Hatice Karakuş

Hatice Karakuş

Poşetteki çikolata

Ramazan ayı geldiğinde toplum olarak bir sınavdan geçeriz; ama bu sınav sadece aç kalmakla ilgili değildir. Bu, bir "incelik" sınavıdır. Eskiden Ramazan’ın gelişiyle sokaklara bir sessizlik, bir görünmezlik zırhı bürünürdü. Kimse kimsenin nefsini zorlamaz, kimse kimseyi inancıyla tartmazdı. Bugün ise bu karşılıklı saygı köprüsünün her iki ucunda da çatlaklar görüyoruz.

İslamiyet, özünde bir "edep" ve "saygı" dinidir. Elbette oruç tutup tutmamak kul ile Allah arasındadır; kimse kimseyi tuttuğu ya da tutmadığı oruçla yargılayamaz. Ancak özgürlük, başkasının hassasiyetini yok saymak değildir.

Eskiden oruç tutmayan ya da tutamayan kişi, bunu bir gizlilik içinde yaşardı. Restoranların camları örtülür, sokakta kimse kimsenin gözüne sokarak yemek yemezdi. Bugün sokak ortasında tüttürülen bir sigara, aslında "ben tutmuyorum" diye bağırmaktan farksızdır. Eğer oruç tutanlar tutmayana saygı duymak zorundaysa, tutmayanlar da o manevi iklime ve o sabra saygı duymak zorundadır. Bizler, herkesin ulaşamayacağı yiyecekleri başkasının önünde yememeyi öğrenerek büyüdük; bu sadece dini değil, insani bir terbiyedir.

Ramazan yardımlaşma ayıdır deriz ama bazen yardım ederken karşımızdakinin "insan" olduğunu, onun da çocukları, hevesleri ve canının çektiği şeyler olabileceğini unutuyoruz. Yardımseverlik, birinin hayatını kontrol etme yetkisini bize vermez.

Şahit olduğum bir olay, bu konudaki bakış açımızı tokat gibi yüzümüze çarpıyor:

Maddi durumu yerinde bir hanımefendi, ihtiyaç sahibi bir komşusuna nakdi yardımda bulunuyor. Bir süre sonra aynı aileyi bakkaldan çıkarken görüyor. Gözü gayriihtiyari poşetlere takılıyor; poşetin içinden cipsler, paket paket çikolatalar, renkli şekerler ve bir şişe kola göz kırpıyor. Kadın o an içten içe bir öfke ve hayıflanma yaşıyor: "Ben onlara temel ihtiyaçlarını gidersinler, evlerine aş girsin diye yardım ettim; onlar gidip parayı eğlencelik şeylere harcamışlar!"

Bu sitemini ilim sahibi bir dostuyla paylaştığında aldığı cevap, aslında hepimizin kulağına küpe olmalı:

"Peki, senin çocukların çikolata yemiyor mu? Sen evine şeker, sofrana kola almıyor musun? Durumları kötü diye o çocuklar sadece makarna mı yiyecek? Sen o evin asıl eksiğini, o çocuğun canının ne çektiğini nereden biliyorsun?"

Belki de bu Ramazan, alışılagelmiş kalıpların dışına çıkma vaktidir. Bir koli dolusu bakliyat yerine, o ailenin kendi eksiklerini, belki de çocuklarının canının çektiği bir paket şekeri alabileceği nakdi yardımı önceliklendirmeliyiz. Onlara sadece "yaşam desteği" değil, "seçme özgürlüğü" ve "insanca yaşama sevinci" vermeliyiz.

Çünkü İslamiyet sadece şekil değil, aynı zamanda o ince ruhlu "ilim" ve "irfan" dinidir. Başkasının tabağını, poşetini yargılamak yerine; kendi kalbimizdeki "saygı" ve "merhamet" terazisini dengelemeliyiz.

Unutmayın; bir çocuğun gözündeki çikolata sevinci, sizin verdiğiniz makarnadan çok daha büyük bir duadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Çok uzun metinler, küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,Türkçe karakter kullanılmayan yorumlar onaylanmamaktadır.