Ümit Savaş Taşkesen

Ümit Savaş Taşkesen

Sertap Erener, Hiroşima, Gazze

Yıllar yıllar önce, neredeyse böyle bir sanatçının olduğunu bile unuttuğum bir sanatçıyı hatırladım Sertap Erener’i EuroVizyon da yeniden dinlerken. Unuttuğum ve hatırladığım Sertap Erener değil, hayır. Sevingül Bahadır’dı neredeyse çeyrek yüzyıl önce dinlediğim ve hatırladığım. Her ikisinin de “kız çocuğu” adlı bir parçası var. Kız çocukları var mı bilmiyorum, araştırmadım. Bahadır, Nazım Hikmet’in Kız Çocuğu şiirini seslendiriyordu… Eurovizyon Şarkı Yarışması’nda Sertap Erener’i dinlerken bu parçayı hatırladım birden… Sonra Erener’in kız çocuğu parçasını hatırladım. Erener’e, İsrailli bir grubun birinciliğe doğru gittiği bu şovda kendisine yeniden sahne verilmişti. Gazze’deki kız çocukları geldi aklıma birden yine yeniden. Nazım’ın şiirinin bir bölümü şöyle:

Yedi yaşında bir kızım,
büyümez ölü çocuklar.
Saçlarım tutuştu önce,
gözlerim yandı kavruldu.
Bir avuç kül oluverdim,
külüm havaya savruldu.
Benim sizden kendim için
hiçbir şey istediğim yok.
Şeker bile yiyemez ki
kâat gibi yanan çocuk.


Gördüğüm binlerce çocuk cesedi, İsrail tarafından katledilmiş insanların, bebeklerin, çocukların cesetleri, bu şarkı kadar uzun süreli etki oluşturmadı üzerimde desem, haksızlık mı etmiş olurum. Acılarımız dağlara yüklesek yıkılıp çatlayacak büyüklükte, yoğunlukta ancak biz yaşıyoruz, dayanamayacağımız acılardan kaçarak, gözümüzü kapatarak, göz yumarak, gözden ırak tutarak. Gözümüze sokulan ölü bedenler de bizi harekete geçirecek bir etki yaratmıyor çünkü böyle bir şeye şahit olan insanın yapacağı çok az şey var. bir şey yapamadığında akıl vicdan dengesini sağlığını bozmadan yaşamak mümkün değil. Bu dram bu uçurumla yaşanmaz. O yüzden bir çoğumuz gibi unutmayı, örtmeyi, görmezden gelmeyi tercih ediyoruz! Susmayan vicdanlı yürekler var, susturulamayan taze, sivil, asi, isyankar ruhlar… Çoğu batıda bu ruhların desem kızarsınız belki ama işte orada, Amerika’da Avrupa’da kampüslerde meydanlarda bir şekilde sayıları çok az olsa da direnişleri vicdanları bize unutmaya çalıştığımız insanlığımızı, iki yüzlülüğümüzü hatırlatıyor, ayna tutuyor. Bir zamanlar neydiniz, onu hatırlayın dercesine, söndürmeye, bastırmaya çalışılan onca güce rağmen direniyorlar… fırsatını buldukları her platformda seslerini duyuruyorlar.

İşin garibi, bunca acının bir şiirinin, şarkısının henüz, hala yazılamamış olması… Acıyı hazmedip bir ürüne dönüştürmek için zaman geçmeli belki de ama zamana gerek yok çünkü bu acı yıllardır sürüyor…

Sevingül Bahadır’dan kız çocuğunu, Hiroşima’da öldürülen bir kız çocuğunu anlatan şarkıyı dinlerken, belki bir çoğunuz gibi ben de Sertap Erener’den birkaç kelam duymak isterdim Gazzede naklen yayınla öldürülen çocuklara dair bir cümle... Haluk Levent’in bulduğu ilk fırsatta bunu dile getirmesi gibi bir şey, bir duruş, eylem, hatırlatma, mesaj. Çok mu iyimserim, Levent’ten beklenileni Erenerden beklemekle… varsın saf olalım da gerçekleştirilmemiş beklentilerin ağırlığı omzuna, gönlüne çöksün Erener’in, olsun… gördüğümüz, dinlediğimiz, karşı karşıya geleceğimiz bir anda bu yapmadığı konuşmayı, gösteremediği duruşu hatırlatıp utandıralım kendisini, belki bu yazı da bir şekilde ulaşır da kendisine utandırır biraz…

Sanatçılarımız bize binlerce cesedin, masum bebeğin görüntülerinin oluşturamadığı, hissettiremediği acıyı hissettiren türküler yapsın, her dilden sarkılar söylensin. Türküsü yakılmamış acılar çabuk unutuluyor. Unutursak kalbimiz kurusun diyoruz büyük acılar karşısında ancak unutuyoruz ve kalbimiz kurumuyor…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.