Onlar Bize Rabb’den Emanet..

Onlar Bize Rabb’den Emanet..

Cennet Meyveleri…Çocuklarımız Bizim Değil!

 

Onlar Bize Rabb’den Emanet..

Cennet Meyveleri…

 

Çocuklarımız Bizim Değil!

 

Çocuklarımızı,  her ne kadar fizyolojik olarak bu dünyaya biz getirmiş olsak da; gerçekte onlar bizim değil, bizden olan varlıklardır. Çocuklarımız bize Tanrı dan (Allah'tan, Yaradan'dan, Rab'den) emanettir. Yoktan var etmeden var olanı emanet almaktayız.  Bizlerse öncelikli olarak onların amaçlarını gerçekleştirebilmeleri için buraya gelmelerini sağlayan temel araçlarıyız. Daha sonra amaçlarını gerçekleştirmelerine yardımcı olması gereken temel ihtiyaçlarıyız. Bizler çiğ bir hamurun pişmesini sağlayan fırın görevini görmekteyiz. Onlar bu fırına gelirler ve bizimle pişerler. Yakmak, çiğ bırakmak ya da kıvamını tutturmak bizim elimizde. Çünkü hayatlarının ileriki devrelerinde, bu fırından çıktıktan sonraki durumlarını sürdürecekler. Gelecekleri bizim elimizde ama onlar bizim değil.

Küçük bir bedenin gözlerinden dünyaya bakıyor gibi görünüyor olsalar da, o bedene dar gelen büyüklük de bir bilgelikle, bu bilgeliklerini yaşayıp, yaşatmaya geliyorlar dünyaya. Kocaman görevler üstlenerek, kocaman engelleri göze alarak düşüyorlar anne karnına.  Yabancı oldukları bir tiyatro sahnesine, üstelik onları izlemeye gelen sabırsız izleyicilerin arasına, atıveriyorlar kendilerini. Onlardan beklenen ile onların beklentileri çok farklı olduğu için de bocalama devresine girip, repliklerini zaman zaman unutuyorlar. Bizler onlara suflörlük yaparak bildiklerini hatırlatmaya yani oyunu sergilemeye başlayıp, aynı hızla devam etmelerine yardım etmek üzere buradayız.  Suflörlük olarak adlandırdığım tanımsa; onlara ego yüklemeden, saf kalmalarına yardımcı olmaktır. Onlar ne kadar saf kalabilirlerse, o kadar hatırlamaya devam ederler ve tabi hatırlatmaya.

 Girmiş oldukları bedene aldanıp, onları küçük görmek sanırım onlara yapabileceğimiz en büyük kötülüklerden biri. Çünkü onlar beraberlerinde getirdikleri saf bilgileri burada yaşamak ve yaşatmak üzere buradalar. Evren denilen bütünlük de hiçbir şey nedensiz olmaz. Onların gelmeleri için bir nedenleri var. Öylesine var olmak üzere bulunmamaktadırlar, tıpkı var olmuş ya da var olacak olan diğer tüm varlıklar gibi. Onlardan öğrenecek çok şeyimiz varken, onları küçük görüp, dinlememek onların görevlerini yerine getirememelerini ve zamanla da tüm bildiklerini unutmalarına neden olacaktır. Bu size yabancı gelmemeli, bunlar bize uygulanmış olan davranışlardır. İşte bu yüzden, aslında özümüzde bildiğimiz her şeyi hatırlamak için bu kadar çaba içine girmekteyiz. Ama onlar bu kadar sorunla karşılaşmak zorunda değiller, çünkü aydınlanma başlamıştır, uyanan çok fazla ebeveyn vardır ve olmaya da devam edecektir. Siz de onlardan biri olup, onların evinize ışık saçmasını sağlayabilirsiniz.

 Görünüşlerine bakıp, onların ne kadar savunmasız, hatta söylemesi ne kadar zor olsa da zavallı olduklarını bile düşünebilirsiniz. Aslında oturup düşününce kimin o durumda olduğunu görmek pek de zor olmasa gerek. Evet, onlar bu dünya düzenine alışık değiller. Çünkü geldikleri yerde; şiddet, öfke, korku, kıskançlık, betonlaşma, hava kirliliği, cinayetler, gasplar yok. Onların konuşmaya, yemek yemeğe, içmeğe, paraya ihtiyaçları yok. Onlar sadece sevgiyle var olmayı bilirler, anlaşmak içinse konuşmaya ihtiyaç duymazlar.

Günümüz çocukları çok daha özel çocuklardır. Arkalarında bıraktıkları İndigo dostlarının devamında gelmiş olsalar da, görevleri çok daha sükûnet ve sevgiyle ilerlemeyi içerir. Çoğu bebek bedenin de olan bu ışık elçileri konuşmak için acele etmezler. Bunu çevrenizde çok duymuşsunuz ya da siz de yaşamış olabilirsiniz. Yeni nesil çocuklar çok geç konuşuyorlar. Çünkü aslında onlar, konuşmak için ağızlarını kullanmaya ihtiyaç duymuyorlar. Çok hareketliler, oldukları yere sığamıyorlar. Çok sakinler ama belki bir zaman sonra biraz hırçınlaşıyorlar, çünkü anlaşılamıyorlar ve tepki veriyorlar. Bunları bir hastalık olarak adlandırmış olan sevgili bilirkişiler ve ebeveynlerin biraz daha bu durumu düşünmelerini ve biraz daha içe dönüş yaşayıp, onları anlamalarını diliyorum. Onlar anlaşıldıkça daha çok anlatacaklar, onlar anlattıkça bizler daha çok anlayacağız. Onlar bilge varlıklar ve görüntülerinin aksine saygıya layık varlıklar. Onlar Tanrı’nın (Allah’ın, Rab’in, Yaradan’ın) bizlere yol göstermek üzere gönderdiği ışık elçileridir ve bizlere emanetler. Tıpkı bizim gibi. Bizlerin onlardan öğrenecek çok şeyimiz var. Sadece dinlemek ve seyretmek yeterlidir. Gözlerine baktığınız zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Onları lütfen sahiplenmeyin, kendi kurallarınızdan oluşan bir kafesin içine hapsetmeyin. Onları dinlemeyi unutmayın. Özgürlüklerini yaşamalarına izin verin. Onları bir bebek olarak değil, bir bilge olarak görün. Unutmayın, siz yıllardır bu dünyadasınız. Birçok olumsuz kodlamalarla bildiklerinizi zihninizin arkasına attınız, mutsuzluğu yaşadınız, kıskançlığı, öfkeyi, korkuları ve rekabeti tattınız. Onlarsa çok kısa zamandır buradalar, bu yüzden hala hatırlayabildikleri bilgileri ve sahip oldukları saflıkları var. Sizin onlara anlatacaklarınızdan çok onların sizlere anlatacakları şeyler var.

 

Derleyen; Müjdat GÖKÇE