İSTANBUL (AA) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bugün sadece Müslümanlar değil, bizatihi İslam'ın sahih yorumları hedef alınmaktadır. Buna çok dikkat etmemiz lazım. Müslüman coğrafyanın fay hatlarıyla bilinçli bir şekilde oynanmaktadır" dedi.
Erdoğan, 1. Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dini Liderler Zirvesi kapanış oturumunda yaptığı konuşmada, dünyadaki 1 milyar 700 milyon Müslümanın kardeş ve "aynı iklimin çocukları" olduğunu vurguladı.
"Bin dost az, bir düşman çok" şeklindeki atasözünü de hatırlatan Erdoğan, "Müslümanlar olarak bir insanı bile feda etmeye, hor görmeye, karşımıza almaya, ötekileştirmeye, çemberin dışına atmaya hakkımız yoktur, olamaz. Ümmet ailesinin her bir ferdi, farklılıklarını zenginlik sayarak bir olmak, beraber olmak, kardeş olmak durumundadır" diye konuştu.
- "İslam'ın sahih yorumları hedef alınıyor"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:
"Bugün sadece Müslümanlar değil, bizatihi İslam'ın sahih yorumları hedef alınmaktadır. Buna çok dikkat etmemiz lazım. Müslüman coğrafyanın fay hatlarıyla bilinçli bir şekilde oynanmaktadır. Kadim bir medeniyetin temsilcileri olan Müslümanlar, -açık ve net olarak söylüyorum- bir beka mücadelesi, bir varlık yokluk mücadelesi vermektedir. Üzülerek belirtmek isterim ki dün El Kaide, bugün DAİŞ benzeri, tek sermayesi dini istismar etmek ve acımasız bir silah gibi kullanmak olan yapılar geleceğimizi tehdit etmektedir. Bunların İslam'la alakası yoktur. Biz böyle bir İslam öğrenmedik. Kur'an'la ilişkisi lafzi ve harfi, sünnetle ilişkisi zahiri ve şekli olan bu anlayış ilim ve irfan mirasımızı yok etmektedir. Dikkat ederseniz, en cani cürümleri işlemekten çekinmeyen bu örgütlerin hedefinde sadece Müslümanlar vardır. Bu örgütler medeniyetler arası değil medeniyet içi çatışma isteyen, siyaset mühendisliklerinin en kullanışlı, en vahşi araçlarıdır. Bu tarz yapıların, Müslümanların dini duyarlılıklarını rehin almasına, belli çevrelerce Müslümanları tedip etmek, öz güvenlerini yok etmek için kullanılmasına karşı hep birlikte mücadele etmeliyiz. Bu mücadelede bizim en büyük silahımız ferasetimizdir, basiretimizdir, kadim medeniyet mirasımızdır. Bu zorlu süreci neticeye ulaştıracak yegane araç, kardeşliğimizdir. 'Kesret içinde vahdet' olmayı başarabilmektir."
Böylesi zirve gibi zeminlerde alimler, dini kanaat önderlerinin artık ellerini, gerekirse gövdelerini taşın altına koyarak bu sorunu sahiplenmek mecburiyetinde olduğunu kaydeden Erdoğan, aksi takdirde herkesin büyük vebalin altına girmiş olacağını ifade etti.
- "Biz sadece Allah'ın rızasını tahsil için bu yolda koşturuyoruz"
Toplantı sürerken Suriye'de, Irak'ta ve Afganistan'da kardeşin kardeşe kastettiğini dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Belki şu anda Akdeniz'de, Ege'de, Hint Okyanusu'nda bir yerlerde, umut yolculuğundaki bir mülteci çocuk, annesinin kucağında son nefesini veriyor. Yine her an Afrika'da bir baba açlıktan eriyen çocuklarına yiyecek götürememenin mahcubiyetiyle kıvranıyor. Artık hepimizin şu gerçeğin farkında olması gerekiyor. Uluslararası sistem inanın bizim sorunlarımıza çözüm üretemiyor. Böyle bir derdi de bulunmuyor. Bizim 2014 yılı sonu itibarıyla dünyada fakir fukaraya, garip gurebaya aktardığımız nakit 4,5 milyar dolardır. ABD, İngiltere ve biz... İlk üçü oluşturuyoruz. Biz bu anlayışımızdan asla şu ana kadar da geri durmadık. Durmayacağız. İşte Suriye'de olduğu gibi. Şu ana kadar 8 milyar dolar biz harcadık. 2,5 milyon insanı şu anda ülkemizde misafir ediyoruz ama birileri bakıyorsunuz, '30 bin kişi alabiliriz' diyor, öbür taraftan da hemen Nobel'e aday gösteriliyor. Bizde 2 milyon 500 bin insan var. Nobel'e meraklı olduğumuz için konuşmuyorum bunu, yani bu sistemin ne denli siyasallaştığını göstermek için söylüyorum. Lafını yaptıkları anda Nobel ödülü alıyorlar. O ödül sizlerin olsun. Bugün sabah G20 öncesi Kadın 20 toplantısı vardı, orada da söyledim. Sipariş üzere ödüller dağıtılıyor. Biz o ödülleri filan, böyle bir şeyi arzu etmiyoruz, biz sadece Allah'ın rızasını tahsil için bu yolda koşturuyoruz."
