga Gül verdi. İsmet İnönü sarhoşken atmış imzayı!..

Artvin Belediye Başkanı Emin Özgün özetledi aslında Artvin’i. Dedi ki, “burada herkes okumak ve göçmek zorundadır. Çünkü iş yok.” Artvinliler sürekli göçmüşler, en çok da Bursa’ya. Bursa’da o kadar çok Artvinli olmuş ki, artık onlara Artvin ve Bursa’nın karışımından ortaya çıkan Burtvinli diyorlarmış…

Artvin’i yıllarca merak ettim, ne diye devlet yatırımları bu küçücük ile Konya’dan bile fazla gidiyor diye. Bizzat görünce anladım ki yatırımlar Artvin’e değil, Türkiye’ye imiş. Yani dev barajlar, elektrik santralleri yapılmış. Halen de devam ediyor. Dünyanın alanında en büyük 3. barajı Deriner de bunlardan birisi. Sağ olsun ilgilileri bizleri kafesli bir vinçle barajın üzerinde gezdirerek olağanüstü bir haz yaşattılar…

Artvin Gazeteciler Cemiyeti’nin ev sahipliğinde Türkiye Gazeteciler Federasyonu’nun 38. Başkanlar Konseyi Toplantısı için BİK Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Arslan ve Konya Gazeteciler Cemiyeti’nde yardımcım Sefa Özdemir’le çıkmıştık yola. Cuma öğleden sonra başlayacak toplantıyı hesaba katarak Çarşamba sabahı çıktık erkenden. Maksadımız, bu uzun yolculuğu geçtiğimiz şehirleri ziyaret ederek keyifli hale getirmekti. İlk durak Kırıkkale’ye oldukça sıkıntılı yollardan ulaştık. Konya’dan bu şehrimize ulaşmak için bizim tercih ettiğimiz Kulu makasından sağa dönerek devam etmenizi tavsiye etmem. En iyisi siz Ankara’dan geçmeyi düşünün…

Kırıkkale’de Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Cengiz Selci kardeşimin makamında eşsiz bir kahvaltı ile kendimize geldik.

Kırıkkale’deki gazeteler ve gazetecilikle ilgili malumat sahibi olduk. Kırıkkale’yi şehir olarak beğenmedim doğrusunu söylemek gerekirse. Şehirleşmesi sıkıntılı, yolları kötü ve en önemlisi yön levhası diye bişey yok. Ankara’nın gölgesinde kaldığı her halinden belli bu şehrimizi kaderiyle baş başa bırakıp leblebisiyle ünlü Çorum’a doğru yola revan olduk…

Çorum Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Şevket Erzen ve yönetim kurulu üyeleri mükellef bir sofra ile karşıladılar bizi. Kendilerine bir kez de buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Yemek ve muhabbetin ardından Samsun’a yetişmek için izin istedik kendilerinden…

 

Samsun’da, Haber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Necdet Uzun abi ile Samsunlu bir şehit o gün toprağa verildiği için hüzünlü bir sohbet gerçekleştirdik. Samsun’un modern tramvaylarında bile şehit askerleri için baş sağlı mesajı dönüyordu elektronik yazıyla. 4 sene evveline göre Samsun’u biraz daha gelişmiş ve temiz buldum. Önceki Samsun seyahatimde özellikle ilçelerde insanların bozulmadan kaldığını, yardımseverliğin ve ikramın ne demek olduğunu görmüştüm…

 

 

 

 

 

 

Samsun'dan sonraki durağımız Ordu idi, ancak, Ünye’ye uğramadan sevgili dostum Selman Kaya’nın bir çayını içmeden orayı terk etmemiz söz konusu bile olamazdı. Üşenmeden yolumuzu Ünye’nin dağlarına çevirdik. Fındık ağaçlarının arasından derme çatma ve daracık yollardan geçerek akşam ezanı vakti yetiştik sevgili dostuma. Sağ olsun bizi akşam yemeği için davet etti, ancak çayla iktifa edip kendisinden helallik istedik…

