“SELAM SOSYALLEŞMENİN İLK ADIMIDIR”
Kur’ân-ı Kerim’de selamlaşmayla ilgili emirler, tavsiyeler bulunmaktadır. Allahü Teâlâ bir ayet-i kerime de, “Size selam verildiği zaman ona daha güzel bir selamla karşılık veriniz.” diye Müslümanları uyarmaktadır.
“SELAM SOSYALLEŞMENİN İLK ADIMIDIR”
Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Din Sosyolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Coşkun ile selam üzerine konuştuk...
Selam, Müslümanın kültürel kodlarından biri, diyorsunuz. Ayet ve hadislerde pek çok kere işaret edilen selam alış-verişinin dinî yönden bireysel ve toplumsal boyutunu açıklar mısınız?
Evet, Kur’ân-ı Kerim’de selamlaşmayla ilgili emirler, tavsiyeler bulunmaktadır. Allahü Teâlâ bir ayet-i kerime de, “Size selam verildiği zaman ona daha güzel bir selamla karşılık veriniz.” diye Müslümanları uyarmaktadır. Ayrıca yeni bir eve girdiğiniz zaman, ilk defa girdiğiniz bir eve oraya selam vererek ve kapısından giriniz diye de başka bir ayet-i kerimede emir verilmektedir. Peygamber Efendimiz de Müslümanın başka bir Müslüman üzerindeki haklarından birinin verilen selama karşılık vermek veyahut da Müslüman kardeşine selam vermek olduğunu söylüyor, başka vazifelerini saymaya gerek yok, işte cenazesini kaldırmaya yardım etmek, hapşırdığı zaman “yerhamukellah” demek gibi beş tane hak sayılıyor Hadis-i Şerif’te. Bunlardan bir tanesi de Müslümanın Müslümana selam vermesi olduğunu anlıyoruz. Dinimizin âdâb-ı muaşeret kurallarından, kültürel kodlarından bir tanesi bunu ben tekrar ediyorum gerçekten de İslâm toplumlarında kültürün en önemli kodlarından bir tanesi iki insanın, iki Müslümanın karşılaşınca bir birlerine selam alış-verişinde bulunmalarıdır. Bu hem medenileşmenin göstergesidir, hem insanlığın bir göstergesidir, hem de Müslümanlığın bir şiarıdır. Kur’ân-ı Kerim’de, “İslâm’ın şiarını yüceltenden daha takvalı kimse var mıdır?” diye buyrulurken selam, madem İslâm’ın bir şiarıdır, bunu yüceltmek de çok önemli İslâmî görev olsa gerektir.
Bunun için de bir Müslümanın bu İslâmî şiarı yaşatması, gündelik hayatında uygulaması Müslümanlık görevi olarak kabul edilmesi gerekir. Bu bireysel ve toplumsal açıdan örnek bir İslâm toplumunda insanlar birbirlerine esenlik, barış, huzur, güven ve kurtuluş temennisinde bulunurlar, felah temennisinde bulunurlar, hayır ve iyilik temennisinde bulunurlar. Aslında selam kelimesi bu kelimelerin hepsini içeren bir kelimedir, hayır, iyilik, güzellik, esenlik, kurtuluş, selamet, sıhhat, afiyet bunların hepsini selam kelimesi kendi etimolojisinde, sözcük manası içerisinde barındırmaktadır. Bundan daha derli, toplayıcı bir kavram İslâmî literatürde yoktur desek yeridir.
OTOBÜSTE SELAM VERİLMEZ Mİ?
Günlük hayatımızda otobüse binerken değil ama minibüse binerken selam veren onlarca insan görüyoruz. Yolda, sokakta, vasıtada selam vermenin, almanın önemini anlatır mısınız?
