Sanatçıların Mevlevilik ilgisi
Mevlevilik geleneğine, geçmişte olduğu gibi bugün de çok sayıda sanatçının ilgisinin sürdüğü belirtildi.
Selçuk Üniversitesi Mevlana Araştırma ve Uygulama Merkezi (SÜMAM) Müdürü Yrd. Doç. Dr. Nuri Şimşekler, yaptığı açıklamada Mevlana'nın kendi yaşadığı dönemde, güzel sanatlardan çok fazla bahsedebilmenin mümkün olmadığını ancak kendisinden sonra oluşan ve gelişen Mevlevilikte sanata büyük önem verildiğini, Mevlevi dergahlarının adeta bir sanat kurumu gibi çalıştığını söyledi.
Dergaha giren kişilerin mutlaka Mesnevi okuması gerektiğini, bunun için de tüm dervişlerin Farsça öğrenmesinin bir zorunluluk olduğunu dile getiren Şimşekler, ''Dervişler burada sema yapmayı, hat, ebru, ney yapımı gibi el sanatı ürünleri üretmeyi, ilahi ve Türk Sanat Musikisi öğreniyordu'' dedi.
Mevlana'nın bir eserinde, kendisinin de rebap çaldığını belirttiğini ifade eden Şimşekler, Mevlana'nın eserlerinde, insanın yararına icra edilen sanatı övdüğünü, Mevlevilikte de her dervişe, kendisinin ve ailesinin geçimini sağlayabilmesi için mutlaka bir el sanatı öğretildiğini vurguladı.
DEDE EFENDİ VE ŞEYH GALİP DE DERGAHTAN
Şimşekler, örneğin Dede Efendi ve Şevki Efendi'in dergahta yetişen, adlarını Türk Sanat Musikisi tarihine yazdıran önemli müzik adamlarının başında geldiğini, Mevlevi dergahında yetişmiş edebiyatçıların başında ise Şeyh Galip'in olduğunu dile getirdi.
Dönemin edebiyat ve sanat dili olan Farsça'yı öğrenmenin zorunlu olduğu, dervişlerinin çoğunun müzik aletleri çaldığı Mevlevilik geleneğine bugün de çok sayıda sanatçının ilgisinin sürdüğünü ifade eden Şimşekler, şunları kaydetti:
''Ahmet Özhan gibi çok uzun zamandan beri Mevlana'ya büyük yakınlık duyan, bu uğurda yaşam biçimlerinde keskin dönüşler gerçekleştiren sanatçılarımız da bulunuyor. Mevlana herhangi bir kesime ya da gruba ait olmadığı için 'Mevleviyim' demekte bir beis görülmüyor. Ayrıca günümüzde, geçmişte olduğu gibi Mevlevi olmanın bir usulü, kaidesi de yok. Mevlana'yı seven ve biraz tanıdıktan sonra onu daha fazla anlamaya çalışan kişiler de kendine 'Mevleviyim' diyebiliyor. Her kesimden insanlar büyük hayat tecrübeleri yaşadıktan sonra ulaştıkları sonuçları Mevlana'da görünce, ona daha fazla hayran oluyor. Bunların yoğunluğunu da sanatçılar oluşturuyor. Sanatçıların Mevlana'ya ilgisini ise gönül dünyalarının çok geniş olmasına bağlayabiliriz.''
Şimşekler, entelektüellerin 700 yıldır süren Mevlana'ya özel ilgilerinin altında, tüm insanların tatmak istediği dünyevi zevklerin üst noktasına ulaşmış ancak daha ötesinin olmadığını bizzat görmüş kişiler olmalarının da yattığını düşündüğünü vurguladı.
Yrd. Doç. Dr. Şimşekler, Mevlana'nın gönül zenginliği olan, gönlü temiz olanları kendine çektiğini, belki de gönül hoşluğu olan, hep güzeli ve iyiyi arayan sanatçıların da Mevlana'ya yönelmelerini kolaylaştırdığını dile getirdi.
''Mevlana derdi olmayan kişiye bir şey veremez'' diyen Şimşekler, ''Derdi bulan, dermana ulaşmıştır zaten. Burada Mevlana'nın 'dert'ten kastettiği, Yüce Yaradan'dan ayrı kalmanın derdidir. Geldiğiniz yerin derdiyle dertleniyorsanız, Mevlana'nın size vereceği şeyler vardır. Mevlana dertlilerin insanı güzelleştirdiğini, olgunlaştırdığına dair şeyler söyler'' dedi.
ABD VE İRAN'DA DAHA FAZLA MEVLANA UZMANI VAR-
Şimşekler, daha Mevlana okyanusunda keşfedilmeyi bekleyen binlerce değer olduğuna dikkati çekerek, şöyle konuştu:
''Bu değerlerin keşfedilmesi ve günümüz insanına sunulması için iletişimden ilahiyata, konservatuvara kadar çok sayıda araştırmacı ve bilim adamına ihtiyaç var. Bu konuda araştırma yapmak için kurulan merkezimiz enstitüye dönüştürülüp maddi olanaklar sağlanırsa işe bugün başlasak, ihtiyaç duyduğumuz araştırmacıların yetişmesi için en az 10 yıla ihtiyacımız var. İşin daha vahimi, Mevlana Konya'da yaşamış ve türbesi Konya olan bir değer ancak, ABD ve İran'da Mevlana konusunda yetişmiş daha fazla uzman var.''
AA