Rahmet için Allah'a el açıyoruz

Rahmet için Allah'a el açıyoruz

Bugün Musalla Mezarlığı'nda bu yılın en büyük yağmur duası gerçekleştirilecek. Saat 12'de toplu namazların kılındığı açık alanda yapılacak yağmur duasının ardından Cuma namazı da bu alanda kılınacak.

Yağmur duası için organizasyonu gerçekleştiren Konya İçme Suları Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı, yağmur duasına katılıp amin diyecek vatandaşların seccadelerini de yanlarında getirmelerinin iyi olacağını belirtti.

YAĞMUR DUASI VE MUSALLA

Murat Güzel'in Haberi

Kabaca "açık hava camisi" olarak tanımlanabilecek musalla; idgah ve namazgah ile birlikte İslâm'da diğer iki tek tanrılı dinde eşdeğerleri ya da benzerleri bulunmayan bir ibadet mekânı tipinin ismidir. Musalla Arapça bir sözcüktür, içinde "salat", yani namaz kılma eyleminin gerçekleştirildiği alan anlamını taşır. Bugün Türkçe'de musalla kelimesi sadece "musalla taşı" tamlamasında yaşıyor. Terim özgün anlamıyla yüzyıllar boyunca geçerliliğini koruduktan sonra, Konya'daki Musalla Mezarlığı örneğinde olduğu gibi sadece bir yer adı olarak varlığını sürdürebilmekte.

Musalla terimi bugün sanat tarihi disiplininde bayram namazı kılmak için tahsis edilmiş açık hava camisi olarak kullanılmaktaysa da, geçmişte her zaman böyle anlamlandırılmadığı anlaşılıyor.

Konya Musallası'nın yazıtından Hicri 948 miladi 1541-42 tarihli olduğu anlaşılıyor. Aynı yıllarda, 1520-30'da şehrin tüm Müslüman nüfusu ise 1092 hanedir. Dolayısıyla sayıları hane başına 4 kişiden 4000-4400'den fazla olmayan tüm erkeklerin bayram namazlarını, rahatça sığabilecekleri halde neden Alaaddin Camii'nde kılmadıkları konusu belirsiz. Bu konuyla ilgili sorumuzu cevaplayan Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu, "Namazın illa kapalı mekanda kılınması gibi bir şartın dinen bulunmadığını" dile getirerek "Düz ve geniş bir arazide de kalabalık bir cemaatle namaz kılınabilir" dedi.

Sanat tarihçisi Uğur Tanyeli, "Musalla, yani açık hava camisiyle gerçek cami arasındaki mimarî farklılaşma İslâm dünyasının çok geniş bir kesiminde, özellikle Osmanlı Türkiyesi'nde olduğu biçimde kesin bir karşıtlık oluşturur hale gelmemiştir. Osmanlı camisinde ibadet bölümü tam bir kapalı iç mekan oluşturmaktayken, diğer İslâm toplumlarında cami değişen oranlarda olmakla birlikte bir yarıkapalı, yarı-açık mekândır. Bu yüzden, Musalla, bu tür anlık nüfus yoğunlaşmaları sırasında ideal bir çözüm olarak belirmektedir.

Musallalar sadece bayramlarda işe yaradıklarından, diğer zamanlarda başka pratik amaçlarla kullanılmış olabilirler. Göçebe kitlenin genel nüfus bileşimi içindeki ağırlığı azaldıkça Anadolu'daki musallaların da ortadan kalkışı bir rastlantı değildir. 18. yüzyıla gelindiğinde, Konya'daki dışında tüm musallaların adı bile unutulacaktır" demektedir.

Konuyla ilgili görüşlerine başvurduğumuz Prof. Dr. Haşim Karpuz, musallaların varlığının Türk kültüründe, özellikle yaylalarda hala sürdüğünü belirtmektedir.
Prof. Dr. Ali Osman Koçkuzu ise İslam kültüründe musallanın her yerde aslî kullanımının dışında kendine şehirde yer bulamayan her tür kitlesel kamu etkinliğine de ev sahipliği yaptığını vurguladı. Musallalar, İslam'ın başlangıcından beri, bütün İslam dünyasında gerektiğinde ok meydanı ya da at meydanı gibi kullanılabilmiş, bazen idamlar burada yapılmış, tanınmış kişilerin cenaze namazları burada kılınmış, askerî toplantılar burada gerçekleştirilmiş, yöneticilerin kent halkıyla yüz yüze diyalog kurabildiği ender fırsatlar için burası kullanılmıştır.

Farklılaşmış-uzmanlaşmış öğeleri içeren bir kentsel sistem içinde musalla gereksiz kalmakta, onun gördüğü her işlev için özel olarak biçimlendirilmiş ayrı alan ve mekânlar ortaya çıkmaktadır.

Musallanın işlev dışı kalma süreci eldeki kısıtlı sayıdaki veriye bakılırsa Osmanlı Türkiyesi'nde başlıyor. Şehirleşme biçimlerinin değişme temposu bakımından İslam dünyasında Türkiye'nin bir öncü olduğu göz önüne alınırsa, musallaların da Türkiye'de unutulmaya yüz tutması şaşırtıcı değil.