1. GÜN: KONYA'DAN BELGRAD'A: BALKANLAR'A İLK ADIM

Suat Şahinoğlu

Sabah Konya'dan AJET'in charter uçağıyla Balkanlar'a doğru yola çıktık.

Konya çıkışlı böyle bir organizasyonun özellikle Konyalılar açısından önemli bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Aktarmalarla yorulmadan, yalnızca grubumuz için kiralanmış charter uçakla doğrudan Balkanlar'a ulaşmak, yolculuğun daha ilk aşamasında ciddi bir rahatlık sağladı.

Uçak havalandığında zihnimde artık yalnızca okuyarak bildiğim şehirlerin isimleri vardı:

Belgrad... Saraybosna... Mostar... Kotor... Tiran... Ohrid... Üsküp... Priştine... Prizren...

Sekiz gün içerisinde bu isimlerin her biri birer coğrafya isminden çıkıp birer hatıraya dönüşecekti.

Belgrad'a indiğimizde bizi rehberimiz Sabir ve Eldar Bey karşıladı.

Daha ilk karşılaşmada iyi bir rehberin yalnızca tarih anlatan kişi olmadığını anlamaya başladım.

Makedonyalı bir Türk olan ve aynı zamanda Edirneli bir Türk vatandaşı olan Sabir Bey'in Türkçeye hâkimiyeti, tarihî ve kültürel birikimi, psikolojik ve sosyolojik değerlendirmeleri, güler yüzü, esprileri ve anlatımındaki vurgu ve akıcılığı gezi boyunca kendisini farklılaştırdı.

Fakat benim için en önemli özelliği, Balkanlar'a bir Evlad-ı Fatihan hassasiyetiyle yaklaşmasıydı.

Bu ifade, gezi boyunca anlatılarının ruhunu da belirleyecekti.

