Mevlana için Konya'dalar!
Grub Hümayun adlı müzik grubuna üye üç İranlı Mevlana aşığı, Mevlana’nın 732. Vuslat Yıldönümü dolayısıyla Konya’ya geldi.
Murat GÜZEL
Mustafa Çalışkan’a ait Kitap Dünyası’nda Perşembe günü tanıştığımız İranlı santur üstadı Hüseyin Parsiya’dan röportaj için Cuma saat 11’de tekrar buluşmak üzere söz alarak ayrılmıştık. Buluşma saatine beş dakika kala geldiğim kitap evinde değerli şair Mustafa Özçelik’i de görmek beni sevindirmişti. İranlı misafirimiz Hüseyin bey tam saatinde yanında diğer İranlı arkadaşları, Hüseyin beyin tabiriyle “hoş-avaz” vokalist Said Halas ve neyzen Said Fehimi ile çıkageldi. Hüseyin bey, yanında hem Çalışkan’a hem de bana İran’da üyesi oldukları Grub-u Hümayun’un CD ve kasetlerinden hediyeler getirmiş. Karşılıklı “hoşamedi!”, “şükran!”, “memnun!” faslından sonra hep birlikte Kitap Dünyası’nın üst katındaki salona geçtik.
Ben Farsça’yı, Hüseyin Bey ve arkadaşları da İngilizce’yi çok az bildikleri için röportaj esnasında anlaşmakta güçlük çekeceğimizi düşündüğüm başlangıç anlarında Çalışkan imdada yetişip İngilizce-Farsça bir Mesnevi çıkardı ortaya. Mesnevi’de geçen gemici macerasını, Farsça aslından okuyan Hüseyin beyin tok sesiyle sohbetimize başlamış olduk.
40’ı aşkın müzisyenden oluşan büyük bir müzik grubu olan Hümayun’un adının işaret ettiğinin tersine “hükümetten” bağımsız, özel bir müzik ve ilahi grubu olduğunun altını çizdi Hüseyin bey. Bize hediye ettiği CD ve kasetlerde yer alan müziklerin “güfte”lerinin Sadi, Hafız, Mevlana gibi Fars dili ve edebiyatının büyük şairlerine ait olduğunu bilhassa vurguladı.
Konya’ya Mevlana hazretlerinin 732. Vuslat Yıldönümü’nden dolayı ziyaret maksadıyla geldiklerini belirten Hüseyin Parsiya, etkinlikler kapsamında yer alan Mistik Müzik Festivali’ne niçin İran’dan hiçbir sanatçı ve grubun katılmadığını sorduğumuzda hüzünlü bir tebessümle susup cevap vermekten imtina etti.
Çantasından çıkardığı Hazan, Metruk ve Feyz adlı şiir kitaplarının kendi hattıyla hazırladığı özel defterlerine bakarken bir şair olarak Özçelik’in de benim gibi imrendiğini gözlemledim. Santur çalmak haricinde Hümayun grubunda kompozitörlük de yapan Parsiya’nın ellerinin her parmağında ayrı bir hüner olduğunun canlı şahidiydi Farsça deyişle bu “kürrase”ler, defterler. Hattat, ressam, santur müzisyeni, şair, “hoş-avaz” ve Mevlana aşığı Hüseyin bey ve arkadaşları hatırımıza binaen, minik bir konser de verdiler.
Merakımı yenemeyip İran’da kitapların ne kadar basıldığını, kaç nüsha “neşredildiğini” sormadan edemedim. Gelen cevap Türk kültürü adına bizi yine üzdü: Kendi şiir kitaplarının defaaten 5 bin basıldığını, Nima Yuşiç, Sadık Hidayet gibi İran hikayesinin usta isimlerinin eserlerinin bundan daha fazla neşrolunduğu tadaden vurguladı.
Hümayun grubunda “neyzen”lik yapan Said Fehimi’nin Afgan neyiyle gönlümüzdeki pası silen hüzünlü nağmelerine bir süre sonra Said Halas’ın candan ve yanık sesiyle söylediği Hafız’ın ve Fuzuli’nin gazelleri katıldı.
Vaktin yavaş yavaş dolduğunu düşünürken Hüseyin Parsiya, Şair Mustafa Özçelik’ten Türkçe bir şiir dinlemeyi arzu ettiğini belirtti. Özçelik, Yunus Emre’nin “Aşkın aldı benden beni/Bana seni gerek seni” şiirini büyük bir vukufiyet ve tonlamayla misafirlere aktardı. Yunus Emre’den habersiz olduklarını zannettiğim misafirlerimiz Yunus Emre’ye aşina olduklarını, Fuzuli’yi severek okuduklarını ifade edince biraz şaşırdım. Bir çok Türk’ün bihaber olduğu bu değerlerimizi İranlı misafirlerimizin en az bizim kadar bilmesi hoştu doğrusu.
Artık vakit doldu. Ayrılmanın zamanı geldi. Kaldıkları otelin adresini aldık ve birbirimize “Hüda-est”, “Hüda hafız” diyerek ayrıldık.