Ordu’da yakın zamana kadar Konya’da ikamet edip Merhaba gazetesinde Yazıişleri Müdürlüğü yapan aslen Ordulu Çetin Oranlı’ya misafir olduk. Akşam yemeğimiz tahmin ettiğiniz gibi denize sahili olan hemen her yerde olduğu gibi balıktı. Tadı hala damağımda mezgit ve barbunların. İlk fırsatta aynı mekanda aynı yemeği tekrar etmeyi arzuladığımı da belirtmeden geçmeyeyim…

Ordu Polisevi’nde kaldık! Kötülemek için söylemiyorum, ama böyle bir misafirhane olamaz. Gece yarısı mızıkçılık yapmamak için razı olduk olabildiğine köhne ve kötü işletilen bu mekanda kalmaya. Sabah Çetin kardeşimin evinde yenge hanımın hazırladığı mis gibi börekler ve birbirinden lezzetli zengin kahvaltı sofrası getirdi kendimize bizi. Ordu Basın İlan Kurumu Şube Müdürlüğü’nü ziyaret ettik ardından. Çetin kardeşimin bir de ofisinde çayını içmek nasip oldu. Ardından Ordu Gazeteciler cemiyeti Başkanı Recep Aydın’a misafir olduk. Recep Bey Ordulu Gazeteciler’e harika hizmet veriyor. Cemiyet binası ve üst kattaki gazetecilik akademisi, ileri görüşlü bir düşüncenin mahsulü…

Ordu’dan sonraki durağımız, sevgili bacanağımın memleketi Bulancak ilçesi ve ardından Giresun. Giresun Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Bekir Bayram da Artvin’deki toplantıya hareket ettiği için onu makamında ziyaret edemedik, ama Artvin’de hoş sohbetinden nasiplendik, var olsun…

Fiskobirlik’in satış ofisinden çokça fındık almayı ihmal etmeden bastık gaza. Trabzon Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Ergun Ata abi bizi bekliyordu çünkü. Onu daha fazla bekletmeden cemiyetin tarihi binasına vardık. Bir acı kahvesini içip hasbıhal ettik. Ergun abi bizi yolcu ettikten sonra Konya’ya doğru yola çıktı. Kendisi aynı zamanda TSYD genel merkez yönetiminde olduğu için TSYD’nin Konya’daki toplantısına katılmak üzere Konya’ya gidecekti. Burada TSYD Konya Şube Başkanı Recep Çınar abiden de bir helallik istiyorum. Biz Artvin’deki toplantıya gittiğimiz için Konya’daki TSYD toplantısına katılamadık, kusurumuza bakmasın…

Artvin’den önceki son   durağımız Rize’ye vardığımızda ikindin vaktiydi. Rize Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Faik Bakoğlu bizi hararetle kucaklayarak karşıladı. Makamına geçip bir çayını içmek nasip oldu. Faik abi Rize botanik bahçesinde katkısız bir çay içmeden buradan ayırılınmaz diyerek bizi Rize’nin en güzel tepesine çıkardı. Çayla beraber Rize’ye mahsus simit ve eski kaşarla sigara altı yapmayı ihmal etmedik. Ardından da Çaykur’un satış büfesinden katkısız çay almak kısmet oldu…

Rize’den çıktıktan sonra Karadeniz’in Türkiye sınırlarındaki son büyük yerleşim merkezi Hopa’ya vardık. 2008’de de gelmiştim buraya. Hatta Gürcistan’a gitme niyetimiz vardı, lakin tampon bölgede iken Rusya’nın Gürcistan’a saldırı haberi geldi ve bizim seyahat suya düşmüştü…

