Saydam gösterileri
Siz bu satırları okuduğunuz saatlerde 29. İstanbul Tüyap Kitap Fuarında okurlarımla hasbıhal ediyor olacağım.
Zeki Oğuz
Siz bu satırları okuduğunuz saatlerde 29. İstanbul Tüyap Kitap Fuarında okurlarımla hasbıhal ediyor olacağım. İmza günlerim 1- 4 Kasım tarihlerinde Edebiyatçılar Derneği standında olacak. 2 Kasım’da ise Karadeniz Salonu’nda saat 16.45-17.45 arası Yaylaların Özgür Çocukları Yörükler adlı saydam gösterimi yapacağım.
Aslında bu gösterimi gerçek göçerlere yapmak isterdim ama mümkün değil. Birincisi çadırlarında elektrik yok, ikincisi sürekli göç halindeler. Yine de onlar benim çabalarımı biliyorlar. Çektiğim bütün görüntüleri bir şekilde ulaştırıyorum, çok seviniyorlar buna. 2003 yılında göçerlerle ilgilenmeye başlamıştım. İçinden çıkılmaz sorunlarla boğuştuklarını o zaman farkına vardım. Bir yandan Yörük kültürünü, göçerliği öğrenmeye çalışırken bir yandan onların sorunlarını yetkililere iletmeye çalıştım. 2004 yılında kitabım yayınlandı. Bundan sonra da gerçekleştirdiğim fotoğraf sergileri ve saydam gösterileri ile bir yandan Yörük kültürünü tanıtırken bir yandan da sorunlarını topluma mal etmeye çalıştım. Bu konuda son gösterimi ağustos ayı sonunda Mersin Yenice ilçesinde Barış Şenlikleri kapsamında yaptım. Kalabalık bir izleyici kitlesi vardı.
İstanbul’daki gösterime nasıl bir izleyici kitlesi katılacak merak ediyorum.
Yirmi yıl öncesi fotoğrafla iyiden iyiye ilgilenmeye başladığımda hayatıma bu kadar yön vereceğini tahmin bile edemezdim. Yoksul bütçemden epeyce şey götürdü ama çok şey kazandırdı. Fotoğrafın peşinde koşarken yeni yerler keşfetme imkânı buldum, çok güzel dostluklar kazandım, en önemlisi de buydu.
İlk göz ağrım siyah/beyaz filmlerdi. Hatta küçük bir karanlık oda bile oluşturmuştum. Çekim ayrı bir zevkti, karanlık oda ise ayrı bir zevk. Siyah/beyaz, renkli film derken ağırlığı saydam çekimlerine verdim. Zaman geçtikçe çektiğim konular da ayrışmaya başladı. Portreler, manzaralar, yakın çekimler. Bunları küçük beyaz bir perdede izleyenlerle paylaşmak zevkliydi. Kareleri fotoğrafçı dostlarla hem izliyor, hem okuyor ve tartışıyorduk. Sonra bu gösterileri çekim yaptığım bölgelerde yapmayı düşündüm. İnsanların kendi yaşadıkları bölgeyi bir yabancının gözüyle görmesi farklı olacaktı. Kendilerini küçük beyaz bir perdede görmeleri de hoşlarına gidebilirdi.
Düşüncemin doğruluğunu Taşkent Çetmi’de yaptığım gösteride yaşadım. Çetmi’nin Sesi dergisinin editörlüğünü de yapan, fotoğrafa ilgi duyan Çetmi’li arkadaşım Kerim Bozdağ bizi Çetmi’de yapılacak şenliğe davet etmiş, şenlik kapsamında da bir gösteri yapmamı istemişti. Kalabalık bir gurup olarak gittik.
Gösteri beldenin okulunda yapılacaktı. Belediyenin hopörlöründen dellal bağırtıldı. Yatsı namazından sonra okulda slayt gösterisi yapılacak, diye. Yatsıya kadar büyük bir sınıfta gösteri hazırlığını yapmıştım ama hiç umudum yoktu, oraya insanların gelip gösteriyi izleyeceklerine dair. Yatsıdan sonra belde halkı birer ikişer gelmeye başladılar. İlkin kadınlara yapılacaktı gösteri. Sınıf dolmuştu. Kadınlar, çocuklar küçük perdede beldenin manzaralarını, kendilerini gördükçe çığlık atıyorlardı. Gördükleri yüzlerin isimlerini fısıldıyorlardı birbirlerine. Gösteri bitti ama kadınlar çıkmak istemiyorlardı. Gösteriyi yeniden isteriz, diyorlardı. Dışarıda da erkekler sabırsızlanmaya başlamışlardı. Kadınlar sınıftan çıkarıldı erkekler doldu salona. Gecenin asıl sürprizi ise bu gösteriden sonraydı. Çetmili arkadaşlar bize Çetmi halkoyunlarını hazırlamışlardı. Halk kültürümüzün böyle güzel geleneklerini yerinde izlemek gerçekten keyifli ve öğreticiydi.
Ertesi yıl benzer bir gösteriyi yine yaptım Çetmi’de. Musa Eroğlu’nun konseri öncesi yaptığım gösteri özellikle beldeye dışarıdan gelen Çetmi’lilerin büyük ilgisini çekmişti. Toros dağlarının orta yerinde, açık havada Musa Eroğlu’nu dinlemek ise ayrı bir zevkti.
En keyifli gösterilerimden birini de Derbent Çifkliközü’nde yapmıştım. Büyük bir salon olmadığı için gösteriyi koridorda yapmıştım. Kapı ve pencerelere gazete yapıştırmış koridoru kısmen kararmıştık. İlkin belde halkına yaptım gösteriyi. Koridor hınca hınç dolmuştu. Sıra öğrencilere geldiğinde heyecanlanmıştım. Öğrenciler beğendikleri karelerde çığlık çığlığa alkışlıyor, beğenmedikleri karelerde ise yuhalıyorlardı. Okul müdürü arkadaşım çocuklara kızıyor, susturmaya çalışıyordu. Birazda mahcup oluyordu yuhaladıkları için. Hemen müdüre rica ettim çocukları rahat bırakması için. Onlar en içten tepkilerini gösteriyorlardı. Çok memnundum bundan.
Şimdiye kadar nerede ne kadar gösteri yaptım sayısını unuttum. En keyifli gösterileri öğrencilere yaptım. Büyükler gösteriyi izliyor ve çıkıp gidiyorlar. Öğrenciler öyle değil. En umulmadık sorularla karşılaşabiliyor insan. Çok ilginç eleştiriler yapıyor ve beğeni ve tepkilerini açıkça ortaya koyuyorlar.
İzmir’de gerçekleştirdiğim fotoğraf sergisi ve saydam gösterileri hayli ilgi çekmişti. Bakalım İstanbul izleyicisinin tepkisi nasıl olacak.