Aslında Müslümanın, karşılaştığı her Müslümana selam vermesi İslâmî vazifesidir. Tabii otobüsler kitlesel ulaşım araçlarıdır, orada kitle söz konusudur, kimse kimseyi tanımaz. Ama otobüse binen kimse “Benden sana zarar gelmez, ben iyi bir yolcu olacağım” anlamında bir mesaj vermek üzere selam vermesi güzel olur. Niçin otobüste selam verilmiyor da minibüste veriliyor? Minibüste insanların sayısı az, bir birlerini daha çok tanıyorlar, zararlı veyahut da, iyi insanlar daha açık seçik ortaya çıkabiliyor onun için minibüse binerken selam veriyor ama otobüse binince sanki kalabalıkta kimse kimseyi tanımıyormuş gibi muamele yaparak orada selam vermiyor. Bu doğru bir davranış değil, Müslümanın yeni karşılaştığı her insana nerede olursa olsun selam vermesi gerekir. Tabii dinimize göre selam verilmemesi gereken durumlar ve insanlar vardır. Uyuyan kimseye, namaz kılan kimseye, Kur’ân okuyan kimseye, camide ibadet eden kimseye selam verilmez. Dolayısıyla otobüs, minibüs, taksi ayrımı yapmaksızın karşılaştığımız her insana selam vererek “Ben seni bir kardeş olarak biliyorum, benden sana zarar gelmez, işin rast gelsin, esenlikler diliyorum, barış diliyorum, selamet, sıhhat, afiyet diliyorum” diye ona güzel temennilerde bulunması insanî görevdir.
APARTMANDA DA SELAM VERİNİZ
Bugün özellikle büyükşehirlerde insanlar birbirini aynı apartmanda bile tanımadığı için özellikle selam vermede büyük endişeler yaşayabiliyor. İnsanların birbirini tanımaması selam vermesine bir engel midir?
Kesinlikle engel değildir. Biz sosyolojide sosyal grup, yığın, kitle ve kategori kavramlarını açıklarken şehir sakinlerini yığın olarak tanımlarız. Yığın derken, bir arada yaşayan fakat aralarında iletişim ve etkileşim bulunmayan, ortak hedefleri bulunmayan insanları kastederiz. Buna da apartman sakinlerini örnek veririz. Aslında bu iyi bir örnek değildir, doğru bir örnek değildir. Ama apartmanlar gittikçe buna doğru yöneliyorlar, yığın olmaya doğru yöneliyorlar. Yığını bir İslâmî cemaat haline, İslâmî bir komşu haline getirmenin yolu selamdan geçer. Yani minibüsteki insana benden sana zarar gelmez diye selam veriyorsun da aynı apartmanı 24 saat paylaştığın insana selam vermezsen o insana güvenebilir misin? Güvenemezsin, o açıdan selam vermekte apartman sakinlerinin bence birbirlerine öncelik vermesi ve bu konuda bir gelenek oluşturmaları, selamı yaymaları çok önemlidir. Peygamberimiz; “Aranızda selamı yayınız.” buyurmaktadır. Dolayısıyla apartman sakinleri birbirlerini görmesi gereken insanlardır. 24 saat aynı mekânları paylaşan çoluğunu çocuğunu, hanımını bir birine emanet eden insanlardır. Bu insanlar karşılıklı olarak hayır, esenlik, temenni etmezlerse bir güven ortamı oluşabilir mi? Oluşamaz, o açıdan selamlaşmada apartman sakinlerinin tanıdık tanımadık her ne kadar anonimleşse de apartman hayatı anonim bir hayat olsa da böyle kimsenin kimseyi tanımak istemediği, tanımadığı bir hayat olsa da en azından selam vererek bu ilişkileri belirli bir seviye de tutmakta büyük fayda var. Bu komşuluk aynı zamanda İslâmiyetin istediği komşuluk haklarından bir haktır. Komşu komşuya selam vermelidir. Komşuluk ilişkilerinin gelişmesi açısından.
KÜSLERİN SELAMI
Selam vermemek, selam almamak, bir kırgınlık ve küslük işareti. Selamın kırgınlıkları, küslükleri bitiren, insanları barıştıran yönü hakkında neler söylersiniz?
