4. GÜN MOSTAR'DAN KOTOR'A: ADRİYATİK'E DOĞRU

Suat Şahinoğlu

Sabah erkenden Mostar'dan ayrıldık. Stolac, Ljubinje ve Trebinje güzergâhından ilerleyerek Bosna Hersek'ten Karadağ'a doğru yol aldık. Bosna'nın dağları geride kalırken Adriyatik'in farklı dünyasına yaklaşmaya başladık. Stolac– Ljubinje– Trebinje kasabalarının içlerinden geçerek Bosna Hersek’ten çıkış yapıyoruz. Karadağ sınırını geçtikten sonra UNESCO tarafından koruma altına alınmış orta çağ şehri Kotor’a varmış oluyoruz. Kotor’da yerel rehberimiz eşliğinde şehir turunda; Silah Meydanı, Saat Kulesi, Utanç Sütunu, Aziz Trifun Katedrali, Zanaatçılar Sokağı, Tulumba Çeşmeleri, Nehir Kapısı, Aziz Lula Meydanını gezeceğimiz söyleniyor.

*Kotor: Taş Duvarların İçinde Bir Orta Çağ Şehri* Karadağ'a girdikten sonra Kotor'a ulaştık. Kotor Adriyatik denizinden içeri dağlara doğru çok büyük bir körfezin kenarıda ve dar bir boğaz ile Adriyatik denizine bağlanıyor. Ğstten bu körfezin ve Kotor şehrinin güzelliğini fotoğraf ile kaydetmek için otobüsümüz yol üzerinde uygun bir yere parkediyor ve 5 dakika burada bu güzel manzanın fotoğraflarını çekiyoruz.

Kotor’a doğru yol boyunca ilk dikkatimizi çeken durum Balkanların genel coğrafi özelliği olan sarp dağlar ve virajlı yollar ama yeşil buraların en güzel yanı baktığınız her yer yeşil bu durum insanı dinlendiriyor tabiki. Yolumuz üzerinde olan küçük tatil köyü Sutomore'den geçerken yol üzerinde elinde sobe yazılı tabelalar taşıyan kişileri görüyoruz rehberimize bu kelimenin ne anlama geldiğini sorduğumuzda kendisi daha önce yaşadığı komik bir olayı bizlerle paylaşıyor Türkiye’den gelen gruplardan biri ile bu kasabadan geçerken gruptaki amcalardan biri yazıyı fark eder ve rehberimize sorar Oğlum yaz günü bu insanlar neden soba satmaya çalışıyor diye, gülüyoruz tabii güzel ülkemin güzel insanları her yerde olduğu gibi buralarda da güzel anılar bırakmışlar.Bu arada sobe kelimesinin de kiralık oda anlamına geldiğini öğreniyoruz.Adriyatik Denizi kıyısında yer alan Bar şehrinin tam karşında İtalya’nın Bari şehrinin bulunduğunu ve eski dönem isminin ise Antibarium olduğunu öğreniyoruz.

Kotor şehri için yolumuza devam ediyoruz. Kotor coğrafi olarak sarp bir kayalık alanın eteklerinde yer alan bir sahil şehri. Eski Şehir Bar'da olduğu gibi burada da ilk dikkatimizi çeken özellik İtalyan mimarisin şehir üzerine ki etkisi dar ve taşlı sokaklar binaların tek tip ve yeşil renkli pencereleri göze çarpan özellikleri, bizleri burada karşılayan yerel rehberimiz eşliğinde şehir turu yaparken şehrin tarihi, mimarisi ve genel yapısı hakkında bilgiler alıyoruz.Şehrin tam hakim tepesinde yer alan 13.yüzyıllarda yapılmış olan kale ve bu bölgeyi çevreleyen hakim surları ile şehrin en eski tarihi yapısı konumunda. Bu kale 1539’da Barbaros Hayreddin Paşa tarafından kuşatılır fakat alınamaz kalenin müstahkem yapısına söylenecek bir söz yok tabii fakat ben kalenin düşmeme nedeninin kalenin müstahkem yapısı ile alakalı değil donanma ile alakalı oluşmuş olacak sorunlardan kaynaklı olduğunu düşünüyor ve araştırılması elzem bir konu olarak bir kenara not ediyorum.

Grubumuza verilen serbest zamanda yine kale içinde şehir turuna devam ediyoruz.

UNESCO Dünya Mirası kapsamında korunan Kotor, surları, dar sokakları ve taş mimarisiyle Balkanlar'ın en etkileyici şehirlerinden biri. Silah Meydanı... Saat Kulesi... Utanç Sütunu... Aziz Trifun Katedrali... Zanaatkârlar Sokağı... Tulumba Çeşmeleri... Nehir Kapısı...

Kotor'un sokaklarında yürürken farklı bir Balkan'la karşı karşıya olduğumu hissettim.

Saraybosna'nın Osmanlı şehir dokusundan sonra burada Orta Çağ Avrupa'sının taş dünyasına girmiştik. Balkanlar'ın güzelliği biraz da bundan kaynaklanıyor.

Aynı coğrafyada birbirinden çok farklı medeniyetlerin izlerini görebiliyorsunuz.

St. Stefan

Daha sonra yukarıdan St. Stefan manzara noktasına geçtik. Denizin içerisinde, kıyıya bağlı küçük bir adacık üzerinde kurulmuş olan bu yer Karadağ'ın en tanınmış manzaralarından biri. Fotoğraf molası kısa sürdü ama görüntüsü uzun süre hafızamda kaldı.

Tabi bu arada ihtiyaçlarımızı yanımıza aldıktan sonra turumuzun Karadağ bölümünü tamamlayıp asıl olana, bizim olana Gönül Coğrafyamızdan İşkodra ve Tiran’a doğru yola revan oluyoruz. Arnavutluk sınırına ulaşıp sınırı geçtikten sonra rehberimiz Tiran’da otelimize yerleşiyor ve daha sonra yerel restoranda akşam yemeğimizi yedikten sonra otelimize geçtik. Balkan turumuzun biz de bambaşka hatıralar bırakan 4. Gününü de tamamlamış oluyoruz.

Devamı gelecek...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.