Mevlana'nın Şefik Can'ı...
“Son bir nefesim kalsa, onu Mevlâna yolunda harcamak isterim” diyen Mesnevihan’ın öyküsü
11 Eylül sonrası ABD’sinde bestseller olan kitaplardan biri de Mevlâna’nın Mesnevi’si& İngiliz gazetesi The Guardian’da yer alan ve Mevlâna’yı İngilizce’ye tercüme eden ilk Kültür Bakanımız Talat Halman’ın, Mevlana’nın temsil ettiği sufizm türünün, "İslâm’ın liberal ruhu"nu yansıttığını söyleyebilmesi ise yapılan Mesnevi okumalarının onu anlamlandırma açısından nerelere kadar zorlanabileceğinin bir işareti olarak görülebilir. Anlaşılan o ki batı kendi projesine göre çarpıtabildiği, kendi pazarlarında satabilmek için paketleyebildiği şeyleri neşvü nema bulduğu ve beslendiği topraktan kopartıp, bambaşka bahçelere taşımakta; İslam’dan devşirdiklerini Budizm gibi batıl inanışlarla harmanlamakta sakınca görmüyor. Dolayısıyla Batının Mevlâna’ya söyletmeye çalıştıklarına değil de onun söylediklerine bakma ihtiyacı günümüzde bir kat daha hassasiyet gerektiriyor. Mevlâna’nın doğru anlaşılması için bir ömür aşk ile mesai veren Şefik Can’ın eserleri ise tam da bu noktada önem kazanıyor. Çünkü Can, Mevlâna ile ilgili mesaisini şu sözlerle özetlemişti: "Allah lutfetti, Mesnevi’yi ve Divan -ı Kebir "i bugünkü dile aktardım: Hazret -i Mevlâna’yı yanlış anlıyorlar. Reform yapmış güya. Hazret -i Mevlâna , diğer veliler gibi Peygamberin varislerinden. Abdülkadir-i Geylanî , Ahmed-i Rüfai, Şah-ı Nakşibendi gibi o da büyük bir veli. Hazret -i Muhammed"in tam yolunda. Çünkü "Men bende-i Kur’anem, eger candarem / Men hâk-i reh-i Muhammed Muhtarem" diyor. Yani: "Ben yaşadığım müddetçe Kur’an’ın kulu, kölesiyim, ben Hazret-i Muhammed"in mübarek ayağının bastığı toprağının altıyım."
1909 yılında Erzurum’un Tebricik köyünde dünyaya gelen Şefik Can, küçük yaşta müftülük yapan babasından Arapça ve Farsça öğrendi. (Şefik Can daha sonra kişisel gayretleri ile bu dillere İngilizce, Fransızca ve Rusça’yı da ekledi. Hatta Rusça için bir de gramer kitabı kaleme aldı.) Boşalan tüfek fişeklerinin mukavva kutusundan, kendisine okul çantası yaparak 1916 yılında ilkokula başladı ve o sene ileride bir kızına adını vereceği annesi Gülşen Hanım vefat etti
Onun çocukluğunun nasıl bir "geçiş" dönemine denk düştüğünü gösteren en açık anektod, "Padişahım çok yaşa" diye başladığı ilk okulu, 1922 yılında "Kemal Paşa çok yaşa" diyerek bitirmiş olmasıdır. Meslek olarak devrin koşullarının da etkisiyle askerliği seçen Can, Tokat Askeri Ortaokulunu bitirdikten sonra 1926"da İstanbul Kuleli Askeri Lisesine başladı. Harp Okulundan 1931"de mezun olan Can, daha sonra bu dönemi, "96 yıllık ömrümün en duygulu, en güzel senelerini ihtiva etmektedir." diye anlatmıştır.
Kuleli Askeri Lisesi’nde öğrenci iken tanıdığı, Tahirü’l Mevlevi Hazretlerinden aldığı "Mesnevihanlık" icazetiyle 1960 yıllarında başlamış olduğu Mesnevi derslerine son nefesine kadar devam etti. Can, hocası Tahirü’l Mevlevî’nin yarım kalan Mesnevî Şerhi’nin 5. ve 6. ciltlerini kaleme aldı.
Haydarpaşa Askeri Veteriner Okulunda Ayniyat Muhasibi olarak göreve başlayan Can, dönemin Yeni Adam, Türk Sanatı, Bilgi Yurdu gibi dergilerine hikaye ve makaleler de yazarken 1934 yılında Yeni Adam dergisinin açmış olduğu hikaye yarışmasına "Deli İsa" adlı hikaye ile katılarak ödül aldı. Edebiyata olan ilgisi ise Şefik Can’ın sürgününe sebep oldu. Zira İstanbul Üniversitesi Edebiyat ve Tarih bölümü derslerine komutanlarının izin olmadan devam etmesi askeri yetkililerce Kırklareli’nin Vize ilçesine Ambar Müdür Yardımcısı olarak tayin edilmesine sebep oldu.
1934 yılında soy adı kanununun çıkmasıyla, babası dahil tüm ailesi "Balcı" soy ismini alırken, babasının ona çocukluğundan beri Erzurum’da yöresel bir çağırma şekli olan "Can" sözcüğüyle hitap etmesi, Şefik Hoca"nın tüm ailesinden farklı bir şekilde sadece kendisi Can soy ismini almasına sebep oldu.
Vize"deki görevi esnasında yaptığı öğretmenlik başvuruları önce reddedilen ancak uzun uğraşılardan sonra kabul edilen Can, 1935 senesinde Kuleli Askeri Lise’sinde Tahirü’l Mevlevi’nin (Tahir Olgun) yanında stajını tamamlayarak öğretmenliğe başladı. 1941 yılında, tanınmış Osmanlı paşalarından Kadri Raşit Paşanın yeğeni ve Abdulhamit Hanın eczacısı Miralay Mehmet Refik Pasinler’in kızı Müşfika Pasinler Hanımefendiyle evlenen Şefik Can’ın 1942 yılında Mine, 1946 yılında Gülşen adında iki kız çocuğu dünyaya geldi. Şefik Can’a, Hz. Mevlâna ve eserleri üzerine yaptığı çalışmalarından dolayı, 2001 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından "Üstün Hizmet Ödülü” verildi.
Mesnevihan Şefik Can’ın vefatını doktoru Ömer Faruk Önder, Aksiyon dergisine şu sözlerle anlatır: Sıkıntılı bir hastalık sürecinin ardından, verilen ilaçların tesiriyle önce yüzüne renk gelmiştir. Odadakiler iyileşmesine sevinir ve onun çok sevdiği Mevlevi zikrini kasete koyar. Yatağından doğrultulur, ağzına pamukla bir iki damla zemzem verilir. Şeyhin sağ gözünden bir damla yaş süzülür. Ardından düşen birkaç damla ile Azrail ruhunu bedeninden usulca sıyırıp alır. Böylece "Şeb-i Arus" odada zuhur eder. 95 yaşında iken bile durup, dinlenmek bilmeden çalışan "Son bir nefesim kalsa, onu Hz. Mevlâna yolunda harcamak isterim. Dilimin döndüğü, gücümün yettiği müddetçe hep Hz. Mevlâna’ma hizmet etmek isterim. Eğer bu yolda insanlara faydalı olacaksam bana hayırlı bir ömür lütfet, faydalı olmayacaksam da beni bu dünyada fazla bekletme Ya Rabbi” diyen Şefik Can, Kurban Bayramı’na denk düşen 23 Ocak 2005 tarihinde vefat etti, Konya Üçler Mezarlığı’na defnedildi. Allah gani gani rahmet eylesin…
Suavi Kemal - Milli Gazete