Oruç en zor ibadet!
Prof. Dr. Dilaver Gürer’di. Gürer, orucun, nefis taşıyan insanın fıtratına aykırı olduğu için en ağır ibadet olduğunu belirtti.
TYB Konya Şubesi’nin ramazan ayına özgü geleneksel Huzur Sohbetleri’nin ilk konuşmacısı Prof. Dr. Dilaver Gürer’di. Gürer, orucun, nefis taşıyan insanın fıtratına aykırı olduğu için en ağır ibadet olduğunu belirtti.
TYB Konya Şubesi’nin 2010 etkinlikleri bu hafta Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dilaver Gürer’in ‘Oruç ve Sabır İlişkisi’ konulu sohbeti ile devam etti. Oruç ile insanların yemeyip direndiğini, şehvani isteklerden uzaklaştığını aktaran Prof. Dr. Dilaver Gürer, orucun fıtrata aykırı bir davranış olması hasebiyle en ağır ibadet olduğunu belirtti. Orucun sonunun aydınlık ve sabır olduğunu anlatan Prof. Dr. Dilaver Gürer, oruçlu kişinin sabrı sayesinde eşyanın hakikatini, ondan kendisine gelen aydınlık sayesinde keşfedeceğini belirtti. Bütün mevcudatın oruç tuttuğunu ifade eden Prof. Dr. Gürer, “Yapmakla yükümlü olduğu şeyleri yaptığı, kendisine verilen vazifenin dışına çıkmaktan kendisini alıkoyduğu ve tuttuğu için, bütün mevcudat oruç tutmaktadır. Bu anlamda oruç, Allah’ın dini olan İslam ile eş değer ve aynı anlamı taşımaktadır ve bütün alemin ibadeti ve dinidir. Zira alemdeki her şey ona teslim olmuştur. Allah Oruç bana aittir, oruç benim içindir. Gerçek orucu Allah tutar. Oruç Allah’ın sıfatları ile sıfatlanmaktır” dedi.
TERK VE MÜŞAHEDE OLARAK ORUÇ
Orucun ruhanilere en yakın, cismanilere en uzak vasıf ve orucun bir fiil değil terk olduğunu kaydeden Prof. Dr. Gürer şunları belirtti: Madem ki oruç dünyayı terktir, bu şuurdaki bir arif iftar ettikten sonra da oruçludur. Öbür taraftan nice aç ve susuz duran kimse vardır ki, orucun ruhuna aykırı davrandığı için herhangi bir kazancı yoktur, o orucunu bozsa da bozmazsa da fark etmez. Orucu ancak Allah bilir. Oysa diğer ibadetler farklıdır. Oruç ayında cennet kapıları açılır. Cennet örtmek demektir. Yani oruç tutarak Rabbinize gizlice ibadet eden kul ile Rabbi arasındaki örtülü kapılar açılır. Kısaca kul tam bir şuur ile oruç tutmalı, sadece aç ve susuz kalmamalı, bedenin bütün uzuvlarına oruç tutturulmalı, bütün bedeniyle Rabbine yönelmelidir. Tam anlamıyla ona yönelen bir kul, ondan gafil olmayacağı gibi, orucun hakikatinden de gafil kalmaz.
Orucu müşahede olarak değerlendirirsek oruçlunun iki sevinci vardır. Birincisi iftar ettiğinde nefis açısından, ikincisi Rabbine kavuştuğu nefsi natıka. Kul oruç tutmakla bedenin gıdasına kavuştuğu için sevinir. Gerçekte ise beden gıdaları insan için bir perdedir ve hakikatte kulu besleyen Hak’tır. Yani kulun Rabbine kavuşması onun bekasını sağlayan gerçek gıdadır. Öyleyse kul iftar anında bedeni gıdasına kavuştuğunda sevindiği gibi bir de Rabbine kavuştuğu anda sevinir. Başka bir deyişle, Allah, hem bedeni hem de hakiki gıdaya kavuşması sonucu hâsıl olan ve biri bir hicabı diğeri de hicabın kalkması üzere iki sevinci oruçluya vermiştir. Oruç bir vuslat ve müşahededir. Namaz bir münacat iken oruç bir müşahededir. Münacatta fetih, müşahede de hayret vardır. Oruçta şaşkınlık, namazda ise idrak olur. Her ne kadar müşahede bakımından oruç daha tam bir ibadet olsa da hayretten uzak değildir. Cümlelerimi kısaca toplamak gerekirse iki türlü oruç var. Birisi avamların yani bizlerin tuttuğu oruç, diğeri ise ariflerin tuttuğu oruçtur. Oruç ter ve müşahede olarak değerlendirirsek terk cismaniyetten terk, müşahede ise farkına varabilmektir. Yaşar Sarı-Memleket