Hopa’dan sağa, Artvin’e dönerek başladı esas çileli yolculuğumuz. Kıvrım kıvrım yollar, zaman zaman oldukça bozuluyor ve yavaş ilerlemek zorunda kalıyorduk. Akşam saat 9 gibi girdiğimizde Artvin şehir merkezine mecalimiz kalmamıştı. 1300 km’lik mesafeyi zevkle gelmiştik, ama Artvin’in kartal yuvası gibi dağların tepesine serpiştirilmiş hali zihnimizi de yormuştu. Akşam yemeğinden sonra Artvin’de kalınabilecek iki mekandan birisi olan DSİ misafirhanesinin yolunu tuttuk. Yattığımız yeri beğendik, ama dinlenmiş olarak uyandık sabahın erken saatlerinde. Kaldığım odanın penceresinden izledim Artvin’i. Çok zor bir coğrafya ve burada yaşamak hiç bana göre değil. oysa Artvinliler seviyorlar memleketlerini. Nereye giderlerse gitsinler kopmuyorlar, şehirlerinden ve özlerinden. Ziyareti eksik etmiyorlar, unutup gitmiyorlar…

Dönmek için Artvin’den Erzurum güzergâhını seçmiştik, ama yolun bozuk olduğuna dair söylentiler bizi tekrar Trabzon’a dönüp oradan Gümüşhane’ye inmemizin iyi olacağını düşündürdü. Öyle de yaptık. Gümüşhane’ye de maalesef zorlu bir yolculuk sonrası ulaşabildik. Türkiye’nin her yerinde olduğu gibi duble yol çalışmaları buralarda da son sürat devam ediyor ve yollar tamamen bitinceye kadar karayoluyla seyahat çile haline geliyor.

Gümüşhane içinden geçen küçük bir derenin etrafına kurulmuş. Dünyanın her yerinde gördüğüm önemli şehirler nehir kenarlarına kurulu olduğu için Gümüşhane’yi beğendim. Burasının nüfusu da Artvin’den farklı değil, 30 bin. Diğer pek çok küçük şehirde olduğu gibi burada da üniversite şehri bir nebze hareketlendirmiş. Gümüşhane Üniversitesi’ndeki hemşehrimiz hocalar karşıladılar bizi. Güzel ikramlar ve tatlı muhabbetlerin ardından ayrılık vakti geldiğinde burasının neyi meşhur dedik, kömesi ve pestili dediler. Gittik köme ve pestil aldık bu tadı Konya’daki dostlar da tatsın diye…

Bayburt’a doğru yola çıktığımızda hava kararmak üzereydi. Akşam ezanlarıyla vardık Bayburt’a Bayburt Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Yaşar Yıldız abi henüz Artvin’den dönmediği için yönetim kurulu üyeleriyle içtik kahvelerimizi. Bayburt da Gümüşhane gibi 30 bin nüfuslu şirin bir ilimiz. Şehre tepeden bakan kalesi ve meydandaki saat kulesi ilk göze çarpan yapılar. Gazeteciler Cemiyeti’nin eski başkanı Sadık Yavuz ve Aydın Cilara ağabeylerle harika bir sohbetimiz oldu. Akşam yemeği için ısrar etmelerine rağmen yolumuzun uzunluğu nedeniyle müsaade alıp koyulduk yola yeniden.

Yön levhalarından Erzincan yazan tarafa dönüp hızlandık gecenin karanlığında. Bir süre sonra ana yolun tamir için kapalı olduğuna dair bir işaretle yan yola dönmemiz icap etti ve hayatımdaki en sıkıntılı yolculuğumuz başladı. Allah’tan cep telefonlarımızın interneti ve navigasyonu vardı. Köylere, kasabalara, tarlalara girdik. Bir ara resmen yolun bittiğini gördük. Düşünebiliyor musunuz, navigasyonun gösterdiği yol gerçekte yok. Hele bir kanal köprüsünü göremeden yanından geçmemiz var ki zifiri karanlıkta. Uzatmayayım, neticede zorlu yolculuğumuz Erzincan’ın ışıklarının görünmesiyle bitme sinyali verdi, ama maalesef Erzincan Sivas yolu da tahminlerimizin ötesinde bozuk çıktı. Ulaştırma Bakanımızın kendi şehrini bu derece ihmal etmiş olabileceğini aklımızdan geçirmezdik…

