Mut'tan Silifke'ye

Mut'tan Silifke'ye

Mut’ta Çıtlık adında bir dergi yayınlanıyor. Yayıncısı eğitimci-yazar arkadaşım Nihat Mustul. Çıtlık Nisan 2007 de yayına başladığında şöyle sesleniyordu okuruna.

Zeki Oğuz

Mut’ta Çıtlık adında bir dergi yayınlanıyor. Yayıncısı eğitimci-yazar arkadaşım Nihat Mustul. Çıtlık Nisan 2007 de yayına başladığında şöyle sesleniyordu okuruna.

Benim adım ÇITLIK.

Mut’un her yerinde, hatta bütün Toroslarda yetişirim.

Size yabancı olmadığım için verildi bu ad bana.

Mut’ta dört kültür sanat sevdalısı insan ekti beni edebiyat toprağına.

Yaklaşık iki yıl sürdü çimlenmem.

Nisan 2007’de, sıcacık matbaa kokularıyla size gelmiştim. Şimdi de sanal dünyada karşınızdayım.

Bütün Mutlulara ve tüm okurlarıma bir çocuk coşkusuyla merhaba diyorum.

Biliyorum ki daha bebeğim. Ama bütün çocuklar gibi büyümek ve yaşamak istiyorum. Hem de Mut kokularımı koruyarak, yurt kokularımla çoğalarak, evrensel kokulara uzanarak…

 

Evet, o günden bu güne 14 sayı oldu Çıtlık, dördüncü yılına girdi. Üç ayda bir okurun karşısına dolu dolu çıkıyor.

27 Nisan akşamı Çıtlık’ın dördüncü yıl şenlikleri vardı. Değerli arkadaşım Nihat Mustul’un bu sevinçli gününde yanında olmak istedim. Yıllarca dergiciliğin çilesini, sevincini çekmiş biri olarak orda olmam gerektiğine inanıyordum.

Öğleye doğru Mut’a vardım. Karacaoğlan parkında Nihat hocamla buluştuk. Bir yorgunluk çayından sonra oradaki dostları ziyaret ettik. İkindiye doğru şenliğin yapılacağı Halk Eğitim Merkezine gittik ön hazırlıkları yapmak üzere. Şenlik arasında bende bir saydam gösterisi yapacaktım.

Mut Halk Eğitim Merkezi,  halk eğitim merkezleri içinde en donanımlı, en güzel binalardan biriydi. Tek sorunu merkeze biraz uzak oluşu ve ulaşımın zorluğuydu. Açıkçası endişelenmiştim izleyici az olur, diye. 

Etkinlik başladığında endişemin yersiz olduğunu gördüm. Üç yüz kişilik salon dolmuştu nerdeyse. Kaymakam, belediye başkanı, emniyet müdürü ve ilçenin bütün ileri gelenleri ordaydı. 

Güzel bir gece oldu. Gösteriler yapıldı, şiirler okundu, şiir yarışmasında dereceye girenlere ödülleri verildi. Köprübaşı köyünden alevi tahtacı üç sanatçı yerel türküleri çalıp söylediler. Ben de gösterimi yaptım.

Mut doğası ve tarihi ile sevdiğim ilçelerimizden biri. Hele Karacaoğlan parkında asırlık, ulu çınar ağaçlarının altında çay içmenin keyfine doyulmaz. Halk kültürümüzde de ayrı bir yeri vardır Mut’un. Her karış toprağında Karacaoğlan’ın izi var desem yeter meramımı anlatmaya. Haziran ayının ilk haftasında yine oralarda olacağım çünkü 1962 yılından beri düzenlenen kayısı şenlikleri var o hafta.

Mut’un doğası ve tarihi kadar insanları da güzel, bu güzel insanlar kültür ve sanata hep yakın duruyorlar. Her sayı durumu iyi olan bir Mut’lu destekleyici oluyor Çıtlık’a.

Nihat hocamı kutluyor, Çıtlık’a uzun bir ömür diliyorum. Çıtlık gibi yöresel dergilere çok ihtiyacımız var.

Ertesi sabah Silifke’ye gitmek üzere ayrılıyorum Mut’tan. Silifke’yi gezdirmek üzere iki cadım bekliyor. Zehra Koçak Aslan ve Sultan Akça. Sultan Erdemli Tömük’ten gelecek. İkisinin de imrenilecek bir arkadaşlıkları var. Tam otuz yıldır tanışıyorlar ve ilk günkü sıcaklığı ile sürüyor arkadaşlıkları.