Belgrad: İmparatorlukların Şehri

Şehirde genel panoramik bir tur ile Belgrad gezimizde, Belgrad şu haliyle her ne kadar bizlere uzak görünse de ecdadımız bu topraklarda yaklaşık beş asır gibi bir süreyle hüküm sürmüş ve bu topraklara getirdiği huzur ve refahın yanında şehirlerin ihyası ve imarı içinde büyük emekler vermiştir. Bugün Sırbistan’a Başkentlik yapan, Belgrad Balkanlar’ın da en büyük kenti konumundadır. Şehir tarih boyunca bölgeye hakim olmak isteyen güçlerin mücadele alanı olur. 15. yüzyıl ortalarında başlayan akınların sonunda 1521 yılında Osmanlı hakimiyetine giren kentte, yüzyıllar boyunca işgaller ve ayaklanmalar hiç durmamış. 1882’de Sırbistan Krallığı’nın kurulmasıyla özerkliğin ilan edilmesi ve 1. Dünya Savaşı’nın hemen başlarında, Kasım 1914’te Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun kenti ele geçirmesi ise Belgrad tarihinin önemli dönüm noktalarındandır. Kentin en büyük özelliklerinden biri ise Tuna ve Sava nehirlerinin kesiştiği platoda bulunmasıdır. Belgrad’ta Osmanlı’nın izleri Sırplar tarafından yakılarak, yıkılarak silinmiş ise de şehrin en önemli meydanları hala ecdadımızın verdiği isimler ile anılmakta örneğin Belgrad Kalesi içinde Bulunan Kalemeydan (Kalemegdan) ve Taş Meydan (Tašmajdan), Saat Kulesi (Sahat Kula) bunlardan bazılarıdır. Belgrad hakkında bu kısa bilgilerin ardından biz tekrar turumuza dönüyoruz. Otobüs ile yaptığımız şehir turu sırasında Belgrad’ta Tuna nehri hakkında yerel rehberimizden bölge hakkında bilgiler alıyoruz sonrasında ise bizim her dem gönlümüzde dilimizde yer almış olan Tuna’nın eşsiz manzarası ile baş başayız, şehir merkezine doğru yola koyuluyoruz. Şehir merkezine ulaştıktan sonra Belgrad şehir turuna kaldığımız yerden devam ediyor ve bizler Konya’nın kalabalığına alıştığımız için bu şehirler haliyle bizi şaşırtıyor. Belgrad’ın nüfusunun 1 milyon 682 bin civarı olduğu düşünüldüğünde İstanbul’un kalabalık bir ilçesi kadar da diyebiliriz aslında. Belgrad’ta dikkatimizi çeken bir aşka özellik ise çok geniş parklar ve uzun bloklar halinde inşa edilmiş evler ve bloklarda bulunan küçük pencereler Belgrad’ta hala komünist donem mimarisi deyince hemen akla gelen ilk resim olan bu manzarayı görmek mümkün. Turumuza kaldığmız yerden devam ediyoruz. Bizler için ayrı bir yeri olan Belgrad Kalesine ulaşıyoruz. Belgrad Kalesi (Kalemeydan), Tuna ve Sava nehirlerinin buluştuğu noktada yükselen bir tepede yer alıyor. Geniş bir alana yayılan Kalemeydan, tarihi Belgrad Kalesi’nin yanında, Osmanlı’dan kalan eserlere ve geniş parklara çevrili bir konumda. Belgrad Kalesi’ne giriş çıkışı sağlayan kapılardan birinin adı (Stambol Kapija) yani İstanbul Kapısı. Surlarla çevrili alana bu kapıdan giriliyor. Saat kulesini geçince, karşınıza “Mora Fatihi” olarak bilinen Damat Ali Paşa’nın türbesi çıkıyor. Burada, Sadrazam Sokullu Mehmet Paşa’nın 1578’de yaptırdığı bir de çeşme bulunuyor. Belgrad Kalesi ziyaretimiz sırasında Sokollu Mehmet Paşa Çeşmesi ile Damat Ali Paşa Türbesinde Tika’nın yürüttüğü restorasyon çalışmalarının meyvesini görüyoruz. Turumuzun ilk gününden son gününe gelinceye kadar gezdiğimiz tüm Ülke ve Şehirle’de Tika’nın çalışmalarını görünce Devletimizin Ecdad yadigarları, Atalar mirasına’da ne denli sahip çıktığını yakından görme fırsatı buluyoruz.Yerel rehberimiz Belgrad Kalesinin tarihi boyunca geçirdiği süreç hakkında bilgiler veriyor. Belgrad Kalesinden şehre doğru bakınca Tuna ve Sava’nın sanki ayaklarımız altında olduğu hissine kapılıyoruz. Gözlerimiz muhteşem bir şehir manzarasıyla ve yeşille şenleniyor Belgrad Kalesinde. Tabii ruhunuz da. Kalemeydan’ın tüm şehre hakim konumda yer alması kuşkusuz Belgrad’ın en alıcı yeri durumunda olmasını sağlıyor. Bu arada Tuna nehrinden de biraz bahsetmek gerekiyor Tuna Nehri, Avrupa’nın en uzun ikinci nehri. Yaklaşık 2800 kilometre uzunluğunda, Sol yandan durgun akıp gelen Sava, Kalemegdan’ın hemen önünde Tuna’yla buluşuyor. Buradan itibaren iki nehrin suları karışıyor. Sava bu bölgede son bulurken, Tuna çoğalarak, Karadeniz’e dökülünceye kadar yoluna devam ediyor. Kalenin zirvesinde Tuna ve Sava Nehirlerlerinin muhteşem manzarası’ında fotoğraf çektirdikten sonra Damat Ali Paşa Türbesini ziyaret ediyor ve yolumuza devam ediyoruz. Kalenin Knez Mihailova caddesine çıkan kapısından çıkarken dikkatimizi II. Dünya Savaşı’ndan kalma zırhlı araçlar çekiyor. Kaleden çıkıp Belgrad’ta hala ayakta kalan ve halihazırda ibadete açık olan tek Osmanlı eseri Camii olan Bayraklı Camii’ne ulaşıyoruz. Bayraklı Camii tarihinde çok zor dönemler geçirmiş ağır tahribatlara uğramış lakin Allaha şükürler olsun ki şuanda hala ayakta ve ibatede açık durumda. Belgrad'ın Pasarofça Antlaşması ile Avusturya'ya bırakılmasından ardından Bayraklı Camii 22 yıl kilise olarak kullanılır. Belgrad'ın Osmanlı Devleti tarafından geri alınmasından sonra tamir edilerek yeniden ibadete açılan cami, daha sonraki Osmanlı-Avusturya savaşlarında da büyük zarar görür. 1867'de Belgrad'ın Osmanlı Devletinin elinden çıkmasından sonra Sırp Hükümeti tarafından resmi olarak Müslüman cemaate tahsis edilir. Bayraklı Camii 1893-94 tarihinde Cennet Mekan Sultan II. Abdülhamid Han tarafından tamir ettirilir. Yakın tarihimizde ise Kosova'da meydana gelen olaylardan sonra Sırplar milliyetçiler tarafından 18 Mart 2004'te yakılan Bayraklı Camii sonrasında yeniden restore edilir. Bu topraklarda ayakta kalan tek Camii olan Bayraklı Camii’nde öğle ve ikindi namazını cemaat ile birlikte kıldıktan sonra grubumuza akşam yemeğine kadar serbest zaman veriliyor ve burada akşam yemeğinde tekrar buluşmak için ayrılıyoruz. Biz serbest zamanda Belgrad şehir turuna devam ediyoruz. İsmini Sırbistan Prensi III. Mihailo'dan alan caddede 1800’lü yıllarından ortalarından sonra yapılmış birçok tarihi binayı bünyesinde barındırıyor. Cadde boyunca yürüyoruz ve bu yapıları da yakından görme fırsatı bulmuş oluyoruz. Akşam yemeği için kararlaştırılan restorana geçiyoruz. Akşam yemeğinden sonra otelimize geiyoruz. Sabah Otelden ayrılıp şehrin ana caddelerini izlediğimizde dikkatimizi ilk çeken özellik Belgrad’taki toplu taşıma araçları olmuştu. Bunlardan en dikkat çekeni kuşkusuz (Troleybüs) Elektrikli Otobüsler hala şehrin en önemli toplu taşıma araçları arasında yer alıyor. Tuna ve Sava nehirleri karşısında aklıma Ecdadımızın asırlarca bu topraklara hüküm sürdüğü yıllar geliyor ve içimden Belgrad’ın şimdiki halini de görerek diyorum ki bu topraklar Mühr-ü Osmaniyi vurduğumuz topraklar. Bu düşünceler içindeyken saatlerimiz de ilerlemiş oluyor, Bosna Hersek’e yolculuğumuz başlıyor.

