Osmanlıda Para Vakıfları vardı

Osmanlıda Para Vakıfları vardı

Doç. Dr. Abdülkadir Buluş “Para vakıfları, Osmanlı iktisadî hayatı için önemli bir finansman kaynağı fonksiyonu görüyordu. Para vakıfları şer’î hile yoluyla sürdürülen bir uygulamayla ortalama yüzde 10 faizle para kullandırtmaktaydı” ded

Selçuk Üniversitesi İİBF Öğretim Üyesi Doç. Dr. Abdülkadir Buluş, Akça Konak Kültür Evi’nde gerçekleştirilen Sivil Toplum Okulu’nda, Osmanlı Vakıf Sistemi’ni anlattı.


Sivil toplum temsilcilerine önemli açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Buluş, Osmanlı’da çehiz vakfı, sünnet vakfı, kül vakfı, fidye-i necat vakfı ve zücaciye vakfı gibi pek çok vakıf kurulduğuna dikkat çekerek “Osmanlı’da bir de para vakıfları vardı. Şehir ve kasabaların bazı ihtiyaçlarını temin, kimsesiz ve yetimleri barındırmak için vakfedilen paralara da vakıf avarız akçası denilirdi. Bu tür vakıflarda kimi gelir kaynakları belli amaçlara ilişkin olarak para olarak vakfedilmekteydi. Para vakıflarının şer’î hile yoluyla sürdürülen bir uygulama olması bir yana Osmanlı’da para vakıfları ortalama yüzde 10 faizle para kullandırtmaktaydı. Bu para vakıfları aynı zamanda Osmanlı iktisadî hayatı için önemli bir finansman kaynağı fonksiyonu görmekteydi” dedi.


Osmanlı Devleti’nin düzenli ordu mensupları, bürokrasi ve ulemadan ibaret askeri sınıf ile köylü reaya, tüccar ve esnaftan oluşan üretken sınıf olmak üzere iki sınıftan oluştuğunu, bayındırlık hizmetleri ve sosyal faaliyetlerle pek ilgilenilmediğine işaret eden Buluş, “Devlet, vergi ile ilgili olduğu için pazara karışmış, ama üretken sınıfların kurumları (loncalar, kethüdalık) ile yapılan faaliyetin biçimi ile ortak yaşam mahallerine karışmamıştır. Bunlar ise devrin sivil toplum kuruluşları sayılırlar. Osmanlı Devleti’nde ve genel olarak İslam toplumlarında eşraf, hisbe, tarikatlar ile esnaf ve zanaatkar birlikleri, Batı toplumlarındaki aydın, zümre, dernek, parti ve meslek kuruluşlarının muadili sivil toplum kuruluşlarıdır.


İslam dünyasında ve Osmanlılarda bugün devlet eliyle sunulan kamu hizmetlerinin pek çoğu, hali vakti yerinde olanların kurduğu vakıflar aracılığıyla yerine getirilmekteydi. Vakıflar dinî ve içtimaî müesseseler olarak değişik sosyal ve kamusal hizmetleri de yerine getiren müesseselerdir. Osmanlı Devleti’nde kurulan ilk vakıf bir rivayete göre Osman Gazi’nin fethettiği Ermeni Derbendi’nde Kumral Baba zaviyesi için tahsis ettiği vakıf arazileri iken, diğer bir rivayete göre ise Orhan Bey’in vakıflarıdır” diye konuştu.


17. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun bütçe gelirlerinin yaklaşık 2 milyar 400 milyon akçe olarak kaydedildiğini ve bu bütçenin dörtte üçünün tımar ve vakıf düzenine tabi olanlar için harcandığını ifade eden Buluş, vakıflardan maaş alan görevli sayısının da 18. yüzyılda 86 bin 915 kişiyi bulduğunu söyledi.


Osmanlı’da şehir ve kazalarda pek çok sosyal hizmetin vakıflar eliyle yürütüldüğünü, mahalli idari birimlerin güvenliği veya şehirlerdeki mahallelerdeki yangın söndürme, temizlik, güvenlik işlerinin komşularca hep birlikte yerine getirildiğini hatırlatan Buluş, Konya’yla ilgili olarak da “Konya’da ve diğer Osmanlı beldelerinde, tekkenin küçüğü olan zaviyeler, ticari yönden önemsiz olan yollar üzerinde hayırseverler tarafından kurulurlardı. Bu zaviyelere tahsis edilen vakıfların gelirleriyle de gelip geçen yolcuların yeme ve barınma ihtiyaçları ücretsiz karşılanırdı. Yani Osmanlı’da vakıflar; fakirlerin ihtiyaçlarının karşılanmasından, borçluların ödenmesine, sağlık hizmetleri, göçmen kuşların doyurulması ve beslenmesine; evlenecek yaşa gelmiş kimsesiz fakir ve gariplerin evlendirilmesine varıncaya kadar pek çok alanda hizmet vermekteydiler” dedi. Memleket