- "Müesses nizam mazlumu zalim karşısında koruyamıyor"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Birinci Dünya Savaşı sonrasında temeli atılan, İkinci Dünya Savaşı sonrası da tahkim edilen müesses nizamın, mazlumu zalim karşısında koruyamadığını da kaydederek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Dünyanın kaderi ne yazık ki BM Güvenlik Konseyi üyesi 5 daimi üyenin iki dudağı arasına bırakılmıştır. Böyle bir adalet olabilir mi? 200'e yakın dünyada devlet var, bunların 196'sı BM üyesi ama 5 tane BM Güvenlik Kurulu daimi üyesinin bir tanesinin dudağı arasında. 'Hayır' derse hayır, 'Evet' derse evet. Böyle bir şey olabilir mi? Onun için biz ne diyoruz? 'Dünya 5'ten büyüktür' diyoruz. Tabii bunun için de bizi sevmiyorlar. 'Sen nasıl dünya 5'ten büyüktür' dersin? Ne diyecektik? Yani bir kişinin iki dudağının arasına dünyayı nasıl mahkum edersiniz? Birinci Dünya Savaşı'nın şartlarıydı, geldi geçti. Bunların değişmesi gerekir. Bunun mücadelesini, kavgasını veriyoruz. 5 ülkenin çıkarı Suriye, Libya ve Irak'ta olduğu gibi milyonlarca insanın geleceğini rehin almaktadır. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Bizler Müslümanız. Adaletsizlik karşısında sessiz kalamayız. Sesimizi yükseltmek, hak ve adalet beklentilerimizi yerine getirmek, çarpıklıkları gözler önüne sermek zorundayız. İşte bu anlayışla Türkiye olarak 'Dünya 5'ten büyüktür' diyoruz. Mevcut sistemin muktedirlerinden gelen tepkilere, bizi vazgeçirme çabalarına rağmen tüm dünyanın barış ve huzuru için bu çağrımızı her fırsatta tekrarlıyoruz. Zira biz, merhamet medeniyetinin mensuplarıyız."
"Bizim ruhumuzun rengi, acılarımızın şifası, merhamettir. Merhametin olmadığı yerde insaf yoktur, insan yoktur" diyen Erdoğan, Türkiye'nin hem küresel hem de yakın coğrafyasında yüreğini ortaya koyarak yaptığı çağrıların esasen hak, adalet çağrısı olduğu kadar merhamet çağrısı olduğunu söyledi.
Bu çağrının öncelikli muhataplarından birinin İslam coğrafyası olduğunu ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kim kanın aktığı, canların yandığı, ocaklara ateşlerin düştüğü bu meseleye kayıtsız kalırsa kadim kardeşlik hukukuna yüz çevirmiş demektir. Akan kana seyirci kalan da kan akıtan zalimlerin sırtını sıvazlayan da en kutsal, en mübarek varlık olan insana ve insanlık onuruna karşı aleni hürmetsizlik içindedir. Ne Irak'ta, ne Suriye'de, ne Filistin'de ne de diğer bölge ülkelerinde hiçbir etnik kökene, hiçbir dine, hiçbir mezhebe karşı ön yargılı değiliz, mesafeli değiliz. Bugün ülkemizde ensar bilinciyle misafir ettiğimiz 2,5 milyon Suriyeli ve Iraklı'nın arasında her inançtan, her kökenden, her mezhepten insan var. Hiçbirine farklı gözlerle bakmadık, bakmıyoruz. Şunu burada net ve kesin olarak bir kez daha ifade etmek isterim. Biz kurtuluş mücadelesi veren Suriyeli kardeşlerimize, demokrasi mücadelesi veren Mısırlı kardeşlerimize, Mescid-i Aksa'nın onurunu, kutsiyetini, mahremiyetini savunarak tüm Müslümanların izzetini koruyan Filistinli kardeşlerimize, onurlu bir yaşam mücadelesi veren Arakanlı kardeşlerimize, barış, huzur ve istikrar isteyen Afganistanlı, Yemenli, Libyalı kardeşlerimize işte bu anlayışla sahip çıkıyor, destek oluyoruz. Bizim için geçtiğimiz yaz, Andaman Denizi'nde mahsur kalan Rohingyalı ve Bengal kardeşlerimizin acısıyla Ege Denizi'nde boğulan Aylan bebeğin acısı aynıdır."