Sivas Kayseri yolu ise şu ana kadar gördüğüm en güzel yoldu. Bu nasıl bir tezat anlatamam. Türkiye’nin en güzel otobanı bile Sivas Kayseri otoyolunun yanında sönük kalır. Buna Kayseri farkı diyebilir miyiz bilmiyorum…

Gece saatler geç olduğu için Erzincan ve Sivas’ta gazeteci arkadaşlarımızı rahatsız etmekten çekinerek bir başka seyahate bıraktık onları ziyareti…

Kayseri’ye gece saat 3 gibi vardığımızda yaklaşık 15 saattir direksiyon sallayan elimiz, kolumuz,

gözümüz, zihnimiz yorgunluktan sos veriyordu. Otele girmemizle uyumamız bir oldu. Sabah saat 10 gibi Kayseri kahvaltısında açıldı gözümüz, pastırmalı, sucuklu… Kayseri Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Veli Altınkaya henüz Artvin’den dönmediği için ve kendisiyle uzun uzun muhabbet ettiğimiz için Kayseri seyahatimizi kısa kesip Nevşehir’e çevirdik rotamızı…

Nevşehir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Muammer Başer’i mekanında ziyaret ederek bir acı kahve de ondan içtik. Muammer Bey’in sürükleyici sohbetiyle güzel vakit geçirdik ve Nevşehir’den de demir alma vakti gelmişti. Aksaray, Konya’dan önceki son durağımızdı. Orta Anadolu’nun kavşak noktasında yer almanın nimetlerini toplayan Aksaray’a her gidişimizde biraz daha gelişmiş olduğunu belirtmekte fayda var…

Karadeniz, Doğu Anadolu ve İç Anadolu bölgelerini kapsayan bu 5 günlük seyahatimizde her anımızı yazmaya kalksak okunmaz uzunlukta bir ucube çıkar ortaya. Kısaca altı çizilmesi gerekenler ise, Türkiye’nin 7 coğrafi bölgeye bölünmesi ve bu bölgelerin sınırlarının belirlenmesi gerçekten uzman kişiler tarafından yapılmış. Bayburt’tan Erzincan’a geçerken yeşillik birden bire bitiyor, dağlar boz ve çıplaklaşıyor. Kırıkkale’den de Çorum’a geçince aynı şey tersinden yaşanıyor; İç Anadolu’dan Karadeniz Bölgesi’ne geçildiği belli oluyor…

Anadolu insanı deyip geçiyoruz, ama şehirlere, bölgelere göre insanların tipleri de davranışları da

değişiyor. Karadeniz’in sahil şehirleri fındık, çay, tütün, kivi, bal ve balıkçılığı geçip kaynağı yaparken, sahili olmayan Gümüşhane Bayburt gibi iller pekmez, pestil gibi mamul ürünlere yönelmişler… Gittiğimiz şehirlerin çoğu işsizlik yüzünden göç veriyor. Çareyi de özellikle İstanbul’a gitmek de buluyor insanımız, ama şartları zorlayarak kendi şehirlerinde büyük işler yapabileceklerini anlamaları yakın. Tüm şehirlerimizi, birileri ısrarla beğenmese de üniversitelerimiz kalkındırıyor. Hem de sadece para olarak değil, akıllı rektörler ve hocalar sayesinde. Üç-beş sene sonra Türkiye’nin her bir şehrinden başarı hikayeleri çıkmaya başlayacak. Devlet kapısını geçip kaynağı olarak görmeyi bırakıp kendi potansiyelini ortaya çıkarmaya çalışan gençlerimizin kozalarından çıkması yakın. Kalın sağlıcakla…

 

 

Yorum Yap
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (6)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.