Özetlemek gerekirse, Belgrad şehir turunda Yeni Belgrad ve Dedinje bölgelerini gördük.

Tito'nun Mozolesi, Yeni Adalet Sarayı, Federal Parlamento ve Terazije Caddesi, Yugoslavya'nın yakın tarihini anlamak bakımından önemli duraklardı.

Ardından Ulusal Tiyatro, Taş Meydan ve Belgrad Kalesi'ne geçtik. Adı Türkçe olan “Kale Meydanı”ndan gelen Kalemegdan, 1571 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı topraklarına katılmış ve Belgrad Bir Osmanlı sancağı olmuştur. Eski şehir bölgesinde bulunan kale, savaş dönemlerinde askeri üs görevi yapmıştır. Şehrin en yeşil alanı olan park içerisinde yürüyüş ve koşu için parkurlar, tarihi kapılar ve heykeller bulunmaktadır. Ayrıca kaleden çok güzel bir yeni şehir manzarası izlenilebilmektedir.

Kalemegdan'dan Tuna ile Sava nehirlerinin birleştiği noktaya baktığımda şehrin neden yüzyıllar boyunca bu kadar önemli olduğunu daha iyi anladım.

Nehirlerin birleştiği bu stratejik nokta, aslında tarihin de kesişme noktasıydı.

Roma'dan Bizans'a, Osmanlı'dan Avusturya-Macaristan'a, Yugoslavya'dan bugünkü Sırbistan'a uzanan uzun bir tarih...

Belgrad'ın taşları, farklı orduların ayak seslerini duymuştu.

Şehit Ali Paşa Türbesi ve Bayraklı Camii, bu uzun tarih içerisinde Osmanlı'nın bıraktığı izleri gösteren önemli eserlerdi.

Fakat Belgrad'da beni en çok düşündüren yerlerden biri Osmanlı döneminden kalma yapılar ve 1999 NATO bombardımanının izlerini taşıyan binalar oldu.

Rehberimizin anlattığı bilgilere göre Belgrat’ta Osmanlının 217 cami, medrese, türbe, han, hamam vs. taş eser yaptığı halde, bugün Belgrad’ta sadece Şehit Ali Paşa Türbesi ve Bayraklı Camiinin kaldığını, diğer 215 eserin yıkılıp yok edildiğini gözlemledik.

Bombalanan Genelkurmay Başkanlığı ve polis merkezi binalarındaki savaş izleri..

İnsan bir binanın duvarındaki yarayı gördüğünde savaşın tarih kitabındaki bir başlık olmaktan çıktığını fark ediyor.

Balkanlar'da bunu daha birçok defa yaşayacaktım.

Çünkü burada yakın tarih hâlâ duvarlarda duruyordu.

Akşam yemeğinin ardından otelimize geçtik.

İlk gün geride kalmıştı.

Fakat Balkanlar henüz başlamış sayılmazdı.

Asıl yolculuk ertesi gün Saraybosna'da başlayacaktı.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.