Oğuz, fotoğraf avcılığına çıktı

Oğuz, fotoğraf avcılığına çıktı

Pazar sabahı erkenden devlet tiyatrosunun önündeyim. Fotoğraf dostları ile sekizde buluşup Hadim-Taşkent taraflarına fotoğraf avcılığına çıkacağız.

Pazar sabahı erkenden devlet tiyatrosunun önündeyim. Fotoğraf dostları ile sekizde buluşup Hadim-Taşkent taraflarına fotoğraf avcılığına çıkacağız. Elebaşımız eğitimci, fotoğraf ustası Mustafa Karaçelebi, mihmandarımız eğitimci, Meram Halk Eğitim Merkezi Müdür Başyardımcısı Kasım Yazıcı. Kasım hoca o yörenin insanı, Taşkent Avşar’dan. O da iflah olmaz bir doğa tutkunu, çevrenin güzelliklerini bir kerede onun gözüyle keşfedeceğiz. Taşkale yolculuğuna çok geç başlamıştık. O yüzden eleştirmiştim arkadaşları, günışığından yeterince yararlanmak istiyorsak sabah erken çıkmalıyız, diye. Arkadaşlar o eleştiriyi dikkate almışlar, bir saat öne çekmişlerdi hareket saatini ama ben çok erken gelmiştim. Sabahın serinliğinde çay içebileceğim bir yer ararken Macur pazarının kenarında Hüseyin hoca ile karşılaştık. Eğitimci Hüseyin Sağıroğlu da usta bir fotoğrafçı. Sabah erkenden kalkmış teriyerini gezdiriyordu. Pazarın girişindeki petrolde çalışanlar hocanın dostları imiş. Hemen bana bir çay getirdiler. Hoca da köpeğini bırakıp gezginlere katılmak için eve gitti. Onlar genellikle eşiyle birlikte katılıyorlar gezilere. Öğretmen evinin bahçesinde çene yarıştıran, kahve köşelerinde taş döşeyen eğitimcileri düşününce, elinde fotoğraf makinesi dağ bayır gezen, çektiği kareleri başkaları ile paylaşmaktan mutluluk duyan Hüseyin hocaya saygım daha çok artıyor.


Kaşınhanı’nı geride bırakırken şehrin pis kokularını, ağır havasını da geride bırakıyoruz. Yarım açık pencereden bahar kokusu doluyor arabamızın içine. Yolboyu boş tarlalar rengârenk çiçeklerle dolu. Bozkır yeşil bir örtünün altında. Yoğun çiçeklerin olduğu bölgelerde duruyoruz. Bütün gezginler birer dijital edinmiş, film derdi yok, yıkatma, tabetme derdi yok. Gördükleri her güzelliği küçük aygıtın içine hapsetme derdindeler.
Dinek yakınlarında benim hısımlar çıkıyor karşımıza. Üç sürü çıkıyor karşımıza. En öndeki sürünün başında bir kadın, genç bir kız ve bir delikanlı var. Apanın oralardan geçip Seydişehir taraflarına gidiyorlarmış. İnip bol bol fotoğraflarını çekiyoruz. Üç çoban köpeği varlığımıza aldırmadan geçip gidiyorlar yanımızdan. Biran tıkanıyor trafik. Sürülerin geçmesi için kenara çekiliyor arabalar.
Yaylalara çıkmak için sahilden yola çıkan, yüzlerce kilometre dağ bayır yolu aşıp gelen bu insanlar bir kara daha yüreğimi sızlatıyor. Yaylaya geldiğimde ayran ikram edecek misin, diyorum kadına. Hele sen gel, ayranın lafı mı olur, diyor. Çektiğimiz fotoğrafları verip vermeyeceğimizi soruyor. Yolum yaylaya düşerse elbette götüreceğim bu güzel insanların fotoğraflarını.
Sarıoğlan’da keyifle yapıyoruz kahvaltımızı. Bir kuş sütü eksik donatılan masada.
Eğitse deresini inerken bir sorun çıkıyor arabada. Yokuşun yarısını yürüyerek iniyoruz ırmak boyuna kadar. Göksu, çevre insanların dediği gibi Gökdere deli dolu akıyor. Yağış, bereket bol olunca Gökdere de nasibi almış bundan. Çevredeki bağlarda tek tük yaşlılar çalışıyor. Eskiden Gökdere’nin çevresindeki yamaçlar safi bağdı. Köylülerin önemli bir geçim kaynağıydı bağcılık. Günümüzde bitme noktasına geldi bağcılık. Yaşlı insanlar son yolculuklarına çıkınca bu yamaçlarda bağ namına hiçbir şey kalmaz artık.
Hadim’in yeni belediye başkanı Ahmet Hadimioğlu’nu esnafla çay içerken buluyoruz. Ayaküstü tanıştıktan sonra Hadimi Hazretlerinin kabrine doğru yürüyoruz. Esnaf dükkânlarının önünde güneşleniyorlar. Ahmet Bey Hadimi Hazretlerinin torunu. Babası Mehmet Hadimioğlu da 1968-1980 yılları arasında başkanlık yapmış. Yürürken karşımıza çıkıyor, onunla da tanışıyoruz.


Belediyenin tam karşısında yıkılmaya yüz tutmuş eski konaklar var. Geçtiğimiz kurban bayramında bu konaklardan birinin içini gezmiş, bir belediye yetkilisi konağın yıkılacağını söyleyince içim sızlamıştı. Ahmet Beye sordum o konakların akıbetini. Konaklardan birini sahipleri restore ettireceklermiş diğerine ise belediye sahip çıkmış, restore edilecekmiş.
Türbenin karşısına güzel bir park oluşturulmuş. Burada oturup çaylarımızı içerken sohbet ediyoruz. Sonra belediyenin aracıyla ilçenin güney batısındaki tepeye çıkıyoruz. Başkan, Hüseyin Hoca ve Tuğba ve ben. Tepeden güzel bir görüntüsü var ilçenin. Hocalar mahallesi tam karşımızda, dağın eteğinde. Hadim’e onca gelmeme karşılık o mahalleye çıkmak hiç kısmet olmadı.
Bir gün önceki kararımız Taşkent’e doğru gitmekti ama küçük bir değişiklik yapıyoruz programda. Başkanla vedalaştıktan sonra Dedemli’ye doğru yola düşüyoruz. Yol boyu uzanan kiraz bahçelerinde insanlar çalışıyor. Tepelerde yeni çiçeklenmiş kiraz ağaçları. Tam karşımızda doğudan batıya uzanan toroslar hala kar altında. Geyik dağları uzaktan bile hissettiriyor görkemini. Geyik dağının eteğindeki Eğrigöl kocaman bir akvaryum gibi. Rengârenk balıklar yüzüyor suyunda.
Dedemli balık tesisleri son durağımız. Aynı zamanda Gökdere’nin kaynağı buralar. Balıklarımızı yerken yağmur bastırıyor. Yağmur aynı zamanda çok güzel çiçek fotoğrafları demek. Bol bol yararlanıyoruz fırsattan. Yola düşeceğimiz sıra yeniden açılıyor hava. Dedemköy’de kısa bir çay molasından sonra hedef yine Sarıoğlan.
Doğa ve tarih bakımından en şanslı ilçelerimizden biri Hadim. Yerköprü bir doğa harikası. Zengibar kalesi yoldan kısa bir sapmayla ulaşılacak bir noktada. Bolat yaylası hem kampçılar için hem tarih meraklıları için eşsiz bir yer. Çataloluk,Suçıktığı eşsiz kamp alanları.Korualan,Yalınçevre,Dedemli görmeye değer beldeler.Herbirinin çevresinde onlarca kamp ve yürüyüş alanı var. Eğrigöl ve Geyik Dağlarına Dedemli’den gidilebilir. Buradaki alabalık tesisleri güzel hizmet veriyor.
Kamp harici konaklamak isteyenler için Hadim’de otel var. Benim önerim doğa ve tarih cenneti bu çevrede kamp yapmaktır. Doğada gün doğumuyla birlikte bülbül sesleriyle uyanmak, işte yaşamak budur, dedirtir insana.