Peygamber Efendimiz “Selamı ilk defa veren kişi sevabı kazanır.” buyurmaktadır. Yine “Bir Müslümanın üç günden fazla başka bir Müslümanla küs durması caiz değildir.” diye bir hadis-i şerif bulunmaktadır. Peygamber Efendimiz küs olan insanlardan hangisi ilk önce selam verirse hem küslüğü bitirme hem de selamı önce verme sevabına öbüründen daha çok layık olacağını, sevabı elde edeceğini belirtmektedir. Küs olan insanlar bir birlerine selam vermezler ama en azından kalp kırgınlığı, acı kırgınlıklar, büyük kırgınlıklar devam etse bile onu bir kenara bırakmak adına selam vererek hafifletmek veya büyük kırgınlıklar, büyük acılar yoksa aralarda, bir an önce selam vererek bu kırgınlıklara son vermek de dinimizin önemli bir emridir. Küskünlüğü sürdürmenin yasak olduğunu da bilmemiz gerekiyor, üç günden fazla bir Müslümanın bir Müslümana küs durması helal değildir. Dolayısıyla bu küslüğü de en erken bitiren kazanır, selam vermekle bu işi başlatan iki sevabı birden kazanır. Bir küslüğü bitirme sevabına, bir de selam verme, selamda öncelik hakkına sahip olması sevabına layık olmuş olur.
BATI’NIN SELAM BİÇİMİ
Batı’da selamlaşma konusunda nasıl bir çizgi var?
Hıristiyan toplumlar, Yahudi toplumlar, Budist toplumlar, Müslüman toplumlar ayrımı yapmak lazım. Bence her din selamlaşma konusunda bir takım kurallara uymaktadır. Dinimizde bunu Peygamber Efendimiz “Esselamü aleyküm” “Allah’ın selamı üzerine olsun” şeklinde belirlemiştir. Batı’da aslında “good by” ayrılırken insanlar bir temennide bulunurlar, bunun anlamı “Allah’a emanet ol, Allah senin yanında olsun” demek. Müslümanlıkta hem ilk karşılaştığımızda hem de ayrılırken selam vermek İslâmî adaptandır. Onun içerisinde “Allah’a emanet ol” ismi de vardır. Dünyanın bir kısmı Batı medeniyetinin istilasına henüz uğramamış, bir kısmı büyük bir istila altında, kültür istilası altında. O açıdan diyorsunuz ki, Batı’da selamlaşma tarzları farklı, haklısınız bu konuda “iyi günler, iyi geceler, iyi sabahlar” gibi içerisinde “iyi” geçen, güzel geçen “iyi seyahatler, güzel seyahatler, güzel günler, iyi günler” gibi temennilerde bulunuyorlar. Bu da Doğu toplumlarına bu arada İslâm toplumlarına da hızla yayılmaktadır. Yeni yetişen nesiller selamı tanımdan Batılı tarzda bir birleriyle iletişimde bulunmaktadırlar. Bence bu doğru değildir, İslâmî adabı yaygınlaştırmak lazım, selamın belirli bir ağırlığı vardır, belli bir sıcaklığı vardır. Bu “iyi günler, hayırlı günler, iyi geceler” bunların hepsini selam kelimesi içermektedir. O açıdan batı kültürünün istilasına karşı yerli, dini kültürümüzün kodunu yaşatmakta, yeni yetişen nesillere aktarmakta büyük faydalar vardır.
İLETİŞİMİN ESASI SELAM VEREBİLMEKTİR
Bugün özellikle gençler arasında yaygın olan ve bir çeşit selamlaşma yerine geçen ifadeler ne derece selam olur?
“Naber, nasılsın, nasıl gidiyor” gibi tabirler yerine bir kere selam Müslüman’ın Müslümana kuşku duymasını, güvensizlik duymasını ortadan kaldıran sihirli bir kelime. Yani “naber, nasılsın” kelimeleri yerine selam kelimesini kullandığınız zaman bütün kapıları açıyor, kesinlikle karşı tarafa güven vermiş oluyorsunuz. Zaten mü’min kelimesi bir Allah’a inanan kimse demektir, bir de karşıdaki insana güven veren kimse demektir. Mü’min bir iman kökünden gelir, bir de emniyet kökünden gelir. Dolayısıyla iman eden kişi Allah’a inanmak suretiyle benden büyük günah çıkmaz, yamukluklar yapılmaz, bana güvenebilirsin, ben güvenilir bir insanım, elimden ve dilimden sana zarar gelmez, şimdi konuşmaya başlayabiliriz gibi bir mesaj vermektedir. Dolayısıyla toplumda selamın yaygınlaştırıldığı yerlerde huzur, ahenk, güven ortamı daha fazla sağlanmakta; selamın yaygın olmadığı yerlerde insanlar birbirine kuşkuyla bakmaktadırlar. Acaba bu kimse benim hakkımda bir hainlik mi düşünüyor, acaba bir kötülük mü yapacak, acaba bir kazık mı atacak, bana gibi bir takım kuşkular doğuyor, gibi düşüncelere kapılır insan. Ama selam veren kişi karşıdaki insana güven veren kişidir. O açıdan selam veren toplumlar huzurlu, ahenkli ve iletişimi sağlıklı toplumlardır. Selam vermeyen toplumlar ise iletişimleri bozuk olan toplumlardır.
