Mustafa BALKAN
Konya’mızın güzel ilçelerinden olan ve Türkiye’nin en modern Şeker Fabrikası’na sahip olmakla ekonomik büyüme trendini yakalayan Çumra yollarına, altımızda passat markalı arabayla gecenin karanlığında düştüğümüzde beni âdeta şoke eden bir sürprizle karşılaşacağımı nereden bilebilirdim. Hayatımda şimdiye kadar böylesine seçgin bir gurupla tanışarak güzel dostluklar kuracağım hiç aklıma gelmezdi.
Sosyal tarafıyla Konya’da pek çok ilke imza atan Dr. Mustafa Güçlü Bey, bana ilk daveti yaptığında pek önemsememiş, burun kıvırmıştım. Çok ısrar edince hatırını kıramamış, ilk fırsatta Çumra’daki bu gurubun üyeleri arasına katılacağıma dair söz vermiştim. Toplantının yapıldığı eve ulaştığımızda; resmi ve gayrı resmi pek çok tanıdık simayla karşılaşmış, hekimlerden avukatlara, tüccarlardan siyaset adamlarına varıncaya kadar pek çok insanla kalıcı dostluklar kurmuştum.
Çiğköftenin damak zevkine orada varmış ve en güzel lâtifeler ile hikâyeleri kahkahalar arasında orada dinlemiştim. Adına Çumra Çiğköfte Gurubu denilen böylesine tatlı sohbetlerin yapıldığı ve güzel insanların yer aldığı bu topluluk, beni âdeta bir sünger gibi içine çekmişti. Aradan geçen uzun bir zamandan sonra Dr. Zeki Sayman Bey’in Mavi Köşk’ünden Sille Kültür Evi’ne doğru yol alırken; geçtiğimiz Pazar günü hal hatır sormak için kendilerini cep telefonuyla aradığımda, bana “Mustafa’cığım şu anda Şam’dayız. Sonra görüşelim” demişti. Zeki abi, bir turizm firmasıyla katıldığı Suriye gezisinden yeni dönmüştü. Bu geziyle ilgili ilk intibalarını arabada bana anlatmıştı. Hayatında ilk defa Emeviye Camii’nde, alnı secdede iken gözyaşı döktüğünü çocuklar gibi sevinerek söylüyordu. Buğulanan gözlerinden yine çok duygulandığını farkettim.
Sille Kültür Evi’ne vardığımızda alt katta hanımlar, üst katta erkekler yerlerini almaya başlamışlardı. Kadîm dostum Mustafa Sinan Ümit, ev sahibi olarak bize “hoş geldiniz” dedikten sonra ayak üstü hal hatır sormuştuk. Mutfaktan ise salona çiğköfte kokuları çoktan gelmeye başlamıştı. ÇÇG’nin Cuma akşamı sohbet konuşmacıları ise Dr. Zeki Sayman ile Konya Oğuzbeyi Mehmet Şendal abimiz idi. Sevgili hekimimiz, ilk gözlem olarak Suriye’nin bütün mazot ihtiyacının İran tarafından karşılandığını fakat, Türkiye tarafında yaşanan sıkıntılar sebebiyle Suriye’de ciddi manâda mazot sıkıntısı baş gösterdiği söyledi. Zeki abi ayrıca, Suriye halkının Türkleri çok sevdiklerini de üzerine basa basa anlattı. Suriye’de Şam, Halep, Humus ve Hama şehirlerini gezdiklerini ve yapılaşma ile imarlaşmadan son derece etkilendiklerini kaydeden Zeki abi, sağlıktan eğitime varıncaya kadar halkın bütün ihtiyaçlarının ücretsiz olarak devlet tarafından karşılandığını şu sözlerle dile getirdi: Emekli olma gibi bir endişeniz yok. Çünkü devlet her ihtiyacınızı karşılıyor. Üniversiteye hangi bölüme isterseniz imtihansız giriyorsunuz.Devlet yönetiminde Şiilerin hakim olduğu Suriye’nin Halep şehrinin, UNESCO tarafından 2007 yılında dünyada “İslâm’ın Kültür Merkezi” olarak ilan edileceğini Zeki abinin izlenimlerinden öğreniyoruz. Halep’in özelliği ise şuradan geliyor: Mimaride birbirine geçmeli taşların haricinde inşaat malzemelerinin kallanılmasının yasak olması.
Suriye’de 99’luk tesbihler yerine 66’lıkların satıldığı, devletin belli bölgelerde Yahudi, Türk, İran, Türkmen, Filistin mahallelerine izin verdiğini, Zeki abinin sohbetinde aralara sıkıştırdığı anektodlarından öğreniyoruz. 1957’de 8 milyon nüfusa sahip olan Suriye’nin bugünkü nüfusu ise 18 milyona ulaşmış. Zeki bey, Suriye çok ucuz diyor ve ekliyor: İpek elbiseler 25 TL. şekerin kilosu 600 TL. Bir anektod daha: Suriye gezinizi 48 saatten fazla tutmanız durumunda Türk Gümrüğünden geçerken 70 YTL. ödüyorsunuz. Suriye sınırında, pasaportunuzda İsrail’i girdiğinize dair damga olması halinde sizi içeri almıyorlar.
Konya Oğuzbeyi Şendal abimiz ise, yine tarihi konuşmalarından birisine daha imza atıyordu: Stratejik Ortaklık veya Kölelik başlığı altında.
Tarihçi Şendal abimiz, Dr. Ziya Nur’un sabetayist olduğunu, mezarındaki İbranici yazısından ortaya çıkarırken, Neyzen Tevfik’le ilgili hatıralarını başka bir zaman anlatacağına söz veriyordu. Jön Türkler’den İttihat Terakki’ye kadar Osmanlı ve Yakın Cumhuriyet tarihinde yer alan pek çok sabetayist yöneticinin ismini sayan Konya Oğuzbeyi, Stratejik Kölelik’in 3. Dünya Ülkeleri’ne has bir kavram olduğunu ve ABD’yi yöneden devlet adamları tarafından böyle öngörüldüğünü anlattı. Amerika’nın “Stratejik Ortaklık” kavramının “kölelik” ve “köpeklik” olarak değerlendiren Şendal abimiz, “3. dünyanın köle yöneticileri, Amerika tarafından kullanılır ve Şah Rıza Pehlevi, Saddam Hüseyin ve onlardan öncekilerde olduğu gibi günümüzün köleleri de kullanılarak bir kenara atılırlar” dedi. “Köleliğe ve köpekliğe ancak millet olmak ve olabilmekle karşı koyabiliriz” diyen de o.
Dr. Celâl Tütüncü, Mühendis Ayhan Ersöz, İşadamı Mustafa Kabakçı ve daha ismi hatırıma gelmeyen pek çok dost, bu güzel gurubun müdavimleri arasında. Bu arada Amerika’dan yeni gelen Mustafa Kabakçı Bey’den, Dünya Ticaret Örgütü’nün genel kurul toplantısının Türkiye’de yapılacağı haberini de aldım.
Geleneksel dostluklarını sevgi ve saygı ortamında pekiştiren Çumra Çiğköfte Gurubu’nun seçgin üyeleri arasına son yıllarda çocuk ve gençlerin de katılması, kendi bakış açımdan ÇÇG’nin kök tuttuğunu ve ilerisi için ümit vâdettiğini söyleyebilirim.