Sedef Saplı Bıçak Miço üzerine...

Sedef Saplı Bıçak Miço üzerine...

Gazeteci-Yazar Zeki Oğuz'un 'Sedef Saplı Bıçak Miço'' kitabı Memleket’in katkılarıyla çıktı…

Gulê Gülay Mermer
Konya kabadayılarından Kürt Miço ve o dönemde Konya'ya sürgüne gönderilen Yılmaz Güney'i anlatan, öyküleme tarzı ile yazılmış Gazeteci-Yazar Zeki Oğuz'un 'Sedef Saplı Bıçak Miço'' kitabı Memleket’in katkılarıyla çıktı… Gulê Gülay Mermer, Zeki Oğuz’la kitabı üzerine konuştu…

1960'larda Konya'da etkin bir şahıs olan Miço aslen Vanlı'dır. Konya-Cihanbeyli Günyüzü kasabasına sürülmüş, buradaki yerli Kürtlerle çıkan anlaşmazlıklardan dolayı ailesiyle Adana'ya taşınmıştır. Adana'da zor koşullar altında yaşayan Miço, Konya şehir merkezine yerleşir ve kabadayılık yapmaya başlar. Daha sonra da Yılmaz Güney'le tanışır.1960'ların Konyası ve Yılmaz Güney'in hayatını değiştiren Konya sürgününü anlatan kitap, bu güne kadar pek değinilmemiş konuları içermektedir. Kitabı hakkında Zeki Oğuz'a bazı sorular yönelttik;

-Öncelikle bize biraz kendinizi tanıtır mısınız?

-Konyalı bir yazarım. 1968 yılından bu yana başta yerel gazeteler olmak üzere, edebiyat dergilerinde, gezi dergilerinde yazılarım yayınlandı. Edebiyatın değişik dallarında yayınlanmış 18 kitabım var. 1990 yılında fotoğrafçılığa başladım. Karma sergilere katıldım, 28 kişisel sergi açtım. Konya Çalı Kültür Sanat dergisini 100 sayı yayınladım.

Konya'nın eski kabadayılarından -bilmiyorum kabadayı kelimesini kullanmam doğru mu?- Mustafa Saldi'nin hayatından esinlenerek bir kitap yazdınız. Öncelikle birinin hayatını yazmak, yazarın o kişiyi önemsediği anlamına gelir. Mustafa Saldi kimdi, onda sizi etkileyen ve bu kitabı yazmaya iten sebep neydi?

-Kabadayı demen elbette doğru, çünkü o insanlar kendilerinden öyle söz edilmesinden hoşlanırlardı. Miço'nun kendisine göre bir hayat anlayışı, doğruları vardı. Bir kabadayı olarak bıçak sırtında bir yaşamı vardı. Dostları kadar düşmanları vardı ama futbolla ilgilenecek kadar da hayatın içinde biriydi. Görüştüğümüz sürece tanık oldum ki insanları seven, yardımcı olmaya çalışan bir yapısı vardı. Ayrıca müthiş bir çocuk sevgisi vardı. Çocukların Miçê emmisiydi o. Ayrıca kitabımda sadece Miço'yu değil ondan yola çıkarak 1960'ların Konyası'nı da anlatmaya çalıştım.

-Mustafa Saldi ya da bilinen ismi ile Miço ile birebir ilişkileriniz oldu, şahsın

yaşam tarzı ve kendisini mesleki olarak tanımlaması nasıldı?

Kahvehane işletiyordu, geçimini bundan sağlıyordu. Kumar oynayanlardan mano alıyordu. Bunu da hiç saklamıyordu. Kendisine hakaret edilmesine hiç dayanamaz hemen tepki gösterirdi. Canına kastedenleri bağışlayacak kadar da geniş bir yüreği vardı.

-Kabadayılık, tam olarak nedir? Kabadayılık süreç içinde farklılaştı mı?

Miço'nun şahsında gördüğüm kadarıyla düşkün ve fakire karşı bir iyilik damarı vardı. Böyleleri kahvesine kumar oynamaya gelirse engel oluyordu. Kendilerine has bir dürüstlük anlayışları vardı. Günümüzdeki gibi çek-senet işlerine bulaşmıyorlardı. Bu konuyu özellikle sordum ve bir olayını anlattı, kitapta da geçiyor bu. Bir akrabası alacağını alması için yardımcı olmasını istemiş. Miço yardımcı olmuş, adam karşılığında Miço'ya para teklif etmiş ama Miço'nun tavrı onu azarlamak olmuş.

-Miço'nun hayatındaki önemli olaylardan biri de Yılmaz Güney'di. Güney'in Konya sürgünü sırasında tanışan bu ikili arasındaki ilişki hakkında neler söyleyeceksiniz?

-Yılmaz Güney'in o dönem kabadayılığa yatkın bir yönü var. Niğde hapishanesinde birlikte yattığı arkadaşları öneriyorlar, Konya'ya gidince Miço'yu bulmasını. Her ikisinin de kabadayı ve Kürt oluşları arkadaşlıklarının temelini oluşturuyor. Yılmaz Güney'in siyasi yönü hiç ilgilendirmiyor Miço'yu. Sonraki yıllarda da bu arkadaşlık devam ediyor. Güney, Miço'nun İstanbul'a gitmesi için çok ısrarcı oluyor ama Miço hiç yanaşmıyor buna.
-Bir de Güney sineması var...

Miço İstanbul'a gitmek istemeyince sinema açmasını Yılmaz Güney istiyor. Bunda geçmişteki vefa borcunu ödeme isteği de var bana göre. Çünkü Miço ve çevresi iyi sahip çıkmışlardır Güney'e. Güney sinemasını açarlar ama işletemezler, kapatmak zorunda kalırlar.

-Yılmaz Güney'in sürgünden sonra çok değiştiği belirtilir ama bugüne kadar hiç kimse tam olarak sürgün sırasında neler yaşadığına pek değinmemiştir. Konya'da Yılmaz Güney neler yaşamıştır ve yaşadıkları sizce hayatını nasıl değiştirmiştir?

-Yılmaz Güney'in yaşamı Konya'da Miço'nun çevresi ile kaldığı otel arasındadır. Başka hiçbir kesimle ilişki kurmamış bu altı aylık sürede. Miço'nun anlatımına göre kaldığı otelde sürekli yeni senaryolar yazmıştır Yılmaz Güney. İkisi de Cesurdu filmini Miço'nun yaşamından yola çıkarak çekmiştir. Yine Dolav isimli, Miço'nun yaşamını anlatan bir film yapmak istemiş ama Yumurtalık olayı buna izin vermemiştir.