Diyanet İşleri Başkanlığı, Kızılay, AFAD ve sivil toplum kuruluşlarının dünyanın neresinde olursa olsun Müslümanların yaralarını sarmanın çabası içinde olduğunu dile getiren Erdoğan, bundan sonra da aynı samimiyetle, aynı hissiyatla tüm mağdurlara, mazlumlara el uzatmaya ve yardımcı olmaya devam edeceklerini söyledi.
- "Radikal akımlara kapılan gençlerimizi, aydınlığına yöneltecek olan sizlersiniz"
Erdoğan, yaşananları doğru kavramak kadar doğru olanı hayata geçirmek için çaba göstermenin önemine işaret ederek, ortaya çıkan tablo karşısında yeni bir yaklaşım geliştirmenin, meselelere cevaplar üretmenin, devlet adamlarıyla birlikte bilim insanlarının ve din adamlarının da sorumluluğunda olduğunu belirtti. Erdoğan, salondakilere şöyle seslendi:
"Bizi, toplumlarımızı sırat-ı müstakim üzere tutacak olan halis niyetimiz ve ibadetlerimiz yanında sizin gibi kanaat önderlerimizin, ariflerimizin, alimlerimizin rehberliğidir. Bir hakikat tüm çıplaklığıyla karşımızda duruyor. Bugün tüm dinler arasında 23 yaş ortalamasıyla en genç toplumu dünyada Müslümanlar oluşturuyor. İstikbalimiz olan gençlerin İslam'ı doğru öğrenmeleri, benliklerini yitirmemeleri için hep birlikte çalışmalıyız. Ümmetin zedelenmiş hafızasını onaracak, yaralanmış bilinçlere şifa verecek, Müslüman nesillere rehberlik edecek en başta sizlersiniz. Radikal akımlara kapılan gençlerimizi, kör ideolojilerin elinden çekip alarak ilmin ve hikmetin aydınlığına yöneltecek olan yine sizlersiniz. İslam'ın sahih anlayışını yaşayarak anlatacak ve geleceğe taşıyacak olan, ömrünü ilme vakfetmiş olan, peygamberlerin varisleri olan sizin gibi alimlerimizdir.
İslam dünyasının ya da Müslümanların bugünkü tezahürü, görünümü, ahvali her ne olursa olsun, bu din aziz bir dindir, İslam kelimesinin de ifade ettiği üzere insanı kendisi ve yaşadığı çevreyle sulh içinde kılan bir barış dinidir. Bugün sözde barışla sokaklarda, caddelerde, ülkemizde terör estirenler var. Bu kavram asla onların kavramı değildir. Bu kavram, gerçek inananların, Müslümanların kavramıdır. Çünkü bizim dinimiz İslam, kökeni itibarıyla zaten barışa davet ediyor."
Asr Suresi'nde "Asra yemin olsun ki muhakkak ki insan ziyandadır, ancak iman edenler ve salih amel işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye eden istisnadır" buyrulduğunu aktaran Erdoğan, sözlerini, "Biz, hakkı, sabrı tavsiye edeceğiz. Biz hakkı, hakikati söylemeye devam edeceğiz. Rabbim bizi Kur'an ışığından, habibi, sevgilisi Muhammed Mustafa'nın mübarek yolundan ayırmasın. Allah kardeşliğimizi daim kılsın, muhabbetimizi ebedi kılsın. Zirvenin, Türkiye ve Asya-Pasifik Müslümanlarıyla birlikte tüm dünya Müslümanları için yeni bir başlangıca vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Ülkelerinize ve toplumlarınıza, bizim dostluk ve kardeşlik mesajlarımızı iletmenizi, selamlarımızı götürmenizi sizlerden özellikle rica ediyorum" diyerek tamamladı.
Konuşmaların ardından Erdoğan, zirve katılımcılarıyla fotoğraf çektirdi.
(Bitti)
AA