Din, aslında hem bireyin iç dünyasında hem de toplumda birlikte yaşanan bir olgu. Selam vermenin, almanın bu anlamda hem bireye hem de topluma kazandırdıkları nelerdir?
Birey açısından güven dolu bir dünyada yaşamanın garantisini verir, insanlar arasındaki iletişim zorluklarını giderir, tanıdık tanımadık herkese iletişim kurma fırsatı sağlar böylece insanlar daha kardeşçe, daha dostça bir hayat yaşamış olurlar. Bireye ve topluma kazandırdığı en önemli fonksiyon, selamda, güven dolu, esenlik dolu ve barış dolu iletişimin yoğun olduğu bir toplumsal hayat ortaya çıkmış olmasıdır. İletişimi son derece hızlandırır ve güven ortamı oturtur; birey açısında da toplum açısından da.
SELAM VEREMEYEN, SELAM ALAMAYAN SOSYAL BİR İNSAN DEĞİLDİR
Bugün soysal hayat, sosyalleşme gibi kavramlar öne çıkarılıyor. Selam vermeyen, veremeyen birinin sosyalleşmesi mümkün müdür? Selam, sosyalleşmenin neresindedir?
Gerçekten gerek sosyolojide gerek din sosyolojisinde biz talebelerimize sosyalleşme konusunu anlatırız; sosyalleşme bir insanın, toplumla uyumluluğu, ahenkliliği, toplumun bir bireyi haline gelmesi, toplumla kaynaşan bir birey haline gelmesi sürecidir. Zaten insan demek kelime manası itibariyle bir unutmak, bir de ünsiyet kurmak, ülfet kurmak anlamına geliyor. İnsanoğlu diğer hayvanlardan farklı olarak hemcinsleriyle ünsiyet kuran, ülfet kuran bir varlıktır. Peygamber Efendimiz (sav) “Ülfet ve ünsiyet kuramayan Müslümanda hayır yoktur.” buyurmuştur. Selam ülfet kurmanın, ünsiyet kurmanın ve bu vasıtayla sosyalleşmenin toplumun uyumlu bir bireyi haline gelmenin önemli bir basamağını, ilk adımını oluşturan bir başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Gerçekten bir insan içine kapanık bir insan selam vermez, toplumdan kaçan bir insan selam vermez, insanla iletişim kuracak insanlar söze başlarken selam verir, dolayısıyla “Ben iletişim kuracağım, benim şu ihtiyacım var.” diye toplumla uyumlu hale gelirler. Sosyalleşmede, sosyalleşmenin ilk adımını selamlaşma oluşturur desek abartmış sayılmayız. Onun için sosyalleşme sürecinde selamın son derece hayatî, kilit bir rolü vardır. Selam vermeyen, selam almayan insan sosyal bir insan değildir, sosyalleşecek bir insan değildir. O açıdan eğer toplumla girişken, kaynaşkan, sevecen, ülfet, muhabbet ve ünsiyet içerisinde bir ilişki kuracak isek bunun yolu selamdan geçer. Böyle bir ilişkiye niyetimiz yoksa biz kimseye yüzümüzü bile dönüp bakmayız. Dolayısıyla Müslümanın sosyalleşirken Müslümana gülümsemesi, selam vermesi aynı zamanda sosyalleşmede çok önemli bir basamağı oluşturmaktadır.
Kaynakça; Zahit Coşan
Derleyen; Müjdat GöKÇE
Benzer Haberimiz
Din Sosyolojisi Nedir?