Adana’ya giderken geçtiğimiz yol üzerinde Silifke, Dedemli yakınlarında doğup 250 km yol aldıktan sonra sevgilisi Akdenize kavuşan Göksu ırmağı ilçenin tam ortasından geçiyor. Doğası ve tarihi ile güzel bir ilçemiz olduğunu biliyordum ama şimdiye kadar gezme şansım olmamıştı. Cadılarım sayesinde gezecek, doğa ve tarih güzelliklerinin tadını çıkaracaktım.

Öyle de oldu.

Sultan ile otogarda buluştuk. Zehra geldi bizi almaya. Birlikte Zehra’nın evine gittik. Sabah kahvaltısından sonra ilçe turuna çıktık. Yanımızda Zehra’nın küçük cadısı Beren vardı.

Gevnenin kuzeyinde Dedemli beldemiz yakınlarında doğan Göksu oralarda berrak, pırıl pırıl akar. Başka derelerden aldığı sularla çoğalır ve Silifke’ye vardığında rengi değişir, boz bulanık ulaşır denize. Akdeniz’e ulaşmadan önce de 23 bin hektarlık bir delta oluşturur. Bu delta göçmen kuşların yolu üzerinde ve yüzlerce çeşit göçmen ve yerleşik kuşa ev sahipliği yapar.

Irmak boyunca gezinti yolları ve parklar var. Irmağın kenarında yürüdük. Bahar kokularını içimize çeke çeke ara sokaklara daldık. Eski evlerin fotoğraflarını çektik. Taşeli Kültür ve Sanat Derneği eski bir konağı etnoğrafya müzesi haline getirmiş. Bulabildikleri etnoğrafik malzemeleri burada sergiliyorlar.

Akşama doğru Zehra’nın eşi Bünyamin işten geldi. Bu kere onun arabasıyla başladık gezmeye. İlk durağımız Silifke kalesinin hemen yakınındaki Tekfur ambarıydı. Yekpare kayaya oyulmuş helezon biçimi bir merdivenden iniliyordu ambara. Zehra ile eşi yukarda beklerken biz Sultan ile indik gül kokulu merdivenleri. Adı ambar ama su sarnıcı olduğunu söyleyenler de var.

İlçeye hâkim bir tepenin üzerinde Silifke kalesi. Erken Roma döneminde yapıldığı söyleniyor.

Buradan Göksu ırmağının kıvrımlarını ve deltasını izlemek mümkün. 

Kaleden indiğimizde hava kararmaya başlamıştı. Aya Tekla kilisesine gittik ama gezmemiz mümkün olmadı. Saat 17.00 de ziyarete kapanıyormuş. Buranın bir adı da Meryemlik. Aya Tekla Konya’lı bir azize. Konya çevresinde Hıristiyanlığı yaymaya çalışırken öldürüleceğini anlayınca Silifke’ye kaçıyor ve bir mağaraya saklanıyor. Zamanla önemli bir ibadet merkezi oluyor burası.

Gezimizi Taşucu limanında bir turla noktalıyoruz. Yüzlerce kare fotoğraf ve güzel anılar kalıyor geriye.

Akşam yemekten sonra sohbet arasında babasından söz ediyor Zehra. Babası Muharrem Koçak uzun yıllar orman muhafaza memuru olarak çalışmış, aydın bir insanmış. Şiirlerini ve ünlü Karakaya köyü fıkralarını bir araya getirmiş. Kendisi de Karakayalı zaten. Bünyamin fotokopi çıkarıp bir nüshasını da bana verdi. Halk şiiri tarzında güzel şiirleri var Muharrem Koçak’ın. Özellikle çevresini ve yaşadıklarını şiirleştirmiş.

Sözü, Muharrem Koçak’ın derlediği bir Karakaya fıkrası ile bitirelim.

Karakayalıların ortak kullandığı büyükçe bir su küpü varmış. Susuz kalan bir dana su içmek için küpün içine kafasını sokmuş ve çıkaramamış. Köylüler toplanmışlar bir türlü dananın başını çıkaramamışlar Akıllı geline danışmışlar. Akıllı gelin hemen olay yerine gelmiş, durumu incelemiş. Ulan ne salak şeylersiniz siz. Onun kolayını bulamadınızmı. Kesin dananın başını kurtarın demiş.

Hemen emri yerine getirmişler. Tabi dananın başı içeri, gözdesi dışarı düşmüş. Tekrar geline koşmuşlar. Gelin azarlamış ve ulan beceriksizler, ondan kolay ne var. Kırın küpü, kurtarın başı, der. 

2.20110509132449.jpg

3.20110509132504.jpg

4.20110509132